Eşitlik mi, adalet mi?
Düşünün…
Bir sınıfta öğretmen sınav sonrası bütün öğrencilere aynı notu veriyor: 70.
Herkes eşit, tamam… Ama bir öğrenci sabaha kadar çalışmış, diğeri kalemi ters tutan cinsten.
Adalet nerede peki? O öğrenci koridorda “Ben haksızlığa uğradım” diye ağlıyor, diğeri de “Ben şanslıymışım” diye gülüyor.
Eşitlik işte böyle bir şey: naif, iyi niyetli, posterlik.
Adalet ise biraz sert mizaçlı, ama net:
Eşitlik “Hadi herkes aynı ayakkabıyı giysin” der,
Adalet “Birinin ayağı 36, diğerinin 44, yani hangisi rahat edecek?” diye sorar.
Topluma gelelim.
“Kadınlar da erkekler kadar güçlüdür” diyorsunuz, haklısınız.
Ama adalet der ki: “Biyoloji farklı, şartlar farklı, ihtiyaçlar farklı.”
Adalet, sessizleri duyurur; eşitlik ise mikrofonu herkesin önüne koyar ama kimseyi duymayabilir.
Ve burası trajikomik kısım:
Eşitlik sosyal medyada alkış toplar, tişörte basılır, yürüyüşlerde slogan olur.
Adalet ise terletir, bazen sevdiğiniz birinin bile hatasını kabul etmek zorundasınız.
Ama asıl fark şurada:
Eşitlik bağırır: “Herkes aynı hakka sahip!”
Adalet fısıldar: “Ama herkes aynı durumda değil…”
Belki de hayat şöyle bir şey:
Eşitlik kapıyı açar, adalet içeri kimin gireceğine karar verir.
Ve siz kapıdan içeri girerken fark edersiniz ki, bazen adalet için biraz çamura basmak gerekiyor, biraz terlemek, bazen de vicdanla çatışmak.
Peki siz ne dersiniz sevgili okurlarım?
Gerçekten eşitlik mi istiyoruz, yoksa adaletin zahmetinden kaçmak için “eşitlik” maskesi mi takıyoruz?
Ve en önemlisi: Eğer eşitlik ve adalet kavga etseydi, siz kimin tarafında dururdunuz?