Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 30 Haziran’da yapılması planlanan olağanüstü kurultayın iptali için açılan dava partide yeniden iç karışıklık yarattı. Mahkemenin “mutlak butlan” kararı vermesi halinde, 2023 yılında gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay geçersiz sayılacak. Bu durumda, Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki eski yönetim tekrar göreve dönebilirken, mevcut Genel Başkan Özgür Özel’in pozisyonu hukuki olarak tartışmalı hale gelecek.
Dava sürecinin sonucu CHP’nin siyasi rotasını önemli ölçüde etkileyebilir. Eğer mahkeme kurultayı iptal ederse, CHP Tüzüğü gereği yeni bir kurultayın toplanması için bir yıllık süre tanınacak. Ancak bu sürecin erken başlatılması da Genel Başkan’ın inisiyatifinde olacak.
Kılıçdaroğlu: “Ben Başlatmadım Ama Görevi Reddedemem”
Sözcü gazetesine konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, yargı sürecinin kendi talebiyle başlamadığını belirterek, “Bu dava benim değil, değişimci delegelerin açtığı bir dava. Ama mahkeme beni göreve iade ederse, bunu reddetmem mümkün değil. CHP’yi kayyuma teslim edemem” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, göreve dönmeye hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Ancak parti içindeki bazı kesimler, bu yaklaşımın, Özgür Özel’in başlattığı ‘değişim’ sürecine zarar vereceği görüşünde.

TGRT Haber'e Verdiği Röportaj Tepki Çekti
Eski genel başkanın, CHP yönetiminin boykot kararı aldığı TGRT Haber’e konuşması ise şaşkınlık yarattı. Kanalın Ankara Temsilcisi Fatih Atik ile görüşen Kılıçdaroğlu’nun, TGRT’yi “objektif habercilik” yaptığı için takdir ettiği belirtildi. Bu görüşme, özellikle partiye yakın gazeteciler tarafından eleştirildi.
Gazeteci Cem Küçük’ün “CHP’li gazetecilere konuşmuyor” yorumları, Kılıçdaroğlu’nun kendi siyasi kampındaki basınla olan iletişimine dair yeni tartışmaların fitilini ateşledi.
Özel’le İletişim Yok Ama Kapılar Açık
Kemal Kılıçdaroğlu, şu anda Özgür Özel’le doğrudan bir temasının olmadığını ancak yargı kararı sonrası görüşebileceklerini ifade etti. “İsterse arar, konuşuruz. Gerekirse ben de davet ederim” diyen Kılıçdaroğlu, karardan önce yapılan tartışmaları ise gereksiz buldu.
Bu açıklamalar, bir yandan sağduyulu ve uzlaşmacı bir duruş izlenimi verse de, diğer yandan mevcut genel başkanla istişareden uzak durması parti içinde ayrı bir krizin sinyalini veriyor.
“Yönetemez” Eleştirilerine Yanıt: “13 Yıl Kim Yönetti?”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın “Kemal Bey yönetemez” çıkışına da yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Ne demek yönetemez? 13 yıl kim yönetti bu partiyi? Ben yönettim. Asıl kayyum gelirse partiyi kim yönetecek?” dedi. Bu sözleriyle parti içi eleştirileri sert dille reddeden Kılıçdaroğlu, partinin başına yeniden geçme niyetinin ciddi olduğunu ortaya koydu.
Ancak geçmişteki uzun liderlik süresine rağmen CHP'nin 13 yıl boyunca iktidar alternatifi olamaması, kamuoyunda da Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve dönme ihtimaline eleştirel bakılmasına neden oluyor.
Parti içindeki vesayet tartışmalarına da değinen Kılıçdaroğlu, CHP’nin hiçbir zaman dış müdahaleyle yönetilmediğini savundu. “CHP Atatürk’ün partisidir, vesayet kabul etmez. Özgür Bey’i görevi devrederken uyarmıştım, şu an karar almakta zorlanıyor” diyerek mevcut yönetime dolaylı bir eleştiride bulundu.
“Parti İçi Barış Önceliğim Olacak”
Göreve geri dönmesi durumunda öncelikli hedefinin “parti içi barış” olacağını belirten Kılıçdaroğlu, kırgınlıkların giderilmesi gerektiğini söyledi. “Zaman ayrışma değil, birleşme zamanı” ifadesiyle kapsayıcı bir söylem geliştirmeye çalıştı. Ancak aynı konuşmasında yaptığı medya tercihi ve Özgür Özel'e dolaylı eleştirileri, bu söylemin pratikle ne kadar örtüştüğü konusunda soru işaretleri yarattı.
“Kayyuma Asla İzin Veremem”
Mansur Yavaş ve Vahap Seçer’le yaptığı görüşmeyi de açıklayan Kılıçdaroğlu, “Vahap Bey bana hak verdi, Mansur Bey ise birlikte çözüm bulmamız gerektiğini söyledi. Karar çıkarsa partiyi kayyuma teslim edemem” dedi. Bu açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun siyasi manevra alanını geniş tutmak istediğini ve yeniden liderlik rolüne hazırlandığını gösteriyor.

“CHP’nin DNA’sıyla Oynanıyor” İddiası
Kılıçdaroğlu, bazı medya yorumlarının ve parti içi hamlelerin CHP’ye karşı bir “tuzak” olduğunu öne sürdü. “CHP’nin DNA’sıyla oynanıyor, buna izin veremem” çıkışı, durumun sadece bir iç mesele değil, dış müdahalelerle şekillenen bir tehdit olduğunu ima ediyor. Ancak bu tür ifadeler, somut bir gerekçeye dayanmadığı sürece parti içinde kutuplaşmayı daha da artırabilir.
İmamoğlu, Kayyum ve Kaftancıoğlu Çıkışı: Tutarsızlık mı, Strateji mi?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu ve kayyum süreci hakkında “Yargı kararını tanımıyorum diyemezsiniz” açıklaması geçmişteki tutumlarıyla çelişiyor. Örneğin, Canan Kaftancıoğlu kararı sonrası “Mahkemeyi de, kararı da tanımıyoruz” çıkışı hatırlatılıyor. Bu tutarsızlık, liderliğinin yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
Ayrıca TGRT Haber’e verdiği röportajda “disiplin sürecini işletmeyeceğim” demesi de parti içinde kurumsallık ve denetim mekanizmaları açısından soru işaretleri yaratıyor. Bir yandan “hukuki kararlara saygı” diyen Kılıçdaroğlu’nun, diğer yandan keyfi uygulamaları ima etmesi, siyasi etik açısından tartışmalı.
Kılıçdaroğlu Mutlak Butlan ile CHP Başına Getirilirse Reddetmeyecek!