Antalya’nın ilk Büyükşehir Belediye Başkanı Hasan Subaşı: “Antalya'da yapılması gerekenleri, söz verdiklerimi yapmak huzuru içindeyim. İlk ulaşım Master Planı ve Türkiye’de ilk Nazım imar planını da yaptık. Belki de ilk belediye olmuştuk. Çünkü öncesinde planlar bakanlık tarafından İller Bankası'na yaptırılıyordu. Açılan davalar bazen hizmete engel oluyordu. Nazım planda da öyle olmuştu." Subaşı bir üzüntüsünü de şöyle dile getirdi: “Antalya'nın değerli bazı arsaları kaybedilmişti. Onları Antalya'nın geleceği için rezerv arsalar görür sakınırdık. Ama o arsalar maalesef iyi değerlendirilmedi ve elden çıktı.”
1 Temmuz 2025 bugün. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlarımızdan, geçmiş dönem Antalya Milletvekilimiz Hasan Subaşı ile beraberiz. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. 12 Haziran’da ‘Dar alanda siyaset’ kitabını imzalamıştı. Çok ilgi çekici bir başlıktı. Az çok ne demek istenildiğini kitabı okumadan da hissetmiştim. Aslında çok da dar alanda siyaset yapmamıştı başkanımız. Farklı partilerde en üst düzey görevler, genel başkan yardımcılığına yükselmiş bir isim. Dar alanda siyaset yaptığını ve kimlere rağmen mecliste kendi arkadaşlarına rağmen nasıl demokrasiyi savunduğunu aslında kaleme alıyordu ve kendisiyle bugün kitabını okuduktan sonra bazı önemli noktaları kamuoyuna aktarmak adına bu röportajı yapıyoruz.
30 yılda konunun bu noktaya evrilmiş olması aslında belediyeciliğin mi artık vizyonu değişti eskiden kamucu bakılan anlayıştan buraya nasıl evrildi ve bu süreci nasıl karşılıyorsunuz değerli başkanım?
"Göreve geldiğim zaman Antalya çok zorlu sıkıntılı bir dönemdeydi. 25-30 yıl önce otogarın tam da şehrin merkezinde bugün Mark Antalya’nın olduğu yerde otogar alanımız vardı. O küçücük otogarın yeri şehrin merkezinde trafiği kilitleyen konumdaydı. İlk olarak yapılması gereken yatırımlardan birisiydi. Mezbaha da öyleyi. Mezbahanın çok ciddi çevre sorunu vardı. Çünkü mezbaha şehrin en güzide yeri Lara bölgesinde kalmıştı. Kan ve atıkları denizi kirletiyor, kokusu çevreye yayılıyordu. O yüzden bu yatırımların hiç gecikmeden yapılması gerekiyordu.
Mezbahayı bir şirket kurarak devletten teşvik alarak yapmaya çalışmıştık. O da çok garipsenmişti, şirket kurmak o zaman bilinen şeyler değildi bunlar. Otogarda bir o kadar önemliydi çünkü trafik artık kilitlenirdi. Antalya neredeyse ulaşımını sürdüremez noktaya gelirdi. Otogar içinde en uygun olan eski otogar yeri olarak ayrılmış bir alan vardı. Çok genişçe bir alan. Rahmetli Yener Ulusoy’un yaptırdığı bir yarışma projesi vardı. Birkaç proje çıkmıştı. Bu projeleri ele alıp revize edilerek bu projeleri gerçekleştirmeye çalıştım. Yener Ulusoy’un projesini ele aldıktan sonra araştırdım yetkilileri buldum. Bu proje uygulanamaz çok büyük çok masraflı denilerek rafa kaldırılmıştı. Gerçekten proje çok güzeldi.
Mezbaha yapımı için ANET belediye şirketini kurmuştuk. Şirketleşme sayesinde devletten teşvik almış yatırımın maliyetini düşürmüştük. Gerçi şirket kurmak o dönemde hayli yadırganmıştı. Otogarda bir o kadar önemliydi çünkü Antalya trafiği artık kilitlenmek üzereydi. Antalya neredeyse ulaşımını sürdüremez noktaya gelecekti.
Yeni otogar için planda uygun bir alan olan ayrılmıştı. Çok genişçe bir alandı. Rahmetli Yener Ulusoy’un yaptırdığı bir yarışma projesini atıl bir vaziyette bulmuştum. Bu projeyi ele alıp inceledik güzel bir projeydi. Yapımı zor büyük ve masraflı denilerek rafa kaldırılmıştı. Gerçekten proje güzeldi.
Modern ve benzeri olmayan bir projeydi. Yarışmayı kazanan mimarlarını çağırdım proje üzerinde tekrar gerekli güncellemeleri yaptığımızda ‘Bunu yapabilir miyiz’ dediğimizde çok yüksek maliyetler çıkıyordu ki belediyenin de hiç imkanı yoktu.
Buna rağmen yine de imkanları zorladık, kıymetli bir arsayı ortaya koyduk. ‘Bu arsa karşılığı yapılır, Antalya’da bir felaketten kurtulur’ demiştim. Biz o şeye giriştikten sonra yatırımcının hakkedişlerinin biraz hızlı yürüdüğünü hissedince yatırımı durdurdum. Dava açtım ama projede bir ölçüde yürüdüğü için arsayı kaybetmekten çekinmiştim. Arsayı da Muratpaşa Belediyesi'ne bir anlaşmayla devretmiştim. Burada projenin asıl malikinin Büyükşehir olduğunu ikili bir anlaşma ile imzalamıştık."

EMANET ARSAYA SAHİP ÇIKILMADI
Sonuçta biz davayı kaybetmedik ve yatırımcısını çıkardık otogar alanından. O zaman biz ANTEPE şirketini de kurmuştuk. Projenin geri kalanını kısa zamanda gerçekleştirdik. Maliyeti düşürdük ve davayı da kazandık. Arsayı kurtardığımızı düşünürken bizden sonra o arsaya, turizmci Talha Görgülü tarafından bina yapıldığını gördük. Neden böyle olduğunu sorduğumda konuyu bilen bir personel, "Muratpaşa Belediyesinin borcu nedeniyle haciz sonucu, arsanın temizlik firmasına geçtiğini ve firmanın da devrettiği" bilgisini verdi. Sonrasında da o arsanın Fettah Tamince'ye geçtiğini basındaki tartışmalardan öğrendik.
ANTALYA’NIN REZERV DEĞERLİ ARAZİLERİ KAYBEDİLDİ
Artık belediyecilik ekonomi ile sermaye ile yan yana onun çıkarları doğrultusunda hizmet ettiğinizde mi önü açılan siyasette insanların bir sürece doğru evriliyor?
Ben işin o tarafına hiç bakmadım, benim görevim kamuyu korumak. Kamuya hizmet vermek, topluma hizmet vermek mantığından hiç taviz vermedim. Antalya'ya yapılması gerekenleri ve söz verdiğimiz yatırımları yapmanın gururunu yaşadık. Ulaşım Master Planı ve Nazım imar planı da yapıldı. Ama açılan bir dava sonucu Kırcami çalışması nedeniyle bu plan iptal edildi çalışma engellendi. Üzüldüğüm Antalya'nın bazı değerli arsaların kaybedilmiş olmasıdır. O arsalar Antalya'nın geleceği için rezerv arsalardı.

Otogar alanı demişken otogar alanı ile ilgili kitabınızın birkaç yerinde özellikle vurguladığınız bir konu var. Belediye hizmet alanı ve ticaret alanı planlamaları yapıldığı dönemlerde eski otogar alanının bulunduğu alan şimdi MarkAntalya olan planlamalar hususu… Sizin döneminizde yapılan planlamalara karşı çıkan CHP Meclis Üyesi Fahrettin Köken’in daha sonraki dönemde daha yoğun ticaret planlamalara karşı kayıtsız kalmasını da özellikle birkaç noktada belirtmişsiniz. Bu da aslında gösteriyor ki maalesef doğruya doğru demek lazım. Kim olursa olsun eğer yanlış bir iş varsa da o yanlışa kim olursa olsun yine yanlış demek lazım. Peki siz orada ne öngörmüştünüz başkanım ve sonraki süreç böyle cereyan ettiğinde ne hissettiniz?
Otogar konusunu açtınız, otogarda güzel bir otogar ortaya çıktı. Türkiye'nin en modern otogarıydı. ama onun yanında da kaybettiklerimiz de oldu. Biraz önce bir tanesine dokunmuştuk. Ben kıymetli arsalar derken bir tanesi otogar arsasıydı. Çıktığımız alan çok kıymetliydi. Otogar alanını büyükşehir hizmet alanı olarak projelendirmiştik. Dikey mimari olarak projelendirdik. Zemin altında 6-7 kat katlı otopark olacaktı. Kalekapısı yarışma projesi kapsamında yayalaştırdığımız Şarampol yolu bu amaçla önem kazanıyordu. Yüksek katlı bir hizmet alanı planlamıştık. Bu bina Antalya’nın her yerinden görülebilecek simge bir bina olacaktı. Güney tarafında da tek katlı bir çarşı bulunuyordu. Çarşı tüm bu projeyi finanse ediyordu.
Bunu kabul eden firmalar vardı ama o bir dava açıldı. Bir meclis üyemizin açtığı dava sonucu mahkemece durdurulunca proje rafa kalkmıştı. Bu davayı açan parti ve parti temsilcileri bu arsayı tümden rant alanına çevirdiler ve arsaya, büyükşehir hizmetbinası yerine MarkAntalya AVM yapılmıştı. Ardından nazım imar planına dava açıldı. Türkiye’de bir belediyenin yaptığı belki de ilk geniş ölçekli nazım plandı. Mahkeme Kırcami imara açılamaz gerekçesiyle planı tümden iptal etmişti. Tarım alanları imara açılıyor diye çok eleştirildik. Oysa çok sınırlı ve dengeli bir çalışma vardı. Hem bir ölçüde tarım alanı korunuyordu hem de insanlara yaşam alanı sağlanıyordu. Durduruldu, dava açıldı ve plan iptal edildi derken bizi de seçim sırasında etkilemişti. Siyaseten açılan davalarda belki muvaffak oldular ama bunların Antalya’ya zararı oldu. Çünkü bugün yapılmaya çalışılan aynı kişiler tarafından bu defa fazlası ile daha yoğunluklu olarak açılmaya çalışılıyor ve onda da muvaffak olunamıyor. O bölgede artık neredeyse tarım yapılamaz hale geldi.
Otogardan sonra en dikkat çekici konulardan bir tanesi toptancı hal projesi. Burada aslında 1962 yılında Nuri Teoman Paşa döneminde 30 dekarlık bir arazi üzerine kurulu bir eski toptancı hali var.
40-50 yıl önce yapılmış toptancı hali yine şehrin merkezinde eski gazhaneden bozma toptancı hali tamamen yetersiz kalmıştı. İmar planında hal için planlanan alanın bir kısmı gecekondularca işgal edilmişti kalan alanı hemen çevirdim bir şantiye binası yaparak temel atmış ve işgalleri durdurduk. İmkan bulduğumuzda ise inşaatı hızlandırıp toptancı hali tamamkadık. Yine belediye şirketi ANTEPE yatırımı tamamladı.

Mimarlar Odası ile beraber proje çalışmaları yapıyorsunuz. Benim gördüğüm pek çok projede hep meslek odaları ile birlikte yol olarak ortak aklı, bilimi yanınıza almışsınız. Aynı zamanda muhalefeti de engelleyecek bir adım aslında.
Her projeye ben muhalefeti tartışmalara sokardım da onlarla bilgiyi, iletişimi kesmezdim. Muhalefet hiçbir projemize ‘Bu kapalı kapılar ardında yapıldı’ diyemezdi. Muhalefetin tek kozu kalıyordu. Subaşı’nın hızını kesmek. Dava yoluyla kesmeye çalışıyorlardı. ‘Stadyumu da ben düzenliyeyim’ dedim. Spor Bakanı Ersin Taranoğlu'na teklif sundum. Protokolü hazırladık ama bir türlü imzaya çıkmadı.
Ersin Bey daha sonra beni görünce ‘Size sözümü tutamadım’ dedi. ‘Antalya milletvekilimiz beni engelledi’ dedi. Işıklar’daki trafik sıkışıklığı 15 günde bir olur ama tramvayla ve yürüyerek herkesin çok kolay ulaşabileceği bir alandı. Bugünkü yeri çok doğru değildir. Ana artelde trafik sıkışıklığı tüm şehrin trafiğini etkiler.
Antalya'nın diğer değerli arsasının gidiş sürecine; şu hal projesine geldik. Siz yine belediye şirketi ANTEPE ile devam ediyorsunuz. Otogarda olduğu gibi. O dönemde Avrupa İskan Fonu’ndan da kredi alıyorsunuz. Ama siz bu projeyi yapıp Antalya'nın değerli bir arsasını da boşa çıkarttınız. Eski toptancı arsası bugün ne oldu diye bakacak olursak o da kaybedilmiş bir arazi. Bekir Kumbul dönemindeydi. Ticari alan karşılığında o kültür merkezi yapılması karşılığında ticari alan verilerek ihale yapılmıştı ama daha sonra alan önce kültür alanı bakanlığa devredildi Menderes Türel döneminde. Hatta geçenlerde de bir tartışma oldu.
‘Bakımını niye yapmıyorsunuz’. Siz de onu nükteli bir şekilde işlemişsiniz kitabınızda. Geldiğimiz noktada o alan da ranta kurban gitti. Antalya'nın güzel arsası belediyede kalsaydı belediye oraya kendi bir yatırım yapabilirdi. Biz bir proje hazırlıyorduk. O alan otantik bir çarşı olacaktı. Hem Antalyalıların hem de turistlerin uğrayabileceği ihtiyaçlarını giderebileceği halk pazarının gelişmiş modern bir modeli olacaktı.
Önemli yatırımlardan bir tanesi Antalya'da bir fuar alanı projesi yine Nuri Teomanpaşa döneminde aslında bir proje çalışması yapılmış ama uygulanmamış. Sonra size kısmet olmuş siz de oldukça kapsamlı şekilde; hatta Dünya Ormancılık Kongresi'nin Türkiye'de yapılabileceği bir salonun olacağı bir Cam Piramit’i de içine alan bir çalışmayı yapmışsınız tüm olanaksızlığa rağmen. Açılışını bile güme gitmiş ama olsun bu yatırımları hayata geçirmek hakikaten çok kıymetli ama orada da böyle yine birkaç tartışmalı konu var. İşte parkın isim mevzusu da başta olmak üzere ve o Cam Piramit yapılırken belediyede çalışan bazı arkadaşların Mevlana Kardeşlik Birliği Derneği’ne mensup olması ve aslında bu dernek değildir tarikattır denilerek yürütülen o dönemki bilim insanı ya da akademisyen diyeceğimiz insanların da bu işin içinde olarak yürüttüğü kara propagandayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kitabınızda da not düşmüşsünüz. Bu sizi yaralayan ve belki o gün mesnetsiz olan fakat kamuoyunu etkileyip siyasi sonuç veren hamleler var.
Bu durum belki de Türkiye'nin ilk dezanformasyon örneklerinden birisidir. Bir başkan adayının ortaya koyduğu bir görüş. Teoman Paşa o alanda bir yarışma yapmış. Yer belediyenin değil ama bir fuar alanı koymuş imar planına. Ben ondan yaralandım madem burada bir fuar alanı çalışması var ben burayı Antalya’ya park olarak veya fuar alanı olarak kazandırmalıyım diye düşünmüştüm. Atatürk Fuar Alanı isminde bir yarışma düzenlenmişti. Ben o projeyi incelediğimde güzel bir projeydi ama çevredeki alanda işyerleri ve dükkanlar vardı. Güncellenmesi gerekirdi çünkü çağdaş değildi.
MİGROS FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Antalya'da yürümez, iş görmez ancak bir soğuk sıcak hava barındıran bir AVM mantığı ancak o alanı yaşatabilirdi. Fikir Migros fikri değildi. Orayı çok ciddi bir bedelle kiralayan firma Migros idi. Bu alan bizim yatırımın ikinci etabı olarak ele alınacaktı. En kıymetli kısmı ise tam güneyinde sahilde mini city yapılan bölümüdür. Maalesef bu alan da Menderes Türel döneminde Rönesans firmasına verilmiş ama yıllardır atıl vaziyette kalmıştır. Antalya’nın rezerv, değerli arsalarından bir diğeriydi.
Birinci kısım belediye olarak el atmadan önce turizmcilere tahsis ediliyordu ve Falez Otel, Sheraton yapılmış, Su Hotel’e ruhsatı verilmişti. Göreve geldiğimizde. Teomanpaşa’nın fikri İzmir Fuarı’ndan esinlenerek yola çıkılmıştı. İzmir Fuarı o günün konusu olamazdı. Orası güzel bir yeşil alan park alanı olurdu. Madem içerisinde kültür merkezi vardı. Orayı kültür park olarak düzenlemeliydik. İçinde Kongre Merkezi Kültür Merkezi, açık hava tiyatrosu, sanat eserleri, Antalyalıların yararlanabileceği bir alan haline getirmeyi düşündük. 700-800 dönümlük bir alanı bir belediyenin kullanması, işletmesi park olarak yaşatması çok büyük bir maliyet.
Bugün haklı çıktık ki Migros’un geliri 270 milyon civarında da belediye kira almakta. Bu Antalya'nın bütün kültürel faaliyetlerini, festival faaliyetlerini, o alanın bütün yeşil bakımını karşılayabilecek bir meblağdır. Antalya’nın bir arsasını değerlendirmeye kalkıyorsanız ya belediyeye kaynak yaratmalısınız ya da Antalyalıların yararlanabileceği önemli bir alan yaratmalısınız. Böyle olmazsa o arsa değerlenmiş sayılmaz. Kendi personelimizle orayı biz hem de Turizm Bakanlığı'na tahsisli iken çalışmaya başladık. Bakanlık sonunda bize kiralamak zorunda kaldı. 10 yıllık kiralama modeli Türkiye’ye örnek yeni bir model olmuştu. Ardından da Beach Park’ı yaparak bu modeli geliştirdik. Beach Park modeli daha sonra ele alındı ilk bölüm, ilham veren bölüm yıkılarak yeniden yapıldı yazık oldu. Bu maalesef Türkiye’de siyaset yapma örneğidir.

CAM PİRAMİT VE TARİKAT İDDİALARI
Türkiye’deki belki ilk dezenformasyon sizin döneminizde yaşandı. Anlatır mısınız?
O dönemde Türkiye'nin en büyük parkı olmuştu. 700-800 dönümlük büyük bir park düzenlemiştik. Turizm Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı ile sorunlarını çözdük. Beach Park modellini yarattık. Kültür Merkezi ve Kongre Merkezi’nde Dünya Ormancılık Günü’ne kongre merkezini yetiştirdik. Kitapta bunları etraflı bir şekilde anlatmıştım. Bizim Cam Piramit çok yadırgandı. Halbuki İngiltere'de yılın Çelik Birliği ödülünü almış bir yapıydı. Fakat nedense Türkiye'deki dezenformasyon örneklerinden sayılabilir. ‘Belediye'de Mevlana Birliği isimli derneğin üyesi olanlar vardı. Bu yapı onların sembolüdür diye saçma sapan iddialar ileri sürülmüştü. Bu da bir adayın hem de akademisyenin iddiasıydı. Dernek üyesi birkaç personel ‘Biz sizi yıpratıyorsak istifa ederiz’ diye bana gelmişlerdi. Ben de ‘Yasal statüde kurulmuş bir dernek. Eksiği hatası varsa devletin sorumluluğundadır. Siz bu dernekle ilgili düşüncenizi yansıtmak adına görevinizi ihmal eder diper personeli rahatsız ederseniz görevden alırım aksi halde kimin, hangi dernek üyesi olduğu kimseyi ilgilendirmez. Beni de ilgilendirmez’ dedim. Onun için ‘İstifanız benim demokrasi anlayışumla bağdaşmaz, siyaseten bunlar yapılmıştır. Biz işimize bakalım’ demiştim. Kimileri de ‘dolar üzerinde de piramit var’ sözlerini yaymaya başladı. O dönemde devletin bize söz verdiği bir kredi vardı. O zamanki bakan o yapı gavur yapısına benziyor diyerek krediyi göndermedi.
YÜZYILIN EN BÜYÜK KONGRESİ YAPILDI
Bu defa da Demirel'in çağrısı üzerine Sabancı Vakfı yardımcı olmuştu. Sabancı Vakfı, bize ihtiyacımız olan krediyi hem de bağış şeklinde temin etti. Biz de bunu Dünya Ormancılık Kongresi'ne yetiştirdik. Çok güzel bir kongre olmuştu. Demirel de çok methetmişti. Açılışta hükümetin de bir nevi itibarını korumuştuk, bizim işimiz değildi Ormancılık Kongresi. Yüzyılın en büyük kongresi idi. Antalya’da bu kongre yüz akı oldu. Bizim tesislerimiz çok beğenildi. Ama maalesef siyaset hayatında çok şey gördük yaşadık. Ben bu parkı gezdirirken rahmetli Yaşar Kemal, ‘Sen çok cesursun Hasan Ağa’ demişti. Ben bunu iltifat zannetmiştim ama meğer böyle bir değişik yapının Türkiye'de sıkıntı yaratabileceğini belki de düşünmüştü. Daha sonra bu parka Muratpaşa Belediyesi, Hasan Subaşı ismini vermişti. Ben de kendi adım olduğu için Büyükşehir meclisine sokmamıştım. Halkta da yerleşmişti isim. Kumbul döneminde Atatürkçü Düşünce Derneğinin açtığı dava bahane edilerek isim levhası kaldırılarak Atatürk Parkı levhası konmuştu. Aalında dava da şöyle sonuçlanmıştı. "Hasan Subaşı Kültür Parkı" ismini Büyükşehir Belediyesi onaylamadığı için ad konmuş olmayacağına hükmetti. Dönemin başkanı Bekir Kumbul'da parkın adını koymak için mahkeme hükmüne rağmen meclise getirmedi. Çünkü bu parktan 1-2 kilometre ileride. Zaten bir Atatürk Parkı varken ikinci bir Atatürk Parkı karışıklığa neden olabilir düşüncesi hakim olabilirdi. Muhtemelen Meclisçe Hasan Subaşı kültür parkı isminin onaylanacağı endişesi yaşanmıştı.
BASINDA ELİ SİLAHLI MUHTAR HABERLERİ
Çok büyük kültür merkezi yapıyorsunuz, Dünya Ormancılık Kongresi’ni yapıyorsunuz ama ertesi gün basında eli tabancalı muhtar haberi karşınıza çıkıyor. Yerelde bir beklenti içinde değilsiniz, karşınızda turizm tahsisi almış bir medya var. Buna ne demek istersiniz?
En çok üzüldüğüm haberlerdendir. Büyük emekler çekilmiş önemli Eserler çıkmış, sözlerimizi tutmuşuz ve karşılığında beklenen taktir ve teşekkür olabilir. Basının da bunu şerh düşmesi bir onurlandırma olur. O gün düşünün 50-60 yıl içinde yapılması düşünülmüş birçok yatırım yapmışız. Masraf olmasın diye kendi billboardlarımızı bile sıkça kullanmaz İstanbul medyasını ağırlamazken Cumhurbaşkanımızla açılış töreni sonrası medyada görünen sadece tabancalı muhtar haberiydi. Gazetelere baktığımda o gün yorgunluğumu üzerimden alabilecek bir tek haber bulamadım. Görev süremizde makam odamızı tefriş etmedim. Makam aracını yenilemedim. Hep tasarruf ettik örnek olmaya çalıştık kamunun meteliğini zayi etmemeye çalıştık. Aslında eli bol biri sayılırım ama belediye söz konusu olduğunda durum çok farklı olurdu. Makamda suni deri eski koltukları kullanırdım ama özel yaşamımda kullanmam deri koltuğu tercih ederim.
Kırcami başlığımızda ise Süleyman Evcilmen o dönem MMO Başkanı siz de travmayı getiriyorsunuz. Proje tartışılıyor ve siyasi bir heves varmış içinde diyorsunuz ve zaten siyaseten yaptığını söylüyorsunuz. ‘Dönerciler çarşısından tramvay dönemez’ söylemine rağmen tramvay dönmüş. Evcilmen ile ilgili geçen bir anekdot yine bir bölümde var. Sizin adaylığının süreci konuşulurken yeniden büyükşehir adayı olarak gösterilme sürecinizde ve tabii başka teklifler falan da geliyor temaslar başka partilerden de o arada da Evcilmen’in adaylığı tartışmalı. Ve orada ne oluyor size bir bilgi geliyor Evcilmen Size destek olmak istiyor sizinle temas kurmak istiyor. Siz iyi niyetle buluşuyoruz sonra bir fotoğraf ve haber servis ediliyor sonra Evcilmen partisinden aday oluyor. O fotoğrafı çeken arkadaş da Büyükşehir Meclis Üyesi olarak ödüllendiriliyor. Demek ki bu bazen gerçi bunu iktidar partisi sizin yaşadığınız örneği yaşamadan her koşulda kendisine karşı çıkan odaları siyasi olmakla suçladı ama bazen kötü kullanımlarda art niyetli kullanımlarda söz konusu olabiliyor. Siz de aslında belediye başkanlığını sürecinde de sonrasında da işte adaylaşma sürecinde de bu konuya da maruz kalmışsınız.
Siyaset yapmak aslında ilkeli demokrat insanlar için zor olduğu için herhalde dar alanda siyaset diyorsunuz değil mi?
O alan hep daraltılır. Siyaset birçok şeyin anahtarıdır. Yani geleceği de şekillendiren siyaset alanıdır. Ama o kadar daraldığını hissedersiniz ki siyasetin özgür olmadığını hissedersiniz. Siyasi partilerde önce genel başkan fikriyatı önem kazanır. On binlerce siyasetçi vardır ama 3-4 tane Lider Genel Başkan’ın fikirleri ile sınırlıdır. Bence böyle sınırlanır siyaset. Bunun en baskın örneği de bugün yaşadığımız durumdur. Tek adamın vizyonu ve fikriyatı ile sınırlandırılmış bir siyaset var. Yüzlerce vekile rağmen, akademisyenlere rağmen bir kişinin fikriyatıyla sınırlı bir siyaset alanı var. Siyaset yapılamaz hale gelmişse neyi çözebilirsiniz? Devlet yaşamı tıkanır.
SİYASET SORUNUN BİR PARÇASI OLDU
İlk belediye başkanı seçildiğinizde örgütün sizden beklentileri sonra küsmesi, tavır alması sonra sizin her şeye rağmen gidip örgütü ziyaret etmeniz; ziyarete bakıyorsunuz fotoğraflar bile indirilmiş ve size talepleri var.
Biz kararları buradan alalım, sen belediyede uygula şeklinde yapılıyor. Türkiye askeri baskıları ve darbeleri de yaşadı. Bunlar hep siyaset alanını daraltan alanlardır. Yani bir Kürt sorunu vardır, yoktur diye tartışılabilir, siyaset kurumu çözüm de arayabilir ama o dönemde Genel Kurmay siyaset alanını daraltmıştır. Alevi kesiminin ‘Cemevleri ile ilgili istekleri ve sorunlarının' çözümünde siyaset kurumuna baskı unsuru olan da Diyanet olmuştur.Türkiye'de siyaset alanını genişletemediğimiz sürece birçok sosyal sorunun da çözülemediğini görürsünüz. Giderek geldiğimiz noktada bugünkü otoriterleşmeyi görüyoruz. Siyasetin iyice daraldığını neredeyse yapılamadığını görüyoruz. Siyaset bugün sorun çözmekten çok sorunun bir parçası haline gelmiştir.
Deneyiminiz ve aldığınız görevlerle son derece aslında bir kişiye nasip olamayacak görevleri de yapmışsınız. Daha fazlası da belki mümkündü ama işte bu dar alanda siyaset imkanlarıyla bu kadar olmuş. Fakat şunu söylemek istiyorum ve yorumlamanızı rica ediyorum. Diyorsunuz ya tek adam sistemi diye. Erdoğan’ı eleştirmeye gerek var mı? Şimdi kitabınızda yazdığınız il başkanı, genel başkan, bakan figürlerini okuduk. Aslında Türkiye'de herkes tek adam olmayı sevmiyor mu? ‘Her şeyi ben belirleyeyim, seni ben seçtim. Senin atacağının adımı da ben belirleyeceğim’ durumu yok mu?
Evet bizde demokrasi kültürü yeterince oturmadı.
Dezenformasyon demişken Piramit açılışından sonra en önemli yaşadığınız dezenformasyon süreci dönemin kültür bakanı uğur Mumcu geldiğinde yaşanmıştı. Menderes Türel’in, Ertuğrul Dokuzoğlu’nun ve sizin yarıştığınız seçimdi. Fatih Altaylı çıktı. Biz sonucu biliyoruz dedi Türel ve Dokuzoğlunu TV'ye davet ederek sizi yarışta yok saydı!
Sabah Gazetesi’nden Ünal Ersöz gelmişti. Bir anket yayınladı. İkili yarış vardı, benim oyumu çok düşük göstermişti. Ben aradağımda ‘Doğru Yol’un oyu bu’ demişti! ‘Sen Subaşı diye sordun mu’ demiştim? Uzatmadım. Seçim sonrası özür diledi benden. ‘Siz tek başınıza bir partiymişsiniz’ dedi. Seçimler sırasında AKP ve CHP'nin oyu yüksek ve az farklı gösterilirken benim oyum çok düşük gösteriliyordu. Oysa seçim sonrası görüldü ki benim oyum ile CHP oylarımız aynı gibiydi ikimiz de oyların %26'sını aldık. Oyumu az göstermek bir kısmının Türel'e geçmesini sağlamıştı. Manipülasyonlar," solun gelmesinden çekinenlerin Türel'e yönlenmesini sağlamıştı. 3-4 puan fark ile Menderes Türel kazandı.
Dar alanda siyaseti bitirecek ya da demokrasiyi iyileştirecek bir umut ışığı var mı?
Demokrasi halkın katılımı ile gerçekleştirilir. Halk bu bilince ulaştıkça bunu başarabiliriz. 6’lı masa kuruldu çok kıymetliydi. Farklı fikirler bir araya geldi. Otoriter bir sisteme karşı bayrak açmışlardı. Liderler gereğini yapmakta zorlandı ama bugün masa ve liderleri yok buna rağmen halk CHP’yi 1. parti haline getirdi. CHP oyu uzaydan almadı, 6’lı masa örneğinden aldı. Bugün 6’lı masanın liderleri yok masa ortada yok ama halk kendiliğinden bunu yarattı. Yani halkın kaderine kendisi el konulabileceği anlar var. Umarım öyle bir an olur. Çeşitli düşüncelerdeki insanlar otoriter sisteme karşı demokrasiyi ihya etmek için bir araya gelebilir. Çünkü Türkiye’de halk özgürlüklerin ve demokrasinin önemini kavradı. Demokrasiyi yeniden ihya edecek olan bu bilinçtir. Ben umutsuz değilim.

SUBAŞI’NIN İLK ŞOKU NE OLDU?
Teşekkür ederim Başkanım. Son olarak aktaracağınız bir şey var mı?
Beni en çok etkileyen olayların başında partimizde görevli bir arkadaşımızın Lara bölgesinde otel inşaatı için aldığı imar ruhsatı olmuştu. Seçildiğim ilk yıllardı. Henüz Lara köprüsü yoktu ve ulaşımı sağlayan caddeler açılmamıştı. Sadece mevcut sahil yolu ile ulaşım sağlanabiliyordu.
Ruhsat yasaldı ama otel inşaatı ile ulaşımı sağlayan tek sahil yolu da kapanmış olacaktı. Çünkü mevcut imar planında yol yoktu ve üzerine otel inşaatları sıralanıyor ve Lara falezleri üzerinde plana göre sadece oteller görünüyordu. Üstelik falez koruma alanı 12 Eylül sonrası ara rejim döneminde 35 metreye çekilerek daraltıldığı için oteller sahil yolu üzerinde ve falezlere 35 metreye kadar yaklaşıyordu. Daha ilk yılımızda büyük bir kriz yaşıyorduk. Basın, falezler bir partili uğruna feda ediliyor diye manşetler atarken diğer taraftan ‘Lara’ya ulaşım yok artık’ diye eleştiriliyorduk.
İKİNCİ KRİZ VE KURULAN KOMİSYON
Öte yandan Talya Otel’in yanında şehir kulübü yıkılmış Antalyalı mülkiyet ortakları tarafından yüksek katlı bir otel daha yapımı için gerekli izinler bizden önce sağlanmıştı. Plana da uygundu.
Bu da ikinci şoktu. Üstelik şehir kulübü ortakları arasında hem babam hem de amcam mülkiyet ortağı idi. İkisi de o dönemde yaşamıyordu ama bir otel partilimiz İrfan Aktaş tarafından yapılacakken diğeri de Subaşılar Ailesi’nden ortakları olan kişilerce yapılacaktı!.. İlk etapta inşaatları durdurmak için bir meclis kararı almıştım. Sonra da tüm parti gruplarından teklif edilen meclis üyelerinden oluşturduğumuz bir komisyon kurmuştum. Komisyona tüm çalışmaları için mimar ve hukukçu desteği sağlamıştım. Ayrıca meslek odalarının imar komisyonuna katılmalarını, konu hakkında komisyona görüş sunmasını talep etmiştim. Onlar da katılmış ortak akıl oluşmasında katkı sunmuşlardı.
Komisyon kısa zamanda oybirliği sağladığı raporunu vermişti. Bu rapora göre falezlerin koruma alanı 35 metreden 60 metreye çıkarılacaktı. Bu tüm parti gruplarının ve meslek odalarının görüşüyle şekillenmiş ortak aklı oluşturuyordu. Bu sayede iki otel inşaatı da yapılamayacaktı. Bu rapor meclisten oybirliği ile geçti. Bütün sahil kesiminde bu koruma kararı uygulandı ve koruma kurulu da 35 metre kararını değiştirip 60 metre olarak düzeltti. Böylelikle sahil yolu korunmuş oldu. Önce 60 metre sonra 100 metreye çıkan koruma kararlarımız nedeniyle Lara bölgesinde park alanları ortaya çıkmıştı. Krizler aşılmıştı ardından kısa zamanda Lara köprüsü ve ulaşımı sağlayan ana caddeleri açmıştık. Ardından süratli bir yapılaşma başlayınca "Falezler Subaşı döneminde betonlaştı" iddiaları taraflı basının da köpürtmesiyle haksız eleştirilere maruz kalmıştım. Bu konuyu kitapta meclis kararları ile birlikte ayrıntılı olarak açıkladım.
Evet Başkanım bu keyifli röportaj için teşekkür ediyoruz. Devamını konuşmak üzere yeniden buluşmak dileğiyle.
Ben teşekkür ederim, çok keyifli oldu. Sağ olun.