Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
21°

OYUNA GELMEYİN!

YAYINLAMA:
OYUNA GELMEYİN!

İktidar partisi yönetimi iktidarının devamı için yaptığı plânları kendi üyelerinden gizli saklı yapıp uyguluyor. Buna karşın ana muhalefet partisi bütün plânlarını kamuoyuna açıklıyor. Bu bizim memlekete özgü bir durum mudur? Yoksa memleketin yarısı geri kalmış, diğer yarısı fazla mı ileri gitmiştir?

250 yıldır dört çeşit kafa, bu memleketin kafasını ütülemiştir: İslamcı kafa, Osmanlıcı kafa, Türkçü kafa, Kürtçü kafa... Kendi aralarında şiddet durumlarına göre de bölünürler. Çağdaş kafalı olanlar ise Batıcı, Amerikancı, Saroscu demesinler diye evlerindedir, arada bir kapının önüne çıkıp güneşlenerek kafa bulurlar.

Türkçü kafayla, Kürtçü kafayla, hele İslamcı kafayla da gurur duyulmaz, kafa bulunur. Artık Türküm, Kürdüm, Çerkez’im, Ermeni’yim, Rum’um diyerek gurur duymuyor insanlar. Ben insanlığımla gurur duyarım, çocuklarımla, beni yetiştiren anamla, geliştiren babamla, öğreten ailemle, mesleğimle, beni eğiten yaşadığım toplumla gurur duyabilirim. Milliyet, mensubiyet, illiyet, ırk, azınlık, çoğunluk, etnisite gibi kavramlarda gurur duyamayacağım o kadar çok şeyler var ki! Her şeyden önce ötekileştirme var, birleştirme, birlikte yaşama isteği yok. Savaş var, acı var, barış yok, sevgi yok...

Unuttuk, anımsayalım: Bir iki ay önce Kürtçü bölücülük yapan bir kadın milletvekili icazet gezilerinde, sözde barış için (oysa kendi savaşı için) gittiği Talabani'nin mezarındaki sözde anı defterine “Türkçe” yazmıştı:“Mam Celal’in özlem duyduğu Kürt halkının özgürlüğü ve barışını sağlamak onun anısına sahip çıkacağız. Söz veriyoruz ki bu en kısa zamanda gerçekleşecek. Öcalan’ın Mam Celal’e bağlılığını, sevgilerini iletmenin onurunu taşıyoruz. Minnet ve saygıyla anıyorum.”

İşte bunlar yıllardır kan üzerinden siyaset yapmaya çalışırken, Kürt halkını kışkırtıp kendi makam ve mevkiini kurtarma peşindedirler. Sosyalizm üzerinden “Kafatasçılık” yapmak ne yazık ki bu çağda bile geçerli siyaset sayılmaktadır.

Bu memleketin selameti için kanını değilse bile epey terini akıtmış bir asker olarak bizim de bir çağrımız vardı, onu da anımsatayım:

Kürtler! Ayni kaderde birleştiğimizi unutmayın! Türklere değil Türkiye’ye, Padişahlığa değil Cumhuriyet’e ihanet etmeyin! İhanet edenlere aldanmayın! Unutmayın, bu topraklarda devlet teşkilatı kurulurken ve vatan kurtulurken yalnızca Türkler ve Kürtler yoktu.
Türkler! Ayni topraklarda ayni kaderi paylaştıklarınıza karşı ilgisiz kalmayın! Kürtlere karşı ilgisiz kalanların, onların “yoksul” ve “dilsiz” kalmalarının suçlusu siz değilsiniz! Suçluyu bulun ve hesap sorun!

Türkler ve Kürtler! Amerikan emperyalizminin oyununa gelmeyin! Yaşadığınız toprakların ürünlerini birlikte paylaşarak yiyin! Araya girip nasiplenmeye çalışanları tanıyın! Aldanmayın!

Sizler, Türkleri, Kürtleri ve milleti yönetmeye soyunanlar! Aklınızı başınıza devşirin. Padişah soyundan olmadığınız gibi, padişahın yönetim kadrosundan da değilsiniz. Ne Osmanlısınız ne de Osmanlı toprak düzeninin beylerindensiniz! Ne Şeyh -Şıh- soyundan, ne de kapitülasyon dönemi bankerlerindensiniz! Sosyal tezleriniz çürüyor. Bir halkın ikinci kez aldatılamayacağını size anlatabilecek sosyal psikoloji dersleri almalısınız. Cumhuriyet için ant içerek göreve başladınız. O halde ya Cumhuriyeti koruyun ya da demagoglar safında eyyamcılıkla durumu idare ettiğinizi vicdanınızla baş başa kalıp hesaplaşarak, bu tür safsataları seçtiğinizi kabul edin!

Hep birlikte yaşamaktan ve bu memleketin nimetlerinden hep birlikte ve eşit koşullarda paylaşmaktan başka çaremiz yoktur. Benim sınıf arkadaşım Yzb. Beşir Bayraktar PKK'nın vurduğu ilk şehit subaydır. Beşir ve binlerce insan boşuna mı öldü?

Feodaliteden ve fukaralıktan beslenen örgüt ve siyaset ağaları, bırakın bu safsatayı, geri alın o saçma bildiriyi ve Kandili terk edip nereye giderseniz. Bütün umutları yerle bir ettiniz. Sizin sözde kongrenizin sözde sonuç bildirisinde yazdıklarınıza karşın çoktandır hiç bir gencin gönlünde kin, elinde silah yoktur. Yıllardır savaşla barışın ayırdına varamayan sizler sakın gelmeyin memlekete. Sizin çocuklarınız, torunlarınız ve herkes, ”öteki-beriki” demeden, birlikte hak, hukuk ve adalet içinde yaşasınlar artık…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız