Atam, Sana Anlatamadıklarım Da Var…
29 Ekim 2026
Sevgili Atam,
Bugün Cumhuriyet'imizin 103. doğum günü.
Sana güzel haberlerle dolu bir mektup yazmak isterdim. Okurken yüzünü gülümsetecek, “Demek ki bunca emek boşa gitmemiş” dedirtecek şeyler anlatmak…
Aslında anlatacak güzel şeylerimiz de var. Cumhuriyet'in hâlâ ayakta. Bayrağımız dalgalanıyor. Çocuklar yine senin için şiirler okuyor, meydanlarda marşlar söyleniyor.
Ama sana yalnızca bunları anlatırsam, içimde kalan diğer cümlelere haksızlık etmiş olacağım.
Çünkü bugün sana biraz da kendimizden söz etmek istiyorum.
Biz bazen alıştık Atam.
Eskiden duyduğumuzda içimizi sızlatan bazı haberleri, bugün birkaç dakika sonra unutabiliyoruz.
Bir haksızlığa üzülüyor, sonra günlük telaşımıza dönüyoruz. Bazen bir şeylerin yanlış gittiğini görüyor ama ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Ben de kendimi bundan ayrı tutmuyorum.
Kimi zaman bir haberi okuduktan sonra uzun uzun düşünüyorum. Sonra telefon çalıyor, yapılacak işler araya giriyor, hayat bildiği gibi devam ediyor.
Akşam olduğunda ise sabah içimi acıtan o haberin ayrıntılarını bile hatırlamakta zorlandığımı fark ediyorum.
Ve kendime soruyorum:
Bir şeye alışmak, onu kabullenmeye ne zaman bu kadar benzedi?
Belki herkes aynı şekilde davranmadı. İtiraz edenler, mücadeleden vazgeçmeyenler, bütün zorluklara rağmen sesini duyurmaya çalışanlar da var.
Ama kendi payıma düşen soruyu sormaktan kaçmak istemiyorum.
Cumhuriyet'in bize verdiği hakları kullanırken, onları korumak için yeterince sorumluluk alıyor muyuz?
Atam,
Sana bugünün Türkiye'sinden anlatacaklarım var.
Çocuklarımızın eğitimini, gençlerimizin geleceğe ilişkin kaygılarını, kadınların güven içinde yaşama mücadelesini…
Bazen aynı ülkenin insanları olarak birbirimizi dinlemekte bile zorlandığımızı…
Birbirimizden farklı düşünebilmeyi zenginlik olarak görmek yerine, kimi zaman aramıza mesafeler koyduğumuzu…
Bunları anlatırken içim biraz burkuluyor.
Ama sana yalnızca eksiklerimizi anlatmayacağım.
Çünkü hâlâ güzel şeyler de oluyor bu ülkede.
Bir çocuğun hayatına dokunmak için çabalayan öğretmenler, bütün güçlüklerin ortasında işini iyi yapmaya çalışan insanlar, umudunu kaybetmemek için direnen gençler var.
Bazen küçücük bir iyilik görüyorum. Hiç tanımadığı birine yardım eden birini, bir haksızlık karşısında sessiz kalmamayı seçen bir insanı…
İşte o anlarda bu ülkenin geleceğine duyduğum inanç yeniden güçleniyor.
Belki de sana en çok bunu anlatmak istiyorum.
Her şeye rağmen umudumuz hâlâ var.
Bir de Atam, hiç unutmadığım bir sözün var.
1926 yılında İzmir'de, sana yönelik suikast girişiminin ardından söylemiştin:
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Aradan tam yüz yıl geçti.
Sen kendi ömrünün bir gün sona ereceğini biliyordun. Ama Cumhuriyet'in ömrüne bir son düşünmemiştin.
Bu sözünü her hatırladığımda, kendi hayatından çok daha büyük bir geleceğe inanan bir insan görüyorum.
Bir de kendimize bakıyorum.
Sen Cumhuriyet'in bir insanın ömrüyle sınırlı olmadığını söylerken, biz bazen onun geleceğini başkalarının sorumluluğuna bırakabiliyoruz.
Oysa Cumhuriyet'in yaşaması yalnızca büyük kararlarla, büyük sözlerle mümkün değil.
Bazen haksızlık karşısında gösterdiğimiz tavırda, bazen bir çocuğun eğitimine verdiğimiz değerde, bazen de bizden farklı düşünen birinin hakkını savunabilmemizde karşılık buluyor.
Bunları sana anlatırken bir şey daha fark ediyorum Atam.
Cumhuriyet'e duyduğumuz sevgi ne kadar büyük olursa olsun, onun bizden beklediği sorumluluk da o kadar gerçek.
Bugün 103 yaşında bir Cumhuriyet'in evlatlarıyız.
Gururluyuz.
Ama gurur duyarken kendimize karşı dürüst olmayı da öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü sana kusursuz bir Türkiye anlatamam.
Yine de eksiklerimizin farkında olmak, onları değiştirebilmenin ilk adımı değil mi?
Ben hâlâ bu ülkenin daha güzel yarınları olacağına inanıyorum.
Senin de bir zamanlar bütün imkânsızlıklara rağmen inandığın gibi…
Sevgili Atam,
Mektubumun sonuna geldim.
Aslında anlatacaklarım bitmedi. Belki biraz da bu yüzden mektubumun başlığını böyle koydum.
Sana anlatamadıklarım da var.
Ama bugün, Cumhuriyet'in 103. yaşında, sana yalnızca güzel sözler söylemek yerine içimden geçenleri bütün samimiyetimle anlatmak istedim.
Çünkü seni sevmek, bazen kendimize karşı da dürüst olmayı gerektiriyor.
Bir gün sana yeniden yazarsam, umarım anlatacak daha güzel haberlerim olur.
Daha az kaygılanan gençlerden, daha güvende yaşayan kadınlardan, birbirini daha çok anlayan insanlardan söz edebilirim.
Ve belki o gün sana yazacağım mektubun başlığı da başka olur.
“Atam, Bu Kez Sana Güzel Haberlerim Var…”
Cumhuriyet'imizin 103. yaşı kutlu olsun.
Sonsuz saygı, sevgi ve minnetle…