Suriye’den sonra Azerbaycan mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Suriye’den sonra Azerbaycan mı?

Devletlerin geleceği, liderlerin birbirine “kardeşim” demesine bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir. Dün Erdoğan’ın Esad’a söylediği bu söz, bugün Aliyev için kullanılıyor. Elbette dostluk değerlidir. Ancak halkların huzurunu koruyan şey, kişisel yakınlıklardan önce akılcı politikalar, karşılıklı saygı ve barıştır.
Türkiye ile Suriye arasında bir dönem karşılıklı ziyaretler yapılıyor, dostluk mesajları veriliyordu. Sonra ilişkiler koptu, söylemler sertleşti. Bu büyük hesaplaşmanın en ağır bedelini ise evini, yakınlarını ve geleceğini kaybeden insanlar ödedi. Savaşın ardında parçalanmış aileler, göç yollarına düşmüş çocuklar ve derin acılar kaldı.
Suriye’nin yıkımını tek bir kişiye veya ülkeye bağlamak doğru değildir. Esad yönetiminin baskıları, silahlı örgütlerin şiddeti ve dış güçlerin müdahaleleri bu felaketin parçalarıdır. Fakat bunların hiçbiri, Erdoğan yönetiminin Suriye politikasını sorgulama hakkımızı ortadan kaldırmaz. Yanlış kararların sonuçları, yalnızca “şartlar değişti” denilerek geçiştirilemez.
Benim için asıl ölçü, hangi liderin kiminle görüştüğü değil, halkın nasıl yaşadığıdır. İnsanlar inançları ve kimlikleri nedeniyle korkuyorsa; kadınlar, çocuklar ve farklı topluluklar kendilerini güvende hissetmiyorsa orada siyasi başarıdan önce vicdani sorumluluk konuşulmalıdır.
Şimdi Azerbaycan’da başörtüsü ve laik eğitim üzerinden yürüyen tartışmalara da bu anlayışla bakmak gerekiyor. İnanç ve eğitim gibi hassas konuların karşılıklı siyasi suçlamalara dönüşmesi, iki ülkenin dostluğunu güçlendirmez. Aksine, toplumsal ayrılıkları derinleştirme tehlikesi taşır. Dost ülkelerin görevi, gerilimi büyütmek değil, anlaşmazlıkları saygıyla çözmektir.
“Suriye’den sonra Azerbaycan mı?” sorusunu bir kehanet olarak sormuyorum. Azerbaycan’ın Suriye ile aynı koşullarda olduğunu da söylemiyorum. Erdoğan’ın Azerbaycan’ı iç savaşa sürüklemek istediğini gösteren doğrulanmış bir kanıt bulunmadan böyle bir niyet yüklemek doğru olmaz. Ancak geçmişin ağır sonuçları karşısında, din ve mezhep üzerinden kurulabilecek siyasi cepheleşmelere dikkat çekmek hepimizin sorumluluğudur.
“Tek millet, iki devlet” sözü, karşılıklı egemenliğe saygıyla anlam kazanır. Kardeşlik, bir ülkenin diğerine nasıl yaşayacağını dayatması değildir. Türkiye’nin sorumluluğu Azerbaycan’ın toplumsal barışına katkı sunmak; Azerbaycan yönetiminin sorumluluğu ise bütün yurttaşlarının haklarını korumaktır.
Laiklik de bu hakların ortak güvencesi olmalıdır. Başörtülü bir öğrencinin eğitim hakkını savunurken başını örtmeyen bir kadının özgürlüğünü de aynı kararlılıkla savunmalıyız. İnancı siyasi baskı aracına dönüştürmek de insanları kıyafetleri nedeniyle dışlamak da ortak yaşamı yaralar.
Suriye’nin acıları hafızamızdayken daha dikkatli, daha sorumlu davranmak zorundayız. Halkların geleceği, liderlerin değişen dostluklarına ve bölgesel güç hesaplarına teslim edilmemelidir.
Gerçek kardeşlik; halkları karşı karşıya getiren sözlerle değil, barışı koruyan davranışlarla gösterilir. Azerbaycan için dileğim ve çağrım budur: İnançlar çatışmanın aracı olmasın, dostluk müdahaleye dönüşmesin, siyasi hesapların bedelini yine masum insanlar ödemesin.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız