Haklı Olduğumu Kim Söyledi?
Bir toplantıya henüz on dakika olduğunu düşünün.
İki çalışan, hayata geçirilmesi planlanan yeni uygulamayı konuşuyor. Biri maliyet hesabındaki eksikliği fark etmiş, diğeri müşterilerin bu değişikliği pek de hoş karşılamayacağını düşünüyor.
“Bence bu iş böyle yürümez.”
“Ben de aynı fikirdeyim ama bakalım ne diyecek.”
Biraz sonra yönetici geliyor. Herkes masadaki yerini alıyor.
Yönetici önerisini anlatıyor. Az önce itiraz eden çalışanlardan biri hemen söze giriyor:
“Çok doğru düşünmüşsünüz. Özellikle bu dönemde yapılabilecek en mantıklı şey.”
Diğeri de başını sallıyor.
Yönetici memnun. Hatta önerisinin neden doğru olduğunu biraz daha uzun anlatmaya başlıyor. Masadaki tereddütler azalmıyor aslında. Sadece dile getirilmiyor.
Toplantı çıkışında çalışanlardan biri arkadaşına dönüyor:
“Şimdi ters düşmenin ne anlamı var?”
Belki yaklaşan terfiyi düşünüyor, belki yöneticinin desteğini kaybetmek istemiyor. Belki de itiraz ettiğinde neyle karşılaşacağını bildiğinden, haklı çıkmak yerine sessiz kalmayı tercih ediyor.
Ama benim asıl merak ettiğim, bütün bu sözleri dinleyen kişinin kendisi hakkında ne öğrendiğini sanması.
Çünkü çalışan, söylediği sözlere ne kadar inandığını biliyor. Yönetici ise bunları kendi muhakemesinin doğruluğuna ilişkin bir değerlendirme olarak kabul ediyor.
Benzer toplantılar, benzer onaylar, benzer övgüler...
Bir süre sonra yönetici fikirlerini tartışmaya açmak yerine kararlarını bildirmeye başlıyor. Daha önce başkalarının uzmanlığına başvurduğu konularda bile son sözü kendisinin söylemesini doğal karşılıyor.
Park, Westphal ve Stern'in 2011 yılında ABD'deki üst düzey yöneticiler üzerine yaptığı araştırma, yöneticilere yönelik pohpohlama ve görüşlerine katılıyormuş gibi davranılmasıyla yöneticilerin kendi stratejik muhakemelerine aşırı güvenmesi arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor. Bu aşırı güven, şirketin performansı düşükken sonraki dönemde daha az stratejik değişiklik yapılmasıyla da bağlantılı. Elbette bu, övülen herkesin aynı şekilde davranacağı anlamına gelmiyor.
Şimdi o toplantının üzerinden birkaç ay geçtiğini düşünelim.
Yeni uygulama beklenen sonucu vermemiş. Maliyet artmış, müşterilerden şikâyetler gelmeye başlamış. İlk toplantıda dile getirilmeyen çekinceler, bu kez rakamlarla ortaya çıkmış.
Yönetici yeniden toplantı yapıyor.
“Fikir doğruydu ama uygulamada hata yapılmış.”
Masadakiler sessiz.
Özellikle de o gün öneriyi ilk destekleyen çalışan.
Yönetici, kimsenin kendisine itiraz etmemesini kararının hâlâ doğru olduğuna dair bir işaret sayıyor olabilir. Oysa masadaki sessizliğin nedenini bilmiyoruz. Belki çalışanlar gerçekten aynı fikirde, belki de konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorlar.
Burada insanın yanlış karar vermesinden daha dikkat çekici bir durum var. Kararın sonucu ortadayken bile kişinin kendi değerlendirmesine duyduğu güveni koruyabilmesi.
Bir de şu cümle var:
“Ben yalakalığı hemen anlarım.”
Acaba?
Chan ve Sengupta'nın 2010 tarihli pazarlama deneylerinde, katılımcılar övgünün satış amacı taşıdığını fark etseler bile mağazaya ilişkin hızlı değerlendirmeleri, üzerinde düşünerek yaptıkları değerlendirmelerden daha olumlu olabiliyor. Bu araştırma, kişinin övgüye inandığını veya kendisini daha yetkin gördüğünü kanıtlamıyor. Yalnızca samimiyetsizliği fark etmenin, övgünün bütün etkilerini ortadan kaldırmayabileceğini düşündürüyor.
Üstelik insanın kendisine söylenen güzel sözlerden hoşlanması için karşısındakinin niyetinden tamamen habersiz olması da gerekmiyor.
Her övgüyü çıkar hesabına bağlamak elbette doğru değil. Bazen biri gerçekten iyi bir iş çıkarır ve takdir edilir. Hatta hiç beklemediğimiz bir övgü, kendimizde fark etmediğimiz bir yeteneği görmemizi sağlayabilir.
Ama övgü, tek başına yetkinliğimizin güvenilir bir ölçüsü değil.
Bir yazım beğenildiğinde mutlu oluyorum. Hele bir de tam istediğim yerinden beğenilmişse, o sözler daha bir hoşuma gidiyor.
Belki de tam bu yüzden, böyle bir değerlendirmeyi kabul etmek için fazla düşünmeye ihtiyaç duymuyorum.
Peki, yazının düşündüğümden de iyi olduğuna inanırken, o övgünün neye dayandığını ne kadar merak ediyorum?