Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
31°

Başka Bir Gürkut Acar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Başka Bir Gürkut Acar

İnsan, öyle şeyler yaşıyor ki, bazen bundan mutluluk duyması mı gerekir yoksa biraz hüzünlenmesi mi, anlayamıyor vesselam.
Korkuteli Lisesi bitmiş, her ne kadar köyünde hali vakti yerinde bir ailenin büyük oğlu olsan da çiftçilik yapacak olsan bile bir üniversite okuyacaksın; o yüzden üniversite tercihleri yapıyorsun ama duydukların ile.
Ben de öyle bir tercih yapmışım ki, benden daha düşük puanı olanlar bile bir yerlere yerleşmiş, ben açıktayım. Eeee yaz, güz günü köylerde işler birbirini izler, harman, hasat, çeç, ambarlara buğday, samanlıklara saman doldurmak, say say iş bitmez.
Bir yandan çok umursamasam da bir yandan da TRT radyosunun gece saat 23.00'te yayınladığı üniversitelerin açık kontenjanlarını dinliyorum. Bir gece radyodan bir duyuru "Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi" öğrenci arıyor.
Hemen işi gücü bırakıp, anadan babadan bir tomar para alıp Antalya'ya gidiyorum ama Fırat Üniversitesi, nerede ki? Tabii o günler Cumhuriyet Meydanı'nın yakınlarındaki TÖB-DER'e gidiyor ve Fırat Üniversitesini soruyorum, bilen yok, "sen Adana'ya bir git" diyorlar. Yakınlarındaki askeri tesislerdekilere de soruyorum, onlar da bilmiyor.
Neyse, bu uzun hikâye, önceleri de anlatmıştım. Meğer Fırat Üniversitesi Elazığ’da imiş. Gittik ve önce ön kayıt, sonra da kesin kayıt yaptırdık, bir aya yakın da okuduk ama önce bıçak, sonra tabanca namluları sırtımıza dayanınca her ne kadar CHP'nin bir dönemler önemli isimlerinden Güler Tanyolaç'ın eşi Atilla Hocam gitme dese de dekan ile görüşüp, belgeleri alıp, fakülteden ayrılıp, Antalya'ya döndüm.
Derken bir süre sonra Topçularda, Antalya İnşaat açıldı. Bu kez de ona kayıt yaptırdım.
Temel dersler Topçularda, teknik resim gibi dersleri de Konyaaltı Caddesi'nde Endüstri Meslek Lisesinde, çarşamba ve perşembe günleri idi. Ben de perşembe günü gidiyordum.
Okul bayağı zevkli gidiyordu, bir çarşamba günü ben Topçularda derste iken, çarşamba giden solcular ile sağcılar kavga ediyorlar ve sağcı öğrenciler dövülüyor.
Perşembe teknik resim dersleri öğleden sonra, biz sabahtan diğer dersler için Topçulardayız. İlk derse girdik, birden kapı açıldı içeriye polisler girdi ve ellerinde 11 kişilik bir isim listesi, içinde ben de varım; gerekçe bir gün önceki kavga, ben burada dersteyim desem de derdini mahkemede anlatırsın dediler ve soluğu önce karakolda, sonra da mahkemede aldık.
Hâkime ben dersteyim, imzam bile var desem de hâkim ya da savcı anımsamıyorum, "Antalya’yı teröristlere yuva yaptırmayacağım" dedi ve beni salondan dışarı çıkardı.
Yivli Minare'nin karşısında, bugün yerinde yeller esen bir binada hizmet veriyordu adliye ve geniş bir balkonu vardı. Balkonda kapıda bir polis var ve diğer arkadaşlar ile üç beş ettikten sonra, polise ben gideyim, ifademi verdim dedim, polis haklı olarak alaycı bir tavır ile "nereye gidiyorsun, tutuklandın, anlamadın mı" deyip, bir saat sonra da yine bugün yerinde yeller esen Antalya Merkez Kapalı Cezaevine iki büklüm girince dünyanın kaç bucak olduğunu anlamıştım.
Neyse ki orada da babamı tanıyanlar vardı, hatta koğuş ağası Göçeri Amcamın kıyağını hiç unutmam ve bana hediye ettiği yün yastığı da hâlâ saklarım.
Gelelim Gürkut Ağabeyli günlere.
Biz tutuklanınca o günlerin TÖB-DER'i, CHP Antalya il örgütü ayağa kalktı ve dört gün sonra yapılacak dava için Av. Gürkut Acar'a vekaletler verdik. Okuldan alınan derste olduğuma ilişkin imza yazısı mahkemeye sunuldu ve öğleden sonra da cezaevine getirildik ve hepimiz serbest bırakıldık.
Bu süreç, Av. Gürkut Acar diye başlasa da o hep bir ağabey idi. Sonraki yıllarda da denk geldiği yerde görüşür ve o günleri anardık. Sonra Ankara'ya milletvekili olarak gelince de görüşür, dertleşirdik.
O milletvekili, Antalya'dan gelen tayin, bazı resmî kurumlar ile işler onu o kadar yorardı ki, bazı işleri sana angarya gönderiyorum diye bana pas ederdi.
Ankara'da bürokraside olmanın bir avantajı, bürokrasi ile siyasi olaylar dışında içli dışlı olunmasıdır. Her zaman bir arkadaşın, bir tanıdığın rica edeceğin bir yerlerde olur.
Tedavisi sürecinde Ankara'da olduğu zamanlarda biraz da doktorların hoşgörüsü ile uzaktan da selamlaşırdık. Yaşam umudunu hiç kaybetmemişti ama bu dünyada her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi, bir de sonu vardı.
Ne diyelim be Gürkut Ağabey, seni sonsuzluğa uğurlayalı bir yıl olmuş.
Güzel anıların, yaşamımıza dokunuşların bizlerde hep yaşayacak.
Seni hep seveceğiz ve özleyeceğiz güzel insan.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız