Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
22°

AMERİKAN OSMANLICISININ “OSMANLI HIYARI”

YAYINLAMA:

Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri önü denize açılırdı, Eminönü camisinin.

“Osmanlıcı” yönetim camiyle denizin arasına taş-toprak yığdı; üstüne de ray döşedi ve denize açılan güzelim alanı bir baştan bir başa su kanalı gibi uzanan bir yolla kesti. Ne gam, yakınlarda Osmanlı lokantası açıldı. Haydarpaşa’dan başlamıştı dünyanın en uzun demiryolu. Şam’a, Der’a’ya, Amman’a, Medine’ye uzandı. Toroslardaki uzun tüneller, emperyalizmin Birinci İşgal Savaşı’nın sonlarında tamamlandı. Olsun varsın! Anadolu’yu payitahtla buluşturan, zabitleri cepheye yollayan, Marmara’nın lacivert sularına renk katan, Sarayburnu’na deniz ötesinden selam veren Haydarpaşa Garı özelleşip, demiryolundan kopacak ve soysuzlaşacak!
Kim bilir Haydarpaşa Garı’nda artık ne alınıp ne satılacak! Baksanıza Ankara’da taşınmaz alıp satan tüccar bile “Osmanlı Emlak” diye yazmış tabelasına! Küçücük beldelere estetikten, köstetikten yoksun camiler konduruyorlar. Eskiden küçük camilerin çatıları kırmızı kiremittendi. Şimdiler de kubbeler betondan. Ancak daha “kutsal” olsun, diye çiğ yeşile boyuyorlar! Öylesine koyu “Osmanlıcı” olmuşlar ki, dünyanın en güzel yapılarından Sultanahmet camisinin bulutlara yükselen dört minaresinin ötesine gökdelen dikmişler; dört minare arasından ufku kapatmışlar! Hem yetmemiş asırlık çınarları da kesmişler! (Yeşilciler, çevreciler, doğacılardan ses var mı?)
“Tuh, tuh” demeye gerek yok! AVM’ de İsviçre sermayeli kocaman dükkân, dükkânda kocaman ekmek satılıyor; kocaman etiketinde “Osmanlı Ekmeği” yazıyor! Osmanlı pilavı, Osmanlı ayva tatlısı, Osmanlı pilavı, Osmanlı turşusu, Osmanlı kahvesi… Yanlış okumadınız, adam listeye yazmış: “Osmanlı kahvesi” diye. Diyelim ki Yugoslavya’ya gittiniz. Sahat Megdanı’ndan (Saat Meydanı) Sava ırmağının kıyısına indiniz. Yorgunluk kahvesi içeceksiniz. Garson “Osman kafa” demez de “Turska kafa” diye getirir Türk kahvesini. Tarihte “Osmanlı” diye başlayan yemek, içecek adları kullanılmamış. Olsun varsın; onlar hem “İslamcı” hem de “Osmanlıcı” ya yeter de artar! Bu nasıl iş? Osmanlıcıklar, ama Osmanlı’nın Türk ordularıyla savunduğu Ortadoğu’yu şimdi emperyalistler işgal etsin diye çırpınıp duruyorlar!
Türklere ilişkin ne varsa yok etmeye çalışıyorlar. Bu nedenledir “Osmanlı”yı “Türk“ sözcüğünün yerine geçirmeleri. “Türk” korkusuna “olta çengeli” Para birimimizin adı “TL”, yani “Türk Lirası”na bile dayanamamışlar! “T” harfi “Türk” diye okunuyor ya, “TL” yi kaldırmışlar; Türkçe yazımında benzeri bile olmayan sağa dönük balık oltasını paraya yakıştırmışlar!
Yeni “çengel” daha paralarda bile basılmadan çengeli kullanan kullanana. Hem de adındaki “cumhuriyet” sözcüğüyle yetinen yayıncılar, cumhuriyetçiliği, ulusalcılığı kimseciklere bırakmayanlar “çengel” para birimini pek sevdiler! Olsun! “Osmanlı”yı tencereye sığdırıp kapağını süsleyenlere uymak modadır şimdi! Kapağı kaldır, kaşığı daldır! “Osmanlı hıyarı” ile çeşnilenmiş “Osmanlı kebabı” da olabilir! Şansınıza ne yemek düşerse!
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız