Katlanabilir bisikletler genellikle şehir içi ulaşımda, keyif sürüşlerinde ve amatör spor amaçlı kullanılan pratik araçlar. Ben de onlarla çok yakın zamanda tanıştım.
Geçtiğimiz günlerde sevgili dostum, sosyal medyada Ekol Türk adıyla tanınan Hasan Kilit, taa! Eğirdir'den kalkıp ovaya ziyaretime geldi. Birlikte önce Girdev Yaylası'nın yolunu tuttuk. Oradan Korkuteli'ne geçtik ve sevgili Eyüp kardeşimle buluştuk. Günün sonunda bana bir katlanabilir bisiklet aldık.

Ama sıkı sıkı da tembih ettiler:
“Bu bisiklet atraksiyon için değil. Sakin sürüşler için. Tadını çıkar.”
Ben de "Kepez'de oturuyorum. Bunun keyfini nasıl çıkaracağım?" diye sordum.

Verdikleri cevap çok basitti:
“Bisikleti katla, halk otobüsüne bin. Lara'ya git, Konyaaltı'na git. Orada sürüşünü yap, çekimlerini gerçekleştir. Sonra yine katla, otobüse bin ve evine dön.”
İşin ilginç tarafını da yaşayarak öğrendim.
Artık adeta greyder büyüklüğünde bebek arabalarının rahatça taşındığı Halk otobüslerine katlanabilir bisikletinizi katlamadan binmeniz yasakmış. Perge'de yaptığım sürüşten sonra dönüş yolunda AC03 numaralı hatta görev yapan şoför arkadaş, otobüste kendisiyle birlikte sadece üç kişi olmamıza rağmen bisikleti katlamamı rica etti. Kurala uydu. Ben de kurallara saygı duyan insanları severim; bisikleti katladım ve yolumuza devam ettik.

Şimdi gelelim işin masal tarafına…
Katlanabilir bisikletlerle ilgili yıllardır anlatılan hoş bir hikâye var.
Hikâyeye göre bir Rolls-Royce sahibi, akşam yemeğine gidiyor. Yemekte biraz alkol alıyor. (Hikâye burada biraz Türkleşiyor.) Eve dönerken polis çevirmesine yakalanıyor. Alkollü olduğu anlaşılınca polis, "Aracınızla devam edemezsiniz." diyerek otomobili otoparka çekiyor.
Adam, "Evim zaten yakın." diyerek yürüyerek evine gidiyor. Ertesi sabah şirketine gidip genel müdürünü çağırıyor:
“Rolls-Royce yolda kaldı.”
Genel müdür şaşkın:
“Efendim, Rolls-Royce yolda kalmaz.”
"Araba değil, ben yolda kaldım" diyor.
Bunun üzerine mühendisler çözüm aramaya başlıyor ve kısa süre sonra alüminyumdan yapılmış hafif, katlanabilir bir bisiklet tasarlıyorlar. Bisiklet otomobilin bagajına yerleştiriliyor.
Araç park edildiğinde ya da kullanılmadığında sahibi bisikleti çıkarıp yoluna onunla devam ediyor. Üstelik gittiği yerde spor yapma imkânı da buluyor.
Güzel hikâye…

Ama işte tam burada devreye " araştırmacı" yanım giriyor. Sahi 4 kez "araştırma haber" ödülü alan ben "Araştırmacı Gazeteci" mi oldum?
Eskiden ansiklopedilerin sayfalarını karıştırır, fasikül fasikül bilgi arardık. Bugün ise birkaç kelime yazmanız yetiyor. Yapay zekâ var, arama motorları var. Gazeteciler haber yazdırıyor, köşe yazarları ne yapıyor sahi?
Ulaştığım sonuç şu oldu:
Rolls-Royce'un otomobil alan müşterilerine hiçbir zaman standart olarak katlanabilir bisiklet hediye ettiğine dair güvenilir bir kayıt bulunmuyor. Buna karşılık özellikle 1965-1975 yılları arasında birçok otomobil markası müşterilerine katlanabilir bisiklet sunmuş. Kimi aksesuar olarak, kimi promosyon amacıyla, kimi de bagajda taşınabilecek pratik bir ulaşım aracı olarak.

Demek ki anlatılan hikâye tam doğru değilmiş. Ama güzel hikâyelerin de bazen gerçeğin önüne geçtiği olur.
Sonuçta başa dönüyoruz:
Her bisikletin gerçekten bir hikâyesi var. Sanırım bundan sonra bu köşede zaman zaman o hikâyeleri de anlatacağız.