5 Ağustos 1989 tarihinde hayatında seyahat açısından yakaladığım en önemli fırsatlardan birini değerlendirerek Adrasan'a gittim. Adrasan, Olympos Dağı’nın hemen yakınında TRT'nin Tozlutepe’deki yansıtıcısının eteklerinde, Ege ve Akdeniz'in sayısız güzellikteki koylarından biri. Buraya 5 kilometre mesafede bulunan Çavuşköy’ün bir mahallesi halini almış. “Halini almış” diyorum çünkü; henüz 5 yıl önce burası sadece balıkçıların sığınağı ve birkaç Çavuşköylü ailenin oba kurarak yaz mevsimini geçirdiği bir sayfiye yeriymiş.
Şu anda Adrasan temiz, sakin bir yer. Gerçekten tatil yapmak, kafasını dinlemek isteyenlere tavsiyemizdir. Geçtiğimiz yıllarda “turizm patlaması” olarak nitelendirilen kıyı yağmacılığından burası da nasibini almış. Artık buralardan bir arsa almak her baba yiğidin harcı değil, çünkü patlama sırasında buraya da bir şarapnel parçası düşmüş.

40 yıllık bakkal “market” olurken köylünün deyimiyle “köy gavesi” aile çay bahçesi ya da kafeterya adını almış ama maalesef market marketlikten, kafeterya veya çay bahçesi de gerçek kimliklerinden o kadar uzak ki. Örneğin markette ekmek bulamazsınız. Bir Ankaralı bayan tatilcinin şikayeti ise ketçap yokmuş. “Çay bahçesi” tabelası altındaki yer ise çok ilginç. Genç bir karı koca çağımıza yakışır bir şekilde omuz omuza vererek beraber çalıştırıyorlar burayı. Ama keşke müşteriler de çağa, yani çay bahçesine uyabilse. Günlük “vakit öldürmek” için oynanılan oyunların yanında bir de klasik köy kahvesi muhabbetleri var ki burayı gerçek amacından uzaklaştırmış.

Haberleşme gibi bir sorun yok. Burada PTT'nin 15 metrekarelik ahşap şubesi var. PTT en isabetli kararı sanırım burada günde 12 saat (10.00- 22.00) hizmet veren memur Ömer Uslu'yu buraya atarken yapmış. Tatlı dilli, sevimli yapısı, kocaman göbeği biraz daha sevimlileştiriyor. Karşısındakini hiç sıkmıyor, ürkütmüyor. Ömer Bey'e bu göbeğini alkole mi borçlu olduğunu soruyorum. Eski bir atlet olduğunu, sporu bırakınca bu hale geldiğini anlatıyor. Kısaca kendisi de Adrasanlıymış.

Çay bahçesi sahibi Gürsel Bey de, PTT memuru Ömer Bey de, “Şu anda iyiyiz” diyorlar ama geleceği pek emin bakmıyorlar. Gürsel Bey bu köyde yaşayan bir genç. Otelciliğin başlamasından sonraki değişimin olumlu ya da olumsuz yanlarını soruyorum.

Medeniyeti yakalayamamalarının iyiliğini, oturarak para kazanmanın kolaylığını anlatırken bir yandan inşaatta çalışmaya gelen yabancı kişilerin huzursuzluk çıkardığını, bir yandan da yabancı turistlerin örf adetlerimizi zedelediğini, ama yine de bu olaydan memnun olduğunu ifade ediyordu.

Şu anda Adrasan’da 20 kadar pansiyon ve 20 kadar restoran var fiyatlar normal. Ama bir tabiat var ki; tek kelimeyle mükemmel. Billur gibi bir deniz, yemyeşil tepelerden gelen çam kokusu ve buna ilaveten tertemiz bir hava. Evet halâ güzellik görmek isteyenler, buraya mutlaka gidin. Günübirlik düşünüyorsanız lütfen özel araçla gidin, yanınıza fazla bir şey almayın ama fotoğraf makinenizi de sakın unutmayın ve bir rica lütfen dönerken sadece ayak izlerini bırakın…

Adrasan Özlemi
Oralarda bi yerde olmalı iyi bak.
Kaldır başını ulu bir dağ,
Tanrıların evi…
Ayakucunda bir deniz,
Tanrıçaların yunağı….
Cennetin güney ucunda bi kuytu liman.
Bilirim;
Tanrıça Hekate izliyor yukarda bi yerde,
Olimpos’un yamaçlarında.
Ondan bu kadar güzel deniz
Ondan gelemez rüzgar kıyılarına,
Ondandır her gün denizden doğar güneş,
Serinlik hissiyle gelir kulaçlarıma.
Bir yarım şarkıdır yaşadıklarım,
Notaları esrik, değişken.
Bir şiirdir anılar,
Hiçbir vezne uymayan.
4.10.’12
