Beş Milyar İnsanı Öldürecek Bir Nükleer Savaştan Ne Kadar Uzağız?
20 Kasım 1983 tarihinde yayınlanan American Broadcasting Company yapımı televizyon filmi "The Day After" (1983) ilk gösterildiği gün bile en az 100 milyon seyirci üzerinde şok etkisi uyandırmıştı…
Film 5 milyar insanın ölmesine yol açacak nükleer savaşı tüm boyutlarıyla ekrana taşımıştı…
ABD Başkanı Reagan bile bu filmden çok şey öğrendiğini itiraf etmişti...
"Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de. Dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözümdür..."
Profesör Alan Robock Rutgers Üniversitesi'nde İklim Bilimci...
Amerika Birleşik Devletleri'nde Rutgers Üniversitesi'nden iklim bilimciler, olası bir nükleer savaşın ani ölümler haricindeki etkilerine ilişkin senaryoları değerlendirdi.
Nükleer süper güç Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası nükleer savaş ihtimali yönündeki endişeler artmaya başladı.
Rutgers Üniversitesi'nden bir grup iklim bilimci tarafından Nature Food bilim dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, nükleer savaşın iklim sistemini tamamen bozarak büyük bir küresel kıtlık kaynaklı ölümlere neden olabileceğini öne sürüyor.
Nükleer savaş deyince akla ilk olarak doğrudan patlamalar nedeniyle aniden yok olan şehirler ve insanlar geliyor ancak bilim insanlarına göre, nükleer silahların radyasyon ve çevre kirliliği nedeniyle onlarca yıl süren kalıcı etkileri de var. Hatta nükleer savaşı takip eden yıllarda yaşananların nükleer savaşın ani etkisini gölgede bırakacağı düşünülüyor
Rutgers Üniversitesi'nden araştırmacılar, olası bir nükleer savaş sonrası için en kötü senaryoyu modelledi. Buna göre, ABD ve Rusya arasındaki gerçek bir nükleer savaş, iki yıl sonra en az 5 milyar insanın açlıktan ölmesine neden olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki küçük ölçekli bir nükleer çatışma bile küresel kıtlığa yol açabilir.
"Patlama etkisiyle oluşan kurumlar iklimi mahvedecek"
Araştırmacılar, nükleer bir savaşta şehirleri hedef alan nükleer bombaların şiddetli yangın fırtınaları başlatacağını söylüyor.
Yangınlardan çıkan devasa miktarlardaki kurumların atmosfere ulaşacağını belirten araştırmacılar, bu kurumların daha sonra küresel olarak yayılacağını ve gezegeni hızlıca soğutacağını tahmin ediyor. Böylelikle dünya ikliminin bozulacağı ve gıda üretim sistemlerinin de bundan büyük ölçüde etkileneceği düşünülüyor.
Büyük mahsullerin verimliliğini ülke bazında bir iklim tahmini aracı kullanarak öngören araştırmacılar, 6 olası nükleer savaş senaryosunda neler olabileceğini inceledi. Buna göre, boyutlarına göre atmosfere farklı miktarda kurum gönderecek nükleer savaşlar nedeniyle dünyanın 1 ila 16 santigrat derece soğuyabileceği ifade edildi.
Hindistan ve Pakistan arasındaki nispeten küçük ölçekli bir nükleer savaştan sonra bile mahsul üretiminin 5 yıl içinde yüzde 7 oranında düşebileceği kaydedildi.
Dünyada var olduğu bilinen nükleer silahların yüzde 90'ını elinde bulunduran iki ülke Rusya ve ABD arasındaki olası bir nükleer savaştan sonra ise 3 ila 4 yıl içinde üretimin yüzde 90 oranında düşebileceği öngörüldü.
Makalenin yazarlarından iklim bilimci Profesör Alan Robock araştırmaya ilişkin şöyle konuştu: "Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de ve dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözüm".
Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması'nın 66 ülke tarafından onaylandığını hatırlatan Robock, "Ancak 9 nükleer silahlara sahip ülkeden hiçbiri bu anlaşmayı onaylamadı. Çalışmamız, bu 9 devletin bilimi dinleme ve bu anlaşmayı imzalama zamanının geldiğini açıkça ortaya koyuyor" ifadelerini kullanıyor.
Nükleer Savaş temalı diğer birkaç film :
A House of Dynamite (2025)
Dr. Strangelove Or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964)
On the Beach(1959)
Planet of the Apes (1968)
Fail Safe (1964)
When the Wind Blows (1986)
WarGames (1983)
The Bed Sitting Room (1969)
Five (1951)
Deterrence (1999)
The Omega Man (1971)
Miracle Mile (1988)
Testament (1983)
Colossus: The Forbin Project (1970)
O-bi, O-ba - Koniec cywilizacji (1985)
The Road (2009)
Ikimono no kiroku (1955)
The China Syndrome (1979)
Pisma myortvogo cheloveka (1986)
When the Wind Blows (1986)
Kuroi ame (1989)
Threads (1984)
Offret (1986)
Leave the World Behind (2023)
20 Ocak 1961’de ABD başkanı Kennedy göreve başladığında Sovyetlerin elinde dünya üzerindeki yaşamı iki kez yok edebilecek kadar nükleer silah vardı…Aynı tarihte ABD’nin elinde dünya üzerindeki yaşamı on kez yok edebilecek nükleer silah vardı…Bugün İsrail’in bile elinde 400 nükleer silah olduğu tahmin ediliyor…
İRAN DIŞİŞLERİ BAKANININ AÇIKLAMALARI
İran Dışişleri Bakanı, bir muhabirin Tahran'ın nükleer programını yeniden başlatıp başlatmadığı sorusuna verdiği cevapla gündeme geldi. Bakan İran'ın böyle bir şey yapmadığını ve ülkesinin barışı seçtiğini söyledi.
Bakan, Başkan Trump'ın nükleer denetim talebine ilişkin sorulara ise basit bir "evet" cevabı vermedi.
İran'ın, İsrail'in önce İranlı uzmanların İsrail nükleer tesislerini (eğer varsa) incelemesine izin vermesi şartıyla denetimleri kabul edebileceğini, İran'ın da aynı standartlara tabi tutulması gerektiğini söyledi…
Bu yaklaşım, ABD-İran görüşmelerinin merkezinde yer alan gerçek bir anlaşmazlığı ele aldığı için yankı buluyor: Washington "nükleer dürüstlük" ve denetçilerin geri dönüşünü isterken, Tahran ise çifte standart olarak adlandırdığı şeye işaret etmeye devam ediyor.
İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'na taraf.
İsrail'in nükleer silahlara sahip olduğuna yaygın olarak inanılıyor ve aynı denetim rejimine tabi değil.
İran Dışişleri Bakanı'nın destekçileri bu cevabı keskin ve akılcı bir diplomasi olarak nitelendiriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BM İnsan Hakları Konseyi'ne yaptığı açıklamada, ABD-İsrail savaşının başladığı 28 Şubat'tan bu yana 600'den fazla okulun hasar gördüğünü veya yıkıldığını, 1.000'den fazla öğrenci ve öğretmenin ise hayatını kaybettiğini ya da yaralandığını ifade etti.
Arakçi ayrıca Minab'daki bir ilkokula düzenlenen ve ölümle sonuçlanan saldırıya da dikkat çekti.
ABD kaynaklı haberlerde, okula yönelik bu saldırı, halen soruşturma süreci devam eden bir hedefleme hatası olarak nitelendirildi; Tahran ise saldırının kasıtlı olduğunu iddia ediyor...
Şu anda, uluslararası hukuku kimin ihlal ettiğine dair birbirinden çok farklı iki görüş kamuoyu önünde karşı karşıya geliyor.
Washington; İran'ı, küresel ticareti tehdit etmekle ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya hazırlanmakla suçluyor.
Tahran ise ABD ve İsrail'i; okulları yerle bir etmekle, sivilleri öldürmekle ve öğrencileri ve öğretmenleri hedef almakla itham ediyor.
Bir taraf deniz ulaşım yollarının açık tutulmasından söz ederken, diğer taraf okulların ve çocukların neden korunmadığını sorguluyor.
İran Dışişleri Bakanından ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun İsrail Yorumu Üzerine Tek Cümlelik Yanıt Geldi...
Marco Rubio'nun İsrail'den nefret edenlerin "kötü niyetli" olduğunu söylemesinin ardından internette sert bir tartışma alevlendi.
İran Dışişleri Bakanı Rubio'nun Küba kökenlerine dikkat çekip babası Mario Rubio'nun bir zamanlar İsrail'e karşı çıktığını öne sürerek ve ardından ona "bunu bir daha söylemesini" isteyerek karşılık verdi.
ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmandığı ve Rubio'nun İsrail'e verdiği güçlü desteğin bilindiği bir dönemde, bu video kaydı "tek cümlelik bir susturma hamlesi" olarak paylaşılıyor.
İran Dışişleri Bakanı Ürdünlü mevkidaşının İran'ın misilleme saldırıları hakkındaki yorumlarına meydan okudu.Ayman Safadi, İran'ın ABD savaşının başlamasından sadece iki saat sonra Ürdün ve diğer ülkelere saldırdığını iddia etti.
Saldırıların bir karşılık olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etti…
İran Dışişleri Bakanı ise Safadi'ye, masum İranlıların öldürüldüğü ilk ABD saldırılarında Arap hava sahasının, topraklarının ve sularının kullanıldığını hatırlattı.
Safadi, İran saldırılarını misilleme değil, saldırganlık olarak kınadı.
İran'ın çok hızlı saldırdığını iddia etti.
Ancak Ürdün şimdi ABD üslerine ev sahipliği yapmanın bedelini ödüyor. Arap toprakları İran'a saldırmak için kullanıldı. Şimdi İran karşılık veriyor.ABD, başka bir ülkeyi bombalamak için sizin hava sahanızı kullanıyor. Gerçekten de karşılık görmeyeceğinizi mi bekliyorsunuz?
ÇİN'İN TEPKİSİ
Çin devlet medyası ve çevrimiçi içerik üreticileri, jeopolitiği espri malzemesi haline getirerek, ABD'nin aynı anda iki cephede savaşmasını alaya alan yapay zeka tarafından üretilmiş klipler paylaştı…
Yaygın olarak paylaşılan bir karikatür tarzı, Amerika'yı İran'la maliyetli bir çatışmaya kilitlenmiş kibirli bir kartal olarak gösterirken, bir diğer hiciv dalgası da ABD'nin %50'lik gümrük vergileri ve Kanada'nın buna aynen (birebir) yanıtını konu alıyor…
Çin bağlantılı yayın organları, Kanada'nın karşı hamlesini "Çin tarzı bir karşı saldırı" olarak övdü ve ABD'nin müttefikleri üzerindeki baskısının ters teptiğini öne sürdü…
Öte yandan Çin lideri Xi 24 Eylül'de Donald Trump'a iadei ziyarette bulumacak…
ABD SAVAŞ BAKANININ AÇIKLAMASI
ABD Savaş Bakanı Hegseth'in, Hürmüz Boğazı'ndan gemi trafiğinin akışını sağlamak amacıyla İran'a "periyodik" bombalamalar yapılmasını içeren bir planı desteklediği bildiriliyor; analistler bu stratejinin "kalıcı bir savaş durumuna" yol açacağını söylüyor.
NBC News'in konuyla ilgili bilgi sahibi dört kaynağa dayandırarak verdiği bilgilere göre, İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırıları, Ortadoğu genelindeki ABD istihbarat merkezlerine ve gözetleme ekipmanlarına benzeri görülmemiş hasar verdi ve onarım maliyetlerinin milyarlarca dolara ulaşması bekleniyor.
CIA ve diğer Amerikan istihbarat teşkilatları tarafından kullanılan binaları ve özel donanımları etkileyen hasar, bu teşkilatların daha önce yaşadığı herhangi bir yıkımdan çok daha kapsamlı.
ABD BAŞKAN YARDIMCISININ AÇIKLAMALARI
ABD Başkan Yardımcısı Vance'e petrol fiyatlarının ne zaman düşeceği sorulduğunda, Vance fiyatların ne zaman 3 dolara döneceği konusunda herhangi bir söz veremeyeceğini söyledi.
Vance ayrıca, İran "gemilere ateş etmeyi" bırakmadığı sürece ABD'nin İran'la görüşme yapmayacağını da sözlerine ekledi.
JD Vance, 11 Eylül'ün 25. yıldönümü için de şunları söyledi: "Tahmin edebileceğiniz gibi, eski Başkan Joe Biden ile vakit geçirmeyi gerçekten dört gözle bekliyorum. Eminim ki çok yoğun entelektüel sohbetlerimiz olacak. Harika zaman geçireceğiz."
Başkan Yardımcısı JD Vance, bu alaycı yorumu 3 Eylül 2026'da Beyaz Saray'daki bir basın toplantısı sırasında yaptı.
Etkinlik: Vance, Ground Zero'da eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Bill Clinton ile birlikte mevcut yönetimi temsil edeceğini duyurdu. Başkan Donald Trump'ın, etkinlikte resmi konuşmalara izin verilmemesi nedeniyle katılmamayı tercih ettiği bildirildi.
Eksen Değişikliği: Vance, katılımını başlangıçta iki partili bir uzlaşı jesti olarak sundu ve Amerikalıların, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından hissedilen "ortaklık ve ortak amaç duygusunu" yeniden kazanmak için her gün çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.
Vance bu sözlerinin hemen ardından, eski Başkan Joe Biden'ın zekasıyla alay eden iğneleyici bir espri yaptı.
Pek çok kişi, Amerika'nın en ölümcül terör saldırısının kurbanlarını anmaya adanmış ciddi bir ulusal törenin, partizan ve siyasi bir söylem için kullanılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Biden'ın Sağlık Durumu: Yorumcular ve siyasi figürler, eski Başkan Biden'a geçen yıl 4. evre prostat kanseri teşhisi konulmuş olması ve kendisinin tıbbi tedavi görüyor olması nedeniyle, bu sataşmayı bilhassa "ucuz" ve "kötü niyetli" olarak nitelendirdi.
Joe Biden, ABD tarihinin en ölümcül terör saldırılarının 25. yıldönümünü anmak için 11 Eylül'de New York'ta düzenlenecek törene katılacak ve etkinliğe katılan eski başkanlar grubunu tamamlayacak. Başkan Trump'ın ise törene katılmama kararı aldığı, bunun nedenlerinden birinin de etkinlikte onun konuşma yapmasına izin verilmemesi olduğu belirtiliyor.
Öte yandan, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının İran'la savaş öncesi seviyelere neredeyse geri döndüğünü belirterek, Tahran'ın stratejik su yolundaki kontrolünün "fiilen ortadan kalktığını" da iddia etti…
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran yönetimini "gerçekten ama gerçekten zırdeli" olmakla suçladı ve Tahran'ın, deniz mayını döşemek de dahil olmak üzere, Hürmüz Boğazı'ndaki petrol ve gaz trafiğini sekteye uğratmak için aşırı önlemler almaya istekli olduğunu öne sürdü.
Vance, yakın zamanda gerçekleşen saldırıların ardından, ABD'nin mevcut misyonunun büyük bir kısmının bu stratejik su yolunu açık tutmak olduğunu belirtti.
28 Şubat 2026'dan bugüne süren bir savaş var...Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı bize bunun aslında bir savaş olmadığını söylüyor.
Time dergisinin manşeti şöyle: - 'Ben Buna Savaş Demezdim'
Vance, Saldırılar Sürerken İran'la Çatışmayı Önemsiz Gösteriyor!
Beyaz Saray'daki brifingde JD Vance'e, savaşın Kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği soruldu. O ise şöyle yanıt verdi:
- Buna savaş demezdim. Şu anda aktif bir çatışma (ateş açma durumu) yok.
Tam da bu sözleri söylediği gün, İran ordusu Kuveyt'teki Ahmed Al-Jaber üssüne ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Al Minhad üssüne füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenledi...
Kuveyt ordusu da bir açıklama yaparak hava savunma sistemlerinin gelen füze ve İHA'lara müdahale ettiğini duyurdu. Eğer bu "aktif çatışma" değilse, savaşın tanımı tam olarak nedir?
Şimdi asıl soru şu: - Buna neden savaş demekten bu kadar korkuyorlar?
Time dergisi bunun cevabını kendisi verdi.
Amerikan Anayasası'na göre, uzun süreli bir savaş Kongre onayını gerektirir. Bu nedenle durumun "sınırlı bir askeri harekat" olarak adlandırılması gerekiyor.
Buna bir de Kasım ayındaki (3 Kasım 2026) ara seçimleri ekleyin; "savaş" kelimesi 3 Kasım 2026 ara seçimi öncesinde hükümetin hoşuna gitmiyor…
Kaliforniyalı Kongre Üyesi Ro Khanna, Vance'e şu sözlerle karşılık verdi: - Bu, inanılmaz bir manipülasyon (gerçeği çarpıtma) örneği.
Kaliforniyalı Kongre Üyesi Ro Khanna bunun bir savaş olduğunu ve bu durumun bir savaş olduğunu anlayan kişinin —sürekli Amerika'nın savaşı kazandığını iddia eden— bizzat Donald Trump olduğunu da sözlerine ekledi.
Ro Khanna'ya tamamen katılıyorum. Aynı yönetim içinde bir kişi savaşı ABD'nin kazandığını söylerken, bir diğeri ortada bir savaş olmadığını söylüyor.
Gelelim 1 Eylül 2026 Salı gecesi düzenlenen saldırıya. İran Sağlık Bakanı Muhammed Rıza Zafargandi, o gece en az 18 kişinin öldüğünü ve 108 kişinin yaralandığını açıkladı. Ölenler arasında Kuhestak'taki bir düğünde bulunan siviller de vardı; yaralıların büyük çoğunluğunu ise kadınlar ve çocuklar oluşturuyordu.
New York Times'ın bir silah uzmanıyla birlikte yaptığı görsel analiz, düğün alanının Amerikan güçleri tarafından atılan bir bombayla vurulduğu sonucuna vardı.
Buna rağmen Vance şöyle dedi: - Bu konuda son derece şüpheliyim.
Amerika'nın asla sivilleri hedef almadığını, ancak "bazen böyle şeyler olabildiğini" sözlerine ekledi.
CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins de aynı şeyi söyledi.
Bir düşünün: Bir evin çatısından içeri füze giriyor, çocuklar hastane yataklarında yatıyor ve Washington'ın verdiği yanıt şu: "Bazen böyle şeyler olur."
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakayi, buna cevaben tüm bu savaş sürecindeki en çarpıcı cümleyi kurdu:
- Bombanın kendisinden daha tehlikeli olan şey, bombalamanın normalleştirilmesidir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakayi, ayrıca sessizliğin meşruiyete dönüştürülmesinin daha da tehlikeli olduğunu ve bugün sessiz kalanların yarın bunun sonuçlarından kaçamayacağını belirtti.
Şimdi de günün en absürt anına gelelim. ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, CNBC'ye şunları söyledi:
- Savaşta ABD vatandaşı can kaybı yaşanmadı. Bu aslında sadece ekonomik bir boğma hamlesidir...
Bugün Trump bizzat sosyal medya üzerinden onu düzeltti; Lutnick'in aklının Venezuela'da kaldığını ve İran ile savaşta 18 ABD askerinin öldüğünü belirtti.
Yani bir ülkenin Ticaret Bakanı, kendi askerlerinden kaçının hayatını kaybettiğini bilmiyor.
Pentagon'un kendi kayıt tutma süreci de bundan daha iyi değil; bir listeden dört isim çıkarıldı ve bu da resmi sayıyı 18'den 14'e düşürdü.
Ölenlerin kaydını bir veritabanından diğerine taşıyın. Ve son olarak, savaşa savaş demeyi reddedin. Savaş meydanında kazanamayan bir imparatorluk, işi isimlendirme konusunda kazanmaya çalışıyor.
İran Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Arif bugün şunları yazdı:
- ABD ekonomisini karanlık aylar bekliyor.
Arif, İran'ın bundan sonraki karşılığının asimetrik, çok katmanlı ve saldırganı güvenliğinden mahrum bırakacak nitelikte olacağını; Amerikalıların ise yakıt stoklamayı düşünmeleri gerektiğini söyledi. Stoklama çağrısı esasen psikolojik bir baskı unsuru. Ancak bu baskı işe yarıyor; zira Amerika'da benzin fiyatı şu anda galon başına 4,14 dolar seviyesindedir…
Son olarak, sıradan insanlara değinelim. Brent petrol fiyatındaki her artış, ithalata bağımlı ülkeler için daha yüksek enerji faturası, para birimleri üzerinde baskı ve piyasalarda daha yüksek fiyatlar yani yüksek enflasyon,hayat pahalılığı anlamına geliyor.
ABD UÇAK GEMİSİ TAYLAND'DA
USS Abraham Lincoln uçak gemisi, yaklaşık 286 günlük bir deniz görevinin ardından, adeta cehennemden çıkmış gibi görüntü vererek Tayland'a ulaştı.Uçak gemisinin fotoğrafları büyük ilgi topladı...Devasa savaş gemisinin gövdesinde ve uçuş güvertesi çevresinde belirgin paslanma izleri göze çarpıyordu.Gemi komutanı, bu durumun "uzun süreli bir görev için normal" olduğunu belirtti ve daha fazla yorum yapmaktan kaçındı.
USS Abraham Lincoln, uzun süren görev süresinin ardından Tayland'daki Laem Chabang limanına baştan sona paslanmış halde geldi ve gözlemcileri şok etti.
Donanma yetkilileri, bu kadar uzun bir görevden sonra yüzey korozyonunun beklendiğini ve bunun kendi başına geminin mekanik olarak güvensiz veya savaşamaz olduğu anlamına gelmediğini söylüyor.
Yaklaşık 5.000 denizci ve deniz piyadesi, aylarca yüksek operasyonel tempoya, lojistik baskıya ve rutin bakım için sınırlı imkanlara boyun eğdi.
Tek bir görevden sonra bu kadar yorgun görünen bir uçak gemisi, Amerika'nın ordusunu ne kadar zorladığı konusunda ciddi soruları gündeme getirmelidir.
RUSYA-İRAN İŞBİRLİĞİ
Ukrayna lideri Zelensky, Rusya üzerindeki tüm hava trafiğini kapatmak istiyor…
Zelensky duyurdu: “Bugün, Rus hava sahasını kullanan her havayolu şirketini, her sigortacıyı ve hala ana Rus havalimanlarını kullanan herkesi uyarmak istiyoruz: Rus hava sahası tamamen tehlikeli hale geliyor.
Rus hava sahası fiilen kapatılıyor...Gelecek günlerde, Ukrayna dronlarının Moskova çevresindeki havalimanlarını taciz ederek uçuşların iptal edilmesine yol açtığını göreceğiz.
Financial Times'ın yaptığı bir araştırmaya göre, Rusya gizlice İran'a, ABD uçak gemilerini ve Orta Doğu'daki diğer savaş gemilerini tehdit edebilecek gelişmiş süpersonik seyir füzeleri geliştirmesinde yardımcı oluyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'a, Moskova'nın "zorlu bir dönem" olarak nitelendirdiği süreçte Tahran'a ihtiyaç duyduğu yardımı sağlama yönünde çalıştığını belirterek İran'a desteğinin süreceği sözünü verdi.
1 Eylül 2026'da Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında konuşan Putin, İran halkının cesaret ve direncini överken, Rusya'nın İran'a gerekli mal ve ekipmanları sağladığını ifade etti.
Pezeşkiyan ise, İran'ın Amerika Birleşik Devletleri ile savaşı sırasında Rusya'nın sergilediği tutumdan dolayı Putin'e teşekkür etti.
Bu açıklamalar, Moskova ile Tahran arasında giderek gelişen ilişkilere ve Rusya'nın aslında ne tür bir destek sağladığına dair önemli soruları beraberinde getiriyor.
Rusya bu yılın başlarında İran'ın resmen askeri yardım talebinde bulunmadığını belirtmiş ve iki ülke arasındaki ortaklık anlaşmasının karşılıklı savunma maddesi içermediğine dikkat çekmişti.
Putin, Rusya'nın İran'a tam olarak hangi ekipmanları gönderdiğini kamuoyuna açıklamamış olsa da, istihbarat paylaşımı ve hedef belirleme konusunda destek sağlandığına dair haberler de mevcut.
Rusya'nın desteği ekipman ve malzeme tedarikiyle mi sınırlı kalacak, yoksa Moskova ile Tahran arasındaki ortaklık daha da derinleşebilir mi?
Rusya, ABD'nin İran'dan "uzak durma" yönündeki taleplerine de yanıt verdi:
"Bu dostane ve ortaklık ilişkilerini sürdürecek ve daha da geliştireceğiz."
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da konuştu: "Avrupa, 500 yılı aşkın süredir insanlığın başına gelen başlıca felaketlerin kaynağı oldu. İki dünya savaşının da kaynağıydı. Bugün içinde bulunduğumuz durumun da kaynağıdır."
Batı medyasında hiç yer bulmadığı için gözden kaçırmış olabileceğiniz bir gelişme olarak; dünyanın en büyük ülkeleri Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çatısı altında bir araya geldi ve İran ile Filistin halkının yanında durduklarını ilan etti.
ŞİÖ'nün NATO'dan üç kattan daha büyük bir yapı olduğunu ve NATO'nun dünya nüfusunun %13'ünü kapsamasına karşılık, barış yanlısı bu Doğu örgütünün insanlığın %42,5'ini temsil ettiğini belirtmek gerekir.
Buna rağmen Batı'daki ana akım medya organları, Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısı konusunda şaşırtıcı bir haber karartması uyguladı ve çoğu yayın organı konuya hiç yer vermedi.
Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya, İran ve diğer ülkelerin liderleri; ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının "BM Şartı'nı ve uluslararası hukukun ilke ve normlarını ihlal ettiğini, yasa dışı olduğunu ve dünya barışı, güvenliği ve istikrarı için ciddi bir risk oluşturduğunu" ilan ettiler.
Liderler, Filistinlilerin adalete ihtiyacı olduğu görüşünü benimsedi ve bunu açıkça ifade etti.
Çin örgütün fiili lideri olarak görülse de, dikkatlerin büyük bir kısmı İsrail Başbakanı Netanyahu ile yakın ilişkiler kurmaya çalışan Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin üzerindeydi.
Aynı şekilde, Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan da ilgi odağındaydı.
Liderler ayrıca, bu yıl 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in sebepsiz yere düzenlediği saldırıda İran lideri Ali Hamaney ve ailesinin öldürülmesini kınama fırsatını kullandılar.
Saldırıda, liderin 14 aylık torunu Zahra da dahil olmak üzere 40 kişi öldürüldü. Aynı gün, Meenab şehrindeki bir ilkokulda 168 çocuk ve personel de hayatını kaybetti.
Katılımcılar ayrıca, NATO'nun kamu kaynaklarını silah ve orduya yönlendirmeye odaklanırken, ŞİÖ'nün askeri olmayan bir örgüt olduğunu ve karşılıklı yarar sağlayan ticaret ve ortak barış yanlısı politikalar yoluyla ülkeler arasında dostane ilişkileri teşvik ettiğini açıklayarak, ŞİÖ ile NATO arasındaki karakter farkını da hatırlattılar.
Kötü niyet ekseninin bayraktarı olan Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya nüfusunun sadece %4'ünü oluşturduğunu bilmek rahatlatıcı; Şanghay İş birliği Örgütü'nün yaptığı mantıklı, zeki ve barış yanlısı açıklama ise bunun 10 katı kadar insan tarafından yapılmış sayılmalı...