Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
28°

Kurumların İçinden Geçmeye Tam Gaz Devam...

YAYINLAMA:
Kurumların İçinden Geçmeye Tam Gaz Devam...

"Bir milyarderi; Pazartesi günü idam edileceği kesin olsa bile, Pazar günü üzerinden kâr sağlayacağı bir Cumartesi devrimini finanse etmeye Cuma günü ikna edebileceğimden emin olduğumu çeşitli vesileler ile söyledim." 

-Saul Alinsky

Bu yazı “Rudi Dutschke ile Kurumların İçinden Geçmek ve Üniversiteler Nasıl Çürüdü?” yazılarının devamı olarak, üniversite harici kurumların (özellikle kâr amacı güden tüzel kişiliklerin) nasıl ele geçirilip, devrime hizmet etmek üzere ideolojik aygıt haline getirildiğini anlatıyor.

Bu söz Saul Alinsky’e atfedilmiş bir söz. İlk olarak Saul Alinsky hakkında biraz bilgi vereyim. Kendisini “1971 tarihli Radikaller İçin Kurallar” kitabının yazarı olarak tanıyorsunuzdur. Ancak etkisi sadece yazdıkları ile sınırlı değil. 

Ortaya ilk olarak bir aktivist-organizatör olarak çıktı. Kendisi Amerika’da Demokrat Parti politikalarının bu seviyede radikalize olmasının sebebi ve baş aktörü olarak görülmekte. (Bu analiz haksız değil.) Dolaylı yollar ile de olsa günümüz Amerikan-Demokrat Parti’nin şimdiki liderlerinin görüşlerini etkilemiş ve “Occupy” hareketiyle beraber radikal çevreciler ile sosyal adalet savaşçılarının ortaya çıkışına sebep olmuştur. 

Saul Alinsky’nin bu sözünü duyana kadar; devasa çok uluslu şirketlerin, hissedarlarının ve üst düzey yöneticilerinin davranışlarını anlamlandırmakta zorlanıyordum. Fakat, üniversitelerin tamamen ele geçirildiği gerçeğini kabullendikten sonra özel sektörün (ve açık olmak gerekirse, özel-kamu farketmeksizin hiçbir kurumun) bu içeriden çökertme hareketinden yara almadan kurtulacağını düşünmek, gerçeklikten kopukluktan başka bir şey değildir.

Üniversitelerin ele geçirilmesi; stratejik olarak analiz edilirse, diğer bütün kurumların nitelikli personel tedarik sistemini ele geçirmek ile neredeyse aynı. Çünkü yarının; yöneticileri, elitleri, sosyal liderleri, kanaat önderleri, aydınları ve karar mekanizmalarını idare edecek insanlarını seçip yetiştirmek için dünyanın her yerinde üniversiteler kullanılmakta. Böylece üniversiteleri ele geçirdiğinizde diğer kurumlara sızmak için çaba ve kaynak harcamanıza gerek kalmıyor. Bu süreç işlerken üniversitelerden çıkanların tamamının ideolojiye hizmet etmesi gerekmiyor. Radikal politikalara ses çıkarmayan insanlar da sızma ve çökertme süreci içerisinde yaşananları engellemeyerek bu duruma zemin hazırlayıp fırsat tanırlar. Bu süreci uzun bir süre (gereken süre yaklaşık 20 yıldır ancak bu süreç 60’lı yıllardan bu yana devam etmekte) kendi haline bıraktığınızda insan kaynağı üniversitelerden gelen neredeyse bütün kurumlar ideolojik aygıt haline gelir. 

60’lı yıllardan bu yana devam eden bu süreç artık karşımıza göz ardı etmesi imkansız bir şekilde çıkıyor.

Şu anda bu durumla ilgili olarak ne yapacağımı bilemesem de en azından bir şeyden dolayı geleceğe karşı umutlarım artmaya başladı.Çünkü, artık küresel çapta planlanan ve uygulamaya geçilen Bolşevik tarzı küreselci komünist devrim daha başarıya ulaşamamışken başlangıç aşamasında kendini imha sürecinde.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız