Birini anarken, bin yeri kanıyor insanın bu memlekette. Dün CHE'nin doğum günü, ölmesine değil, öldürülmesine, katledilmesine üzüldük. O varsıl bir ailenin çok iyi eğitim almış Tıp Doktoru oğlu iken, gördüğü adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı isyan etmiş, bir başka halkın Bağımsızlık savaşına katılmış.
--Devrimden sonra Küba'da Sağlık Bakanı olmuş, istifa etmiş yine başka mazlum, ezilen milletlerin, halkların kurtuluşu, özgürlüğü için kendini feda etmiş. Bir insanın en son silahı canıdır. CHE, o silahını ezilenler için çekmiş ve canını feda etmiştir.
--Bugün 15 Haziran.
--Durup bir yutkunduktan sonra 1970'lere gidiyor insanın aklı.
--Çalışma yaşamını ile Sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşme,Grev ve Lokavt ve 275 sayılı Sendikalar Yasalarında değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin işbirliğiyle iki kanatlı olan TBMM'den önce Millet Meclisi ardından Senato'da kabul edilir ve 11 Haziranda da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ca onaylanır.
--Yasanın amacı Türk-İş'ten, DİSK'e işçi akışını önlemekti. DİSK'e bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterirler, Türkiye İşçi Partisi'de yasa değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi'nde davası açar
--İzmit Gebze'den 15 Haziran 1970'de binlerce DİSK'e bağlı sendikaların işçileri İstanbul'a doğru yürüyüşe geçer ve Yollarda konvoya TÜRK-İŞ'e bağlı sendikalı işçiler de katılır..
--İstanbul'un her yakası işçi eylemleri çalkalanır. 15-16 Haziran işçi direnişi olarak adlandırılan bu olaylar, 16 Haziran'da 5 kişinin ölmesi ve İstanbul ve Kocaeli'de sıkıyönetim ilan edilir.
--Bir yandan buna can yanarken, diğer yandan aklına doğanlar gelir ve Cem Karaca'nın o gür sesinden Mehmet Ergin Soyarslan'ın "Bugün sen çok gençsin yavrum/ Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor/ Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni/ Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son" diyorsun ama. Acı bu gitmiyor, dinmiyor ki!..
--Geliyosun Atilla İLHAN'A. (Attilâ Hamdi İlhan:15 Haziran 1925
Menemen-İzmir/10 Ekim 2005 (80 yaşında)İstanbul
--Yaş 16, yüreğin avuçlarında. Pır pır çarpıyor. Bir kıza aşıksın ve şu dizeleri yolluyorsun:
“Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek…”
--Evet ya, bazen bu memlekette sevmek bile başa beladır. Çünkü şiir Nazım Hikmet'indir.
--Tarih ise bir başka. 14 Şubat 1941. Okuldan atılır, okuması yasaklanır. Ve öykü de şiirler de uzar gider. Kocaman bir Atilla İLHAN olur çıkar.
--Bir çok şiirini, öyküsünü yazısını okumuşumdur ama, beni onun bir kaç satırı daha çok etkiler. Çünkü o dizler, şair, yazar, senarist, vs o kocaman adamı çocuk yapan dizelerdir.
--"ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ yağmur giyerlerdi sonbaharla bir/ azıcık okşasam sanki çocuktular/ bıraksam korkudan gözleri sislenir/ ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ böyle bir sevmek görülmemiştir" dizeleri değil.
--işte bu dizeler:
"İnsan annesi ölünce anlar içindeki çocuğun hiç ölmeyeceğini. Aklına geldikçe kahrolur, bunu anlamakta neden bu kadar geciktiğini..."

Derken,
Fakir BAYKUT: 15 Haziran 1929.Yeşilova-Burdur-11 Ekim 1999 (70 yaşında) Essen-Almanya
--Dedim ya bu Anadolu insanında dram doludur. Şimdi biz Fakir'in yani Tahir'in doğum günü diye 15 Haziranı kutluyoruz ya. Buyurun kendi dilinden: “1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..."
--Burdur-yeşilova-Akçaköy. Ancak ilkokul olur. Sonrası yok. Siz yokluğu bilir misiniz? Bu soruyu bazılarına sormanın bir anlamı bile yok. Neden mi? Öyküyü yine kendi anlatsın.
--"..Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..." Isparta-Gönen Köy Enstitüsü.
--Artık öğretmen olmuştu. Ama bu yürek yokmu, bu yürek, bir başka çarpar. 1965 yılında TÖS’ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü’nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça’ya çevrilir. Yazıları ve TÖS’teki çalışmaları yüzünden sık sık koğuşturma geçiren Baykurt Gaziantep’in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS “Devrimci Eğitim Şurası” nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS “Büyük Eğitim Yürüyüşü” nü bir sene sonra da Genel Öğretmen Boykotu’nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner.
--Öğretmenler Sendikası Mücadelesi, Öyküler, romanlar, sürgünler, mahpuluklar ve yurtdışına çıkış.
--Ortaokul yıllarında, bugün Antalya'nın ünlü Avukatlarından Mahmut Akıncı, Türkçe öğretmenimiz. Yılanların Öcü, Irazcanın Dirliği, Onuncu Köy,.... Ve bir gün öğretmenimiz TÖS Genel Boykotunda. Bize küçük bir açıklama. Ne de çok sevmiştik o boykotu, öğretmenimiz de bizim gibiydi.
----Onlar, çocukluk, gençlik yıllarımızın idolleri, aşkları idi.
--İyi ki doğdun CHE
--İyi ki doğdun Atilla İLHAN
--iyi ki doğdun Fakir BAYKURT.
Yaşamımıza renk kattınız, ufkumuzu açtınız,
BİZİ, BİZ YAPTINIZ. Bu iki kelamı yazacak kadar.
Yıldızlar yoldaşınız olsun!..