Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
14°
Akdeniz Gerçek | Antalya | DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’dan Antalya’da Sert Çıkış!

DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’dan Antalya’da Sert Çıkış!

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Antalya’da yaptığı açıklamada Türkiye’nin hem ekonomik hem de sosyal açıdan ciddi bir bunalım yaşadığını belirtti.

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Antalya’da yaptığı açıklamada Türkiye’nin hem ekonomik hem de sosyal açıdan ciddi bir bunalım yaşadığını belirtti.

KAYNAK: Ulaş Kökçe
DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’dan Antalya’da Sert Çıkış!

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Antalya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) Sosyal Tesisleri'nde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıya DEVA Partisi Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, DEVA Partisi Antalya İl Başkanı Özlem Arlıer ile birlikte partililer katıldı. Basın toplantısı açılışında konuşan DEVA Partisi Antalya İl Başkanı Arlıer, “Bugünü sizlerle başlatmak istedik ve sizlere de bizlerle beraber olduğunuz için ayrıca teşekkür ediyorum. Ben bu kıymetli zamanı, eminim genel başkanımıza çok sorularınız olacaktır, çok çalmak istemiyorum. O yüzden çok uzatmayacağım. Kendim, şahsım ve teşkilatım adına tekrar hoş geldiniz diyor ve genel başkanım izninizle sözü size bırakıyorum” dedi.

“Türkiye Zor Bir Dönemden Geçiyor”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Çok değerli il başkanımız, değerli milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız, teşkilat başkanlarımız, çok değerli basın mensupları, değerli misafirler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nde yapmış olduğumuz programa tekrar hoş geldiniz diyorum. Sözlerimin hemen başında, dün kardeşini kaybeden; bir kez daha başsağlığı dilemek istediğim, kardeşini kaybeden İdris Taş Bey’e, Cemiyet Başkanımıza burada huzurlarınızda tekrar başsağlığı dilemek istiyorum. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. Türkiye gerçekten zor bir dönemden geçiyor her açıdan. Sadece yaşadığımız zorluklar, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı değil; aynı zamanda sosyal olarak da büyük bir bunalım yaşıyor Türkiye. Belki de bunun en önemli tezahürü geçtiğimiz hafta önce Silivri’de, arkasından Karabağlar’da yaşadığımız olaylardı. Dokuz çocuğumuzu kaybettik, bir öğretmenimizi kaybettik. Ben onlara da bugün huzurlarınızda tekrar Allah’tan rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun. Tabii bu olaylar sadece münferit bir olay olarak değerlendirilmemesi lazım. Toplumumuzda alttan alta devam eden bir sıkıntının, bir bunalımın, hatta bir cinnetin tezahürü olarak bunu görmek lazım” diye konuştu.

“Reklam Serbest, Düzenleme Yok”

Sanal bahis ve kumar konusunda yeterli denetim ve düzenleme olmadığını savunan Babacan, çarpıcı bir karşılaştırma yaptı. Babacan, “Mesela Milli Piyango'dan falan farkı yok. Yani hangisi haksız rekabet bilmiyorum ki. Haksız rekabet belirlerken... beş kuruş para almadan neden ona verilmeye çalışılıyor? Normalde böyle özel bir lisans verilirken, bir imtiyaz verilirken bunun bir ihalesi olur. Kim daha çok devlete ödeme yaparsa ona bu hak verilir. Değil mi? Bir de gidip bedavadan verilmeye çalışıldı hepsi. Ve bununla ilgili hiçbir mücadele yok. Sanal kumar ve sanal bahis şu anda Türkiye'de reklamı serbest. Belki biliyorsunuzdur, Antalya turizm şehridir ama herhangi bir yerde sigara reklamı göremezsiniz. İçki reklamı göremezsiniz. Bu sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da böyledir. Yani zararlı alışkanlıkların reklamına izin verilmez. Ama iş sanal bahse, sanal kumara gelince Türkiye'de serbest ve bunun reklamı yapılabiliyor ve serbest. Bununla ilgili bir düzenleme de yok. Gerçekten de 'milli', tırnak içindeki 'milli' iddiasıyla ortaya çıkan bir idarenin bu konularda böylesine kayıtsız kalması, böylesine ilgisiz kalması, 'oradan bize yakın firmalara daha fazla kazanç gelsin diye onlara ilişmeyelim' demesi gerçekten Türkiye'de şu anda gençlerimizin, çocuklarımızın önündeki en büyük tehlike, en büyük risk. Mücadele ettikleri dedikleri, sadece onlardan izin almadan oynatanlar varsa onlarla mücadele ediyorlar. Niye? Pazar payı alıyorlar ya. Kendi yakınlarının oynattığı kumardan, bahisten yasadışı oynatanlar pay alıyor. Kendi arkadaşlarının kazancı düşmesin, onların payı başkalarına gitmesin diye o tarafla mücadele ediyorlar. Onlardan da vergi almak istiyorlar açıkçası. Dolayısıyla çok sıkıntılı bir konu, büyük bir problem ve acilen düzenlenmesi gereken bir alan. Tabii piyango diyoruz, kumar diyoruz ama benim Amerika'daki vergi dersi veren hocamız demişti ki, 'Aslında piyango, kumar, fakir vergisidir' demişti. Hani parası olanlardan zar zor toplarsın zaten devlet vergi alır. Parası olmayanlar... umut var ya umut, kazanma umudunun üzerinden piyango yoluyla vergi alır. 'Bu fakir vergisidir' derdi. Gerçekten baktığınızda aslında maddi durumu oldukça zayıf olan insanların da bu alışkanlığa kapıldığını görüyoruz. Elinde üç beş kuruşu olan, bir arabası olan, bir dairesi olanın o dairesini, arabasını kaybettiğini görüyoruz. Felaket büyüyor, gitgide büyüyor, toplumumuza çok çok büyük zararlar veriyor şu anda” diye konuştu.

“Gençler Umutsuz, Tehlike Büyüyor”

Babacan, “6,5 milyon insanımız, 15-34 yaş arası. Ne okuyor, ne herhangi bir yerde çalışıyor. Oran yüzde 27. Peki ne var gençler için şu anda bekleyen? Her sokağın köşesinde bakıyorsunuz, özellikle varoş semtlerde uyuşturucu trafiği var, uyuşturucu satıcısı var. Bakıyorsunuz çeteler, mafyatik türü örgütler gençlere çengel atıyor. Bir şekilde bünyelerine katmaya çalışıyor. Çocuklarımız kısa yoldan zengin olmaya çalışan çocuklar bakıyorsunuz gruplar oluşturmuş. Bakıyorsunuz sanal bahis, sanal kumar almış başını gitmiş. Her cep telefonu bir kumarhane, her cep telefonu içerisinde yüzlerce kumar masası var. Gençlerimiz yarınlarla ilgili umudunu yitirmiş durumda. Yarınlarını göremeyen, yarınlarını hayal edemeyen gençler bakıyorlar, kendilerine başka bir çıkış yolu arıyorlar” dedi.

“Türkiye’nin Kültür Politikası Yok”

Babacan, yaşanan sorunların yalnızca ekonomiyle sınırlı olmadığını ifade ederek kültür politikası eksikliğine dikkat çekti:

“Ekonomik sorunlar tabii bunun sebeplerinden birisi ama bir başka önemli sebep de Türkiye'de bir kültür politikası olmaması. Şu anda ülkemizin kültür politikası yok. Bakıyorsunuz pek çok diziye, pek çok kuşak programına; hiçbir çerçeve, hiçbir kural olmadan sürekli şiddetin, yasa dışı örgütlerin öne çıkarıldığı çetelerin, yasa dışı örgütlerin makbul gösterildiği. doğal hayatın parçasıymış, sistemin parçasıymış gibi tanıtıldığı senaryolarla gençlerimiz, çocuklarımız sürekli karşı karşıya kalıyorlar. Bunlarla ilgili bir politika yok, bir çerçeve yok, sosyal ve etik bir çerçeve yok. Ülkenin acilen bir kültür politikasına ihtiyacı var. Turizm Bakanlığı ile kültür iç içe olduğu zaman turizm konusu her zaman ağır basıyor ve o bakanlığın sürekli meşguliyet alanı ister istemez turizm oluyor. Çünkü turizm ülkeye çok döviz getiriyor. Bu turizmin yoğun gündeminden çıkarak ülkemizin müstakil bir kültür politikasına ve müstakil bir Kültür Bakanlığına acilen ihtiyacı var. Biz bunu 6 sene önce partimizi kurduğumuzda programımıza yazdık. Bunun ülkede bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor. Yine gençlerimizin bu sanal bahis ve sanal kumar batağından kurtulması için mutlaka bu konuya çok sağlam bir düzenleme gerekiyor. Şu anda iktidarı görüyorsunuz. İçişleri Bakanı sürekli ne diyor? 'Yasa dışı kumarla mücadele ediyoruz, yasa dışı bahisle mücadele ediyoruz.' Ama bunun yasal olanından hiç bahsetmiyorlar” ifadelerini kullandı.

“Maliyet Düşmeden Fiyat Düşmez”

Tarım sektöründe artan maliyetlere dikkat çeken Babacan, çiftçilerin yaşadığı sorunların doğrudan fiyatlara yansıdığını söyledi. Babacan, “Tarım fuarındaydık. Biz anlamıyoruz bu işin dediler. Nasıl düşecek gıda enflasyonu diyorlar. Bizim ödediğimiz faiz yükseldi. Mazot arttı, elektrik arttı. E tabii ki maliyet artınca tarım ürünlerinin fiyatı arttı, gıda arttı. Nasıl düşecek gıda enflasyonu diyorlar. Gayet haklı bir soru. Şu andaki politikalarla düşmedi, düşmeyecek de, olmayacak da. Ancak çiftçimize daha çok destek vererek tarım maliyetleri aşağı inecek ki Türkiye'deki gıda enflasyonu düşecek. Başka bir çıkışı yok. Başka bir çıkışı yok bu işin. Bunun hepsi mümkün. En son sulama konusuna bir değineyim, sözlerimi tamamlayayım. Bakın sel diyoruz, fırtına diyoruz, değil mi? Bunlar gittikçe artıyor Türkiye'de. Niye? Küresel ısınma var. Küresel ısınma demek aynı zamanda çölleşme demek. Türkiye çölleşme kuşağında. Türkiye'deki sulama yatırımlarının, tarımsal sulama yatırımlarının derhal tamamlanması gerekiyor. Her bir damla suyun kıymetini bilmemiz gerekiyor. Bakın son bir yıl içerisinde ben Fırat'ın, Dicle'nin, Murat'ın aktığı, Seyhan'ın, Ceyhan'ın aktığı o vadilerde hiçliğin ortasından geçtiği yerleri gördüm. 400 metreye inmeyince artık su çıkmıyor. Çukurova'da Seyhan Ceyhan akıyor, susuzluk var. Konya ovasında artık obruklar var. Koca koca obruklar oluşuyor. Toprak 50 metre, 80 metre aşağı doğru çöküveriyor, aşağısı boşaldığı için. Toplam Türkiye'deki sulama yatırımları için 2 trilyon lira para gerekiyor bugünkü fiyatlarla. Bütün barajları, bütün göletleri, her şeyi tamamlayıp, kapalı basınçlı dağıtım, yağmurlama, damlama 2 trilyon. Biz dedik ki programımızda, biz bunu 5 senede tamamlayacağız. Yani yılda 400 milyar ayıracağız ve böylece 5 senede Türkiye'nin sulama altyapısını tamamlayacağız. Toprakla su buluşunca verim ikiye katlıyor, üçe katlıyor. Hiçbir şey yapmasanız, sadece suyla buluşturduğunuz zaman verim ikiye üçe katlıyor ya, aynı verimden 2-3 kat ürün alıyorsunuz ya. Dolayısıyla birim maliyetiniz üçte birine düşüyor. İşte size gıda enflasyonunu, tarım fiyatlarını düşürmenin yolu. Onun için, 'İki yüz nereden bulacaksın, yılda 400 milyarı nereden bulacaksın?' Müsriflik yapmasak, belki dışarıdan atıp tutmak kolay dersiniz ama, ben tam 11 yıl bütçesini hazırlayan ekibin başındaydım” dedi.

“TARSİM Güven Vermiyor”

Babacan, “Hemen 30 kilometre ötedeki seradaki fiyat ayrı, pazardaki ile merkez pazardaki fiyat ayrı. Ve temel gıda maddelerine gelen zamlar tüm Türkiye'de olduğu gibi Antalya'da da hayatı çok pahalı hale getirdi. Hükümete sorduğumuzda diyorlar ki: 'Efendim, pandemiden bu yana bütün dünyada gıda enflasyonu var. Bizde de var. E ne yapalım?' diyorlar. Sebep pandemidir, diyorlar. Biz de diyoruz ki, 'Bir dakika, durun orada.' Sebep pandemi diyorsanız, hesabı kitabı ortada. Pandemiden bu yana, yani 2020'den bu yana dünyada gıda enflasyonu ortalama %42. Ama 5,5 yılın toplamı %42. Yıllık ortalamalar değil, toplam. Yani 5 sene önce fiyatlar 100 ise bugün 142 olmuş dünyada gıda fiyatları. Peki Türkiye'de ne kadar bu enflasyon? %822. %42 nerede, %822 nerede. Diyorlar ki bütün dünyada enflasyon var. Ya arkadaş, dünyadaki enflasyon %42. Hadi böl 5 yıla, aylık –yıllık %7-8'den işte 5 yıllık %42 yuvarlak rakamlarla. E bizde niye %822? Ne oldu? Devletleri eksik beceremediniz... Karşılıksız para bastınız. Kur korumalı mevduat diye bir şey uydurdunuz. Kur korumalı mevduatın kur farkını Merkez Bankasına para bastırarak ödettiniz, enflasyonu patlattınız. Hatırlayın Türkiye'de enflasyon ne zaman tekrar çift haneye çıktı? Ne zaman %60-70'e çıktı? 2018 seçimlerinden sonra ve damadın Hazine ve Maliye Bakanı yapılmasından sonra olmadı mı? Bunları unutmayacağız, unutturmayacağız. Enflasyonun asıl müsebbibi başkası değil, şu anda ülkeyi yönetenlerdir. Son 3 yıl dediler, çok farklı, çok sert bir politikayla enflasyonu düşürmeye çalışıyorlar. E de olmuyor. Zannediyorlar ki biz faizi yükseltiriz, vergileri yükseltiriz, maaşları aşağıda bastırırız, böylece enflasyon düşer. Düşüyor mu? Düşmüyor. 3 yıl oldu hala yüzde bilmem kaç. Düşünün ki zamanında 34 yıl devam eden çok yüksek enflasyonu sadece 2 yılda tek haneye indirdik, 10 yıl devlette tek hanede tuttuk ama şu andaki hükümet kendi eliyle patlattığı bir enflasyonu 3 yıldır güya enflasyonla mücadele programı uyguluyorlar ve düşüremiyorlar, düşüremiyorlar. Şu anda gerçekten en büyük sıkıntıyı çeken başta sabit, dar gelirli vatandaşlarımız olmak üzere aslında helalinden para kazanmaya çalışan, alnının teriyle, bileğinin gücüyle serbest rekabet ortamında para kazanmaya çalışan herkes sıkıntılı. Çiftçimiz sıkıntılı, esnafımız sıkıntılı, KOBİ'ler sıkıntılı. Üreten, ihracat yapan herkes sıkıntılı. Büyük bir fabrikadan tutun sadece küçük bir imalathaneye kadar... Ocak ocak batıyorlar. Bakın Şubat ayında Manisa'daki tek bir kuruluştan 900-1500 kişi işten çıkarıldı. Hazır giyimde 130 bin kişi işini kaybetti sadece şu geçtiğimiz birkaç sene içerisinde. İhracat yapmaya çalışanlar üzerinde büyük baskı var. Çünkü bir yandan faizler artmış, büyük bir finansman maliyeti ödüyor kuruluşlar. Öte yandan kur bastırılıyor ve arada sıkışıp kalıyorlar. Çiftçimiz büyük problem yaşıyor çünkü maliyetler arttı. Bir de üstelik Antalya'da hortum, sel felaketi gerçekten çok sayıda üreticimizi olumsuz etkiledi. TARSİM çalışmıyor. Düzgün işlemiyor ki biz kurduk zamanında TARSİM'i. Gerçekten kurulduğu yıllardan beri uzun bir süre TARSİM'le ilgili hiçbir şikayet duymadınız ama bu aralar bütün çiftçilerimizden TARSİM, TARSİM, TARSİM diyerek isyan duyuyorsunuz. Geliyor diyor ki, 'Senin seranda şöyle bir şey varmış, e geçmişte de bilmem ne derenin yatağına sera açmışsın.' Ya arkadaş bir dakika, sana o zaman niye sigorta ettim? Sigorta ederken bilmiyor muydun? Sigortacılığın mantığı budur. Sigorta etmeden evvel bakarsın şartlar yerine geliyor mu? Sigorta ettikten sonra da bir hasar olduğunda da sonuna kadar anında ödersin. Sigortacılığın özü budur. Hasar olduktan sonra mazeret uyduramazsın. Böyle şey olmaz. O zaman güven oluşturamazsın. Güven oluşturamazsan kimse gelip bir dahaki sene, bir dahaki dönem sigorta yaptırmaz. 'E başıma bir iş gelince paramı alamayacaksam ne diye sigortaya para ödeyeyim' der. Sigortacılık işi güven işidir. Kurallarını koyarsınız, kurallara göre sigorta edersiniz, başına bir iş geldiğinde hemen derhal, defaten ödersiniz. Kimseyi uğraştırmadan edersiniz. Fakat maalesef diyorum ya, bütün sistem çöküyor. Sosyal yapımız çöküyor, ekonomik sistem çöküyor, kurumlar çöküyor. Ülkede düzgün işleyen neredeyse hiçbir şey kalmamış durumda” diye konuştu.

“Çözüm Çiftçiye Destek”

Babacan, "Özellikle bu İran savaşından sonra riskler var. Rezervasyonlarda iptaller, düşüş duyuyoruz turizmci arkadaşlarımızdan. Umarım bu kalıcı olmaz, umarım hızlı bir şekilde İran'la ilgili bu tırmanan gerginlikler bir ateşkes, hiç olmazsa bir süre kalıcı hale gelir. Yani barış anlaşması çok zor böyle bir dönemde ama hiç olmazsa şu geçici ateşkesin kalıcı ateşkes haline gelmesi, silahların susması ortamı rahatlatır. Ve inanıyorum ki ortam rahatlar rahatlamazsa çok geniş bir coğrafyanın gözbebeği olan Türkiye, Türkiye'nin gözbebeği olan Antalya yine turizmden hakkını alır. Kayıplarını kısa sürede çok ciddi bir sıkıntı olmadan inşallah atlatır diye ümit ediyorum. Tarımda da turizmde de mevsimlik işçi sorunu büyük bir sorun maalesef. Bununla ilgili kalıcı çözüm bulmak gerekiyor. Mevsimlik çözüm değil, mevsimlik işçi sorununa kalıcı çözüm bulmak gerekiyor. Bu insanlarımızın yaz, kış çalıştığı, çalışmadığı dönemle ilgili sosyal güvenlik hakları, geçimini sağlaması ile ilgili sistemler bulunup mutlaka yerine gelmesi ve uygulanması gerekiyor. Son olarak şunu söyleyerek tamamlayayım, eminim ki sorularınız da vardır. Türkiye'de gıda enflasyonundan bahsettik, çiftçilerimizin sorunundan bahsettik ama hem çiftçilerimizin yüzünün gülmesi için hem de gıda enflasyonunun Türkiye'de düşmesi için yegane yol tarım desteklerini artırmaktan geçiyor. Bu yılın bütçesinde faiz 2 trilyon 100 milyar, tarım desteği 168 milyar. Türkiye'deki bütün bir tarım desteğini düşünün ki; gübreydi, mazottu, krediydi, sübvansiyonlu krediydi hepsini toplayın toplayın toplayın 168 milyar ediyor. Faize ödenen paranın bütçedeki yeri 2.1 trilyon. Bu yüksek faiz niye ödeniyor? Enflasyon yüksek ya, enflasyonu biz faizi yükselterek düşüreceğiz ya, olmuyor işte. Niye olmuyor? Çünkü enflasyonun kaynağını yanlış seçtiler. Türkiye'de enflasyonun sebebi yoğun talep değil, Türkiye'de enflasyonun sebebi üretim maliyetlerinin artması. Üretim maliyetlerini siz aşağı doğru çekeceksiniz. Bunun da yolu çiftçimize daha çok destek vermekten geçiyor. Niye Türkiye et ithal ediyor? Niye canlı hayvan ithal ediyor? Niye mısır ithal ediyor? Niye 2025'te hemen hemen bütün tarım ürünlerinde bizim üretim kaybımız var? Çünkü başka ülkelerin devletleri kendi çiftçisine daha çok destek veriyor, onun için ucuza mal ediyorlar. Burada yapılması gereken bizim kendi çiftçimizi desteklemek. Tarımsal desteği artırmak. Gübrenin yarısını devlet karşılamalı. Yemin maliyetinin yarısını devlet karşılamalı. Mazotu, elektriği yani enerjiyi mutlaka çiftçimize devlet uygun şartlarda temin etmeli. Mevcut kredi borçlarını derhal ama derhal bir yıl ödemesiz üç yıl yeniden yapılandırmalı. Bunların hepsini yaptığımız zaman... 2001 krizinden sonra da yaptık, 2008 krizinden sonra da yaptık. Yani yapılmalı derken zaten daha önce yaptığımız ve çok da güzel başarı elde ettiğimiz işler bunlar. Onun için yapabiliriz, her kriz sonrası gerekir. Ama ne yapılması lazım? Aynı zamanda mevcut kredileri öteledik ya, çiftçimize yeni finansman imkanı sağlamamız lazım ki hem işini döndürsün, para kazansın, güçlensin gitsin eski kredi borcunu da gelsin ödesin. Bu mümkün. 2001 krizinden sonra da yaptık, 2008'den sonra da yaptık ve çiftçimizin de yüzde 99'u Ziraat Bankası'na borcunu tam ve gününde öder hale geldi. Bu mümkün" dedi.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız