Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın duyurduğu “yerli besilik materyal üretimi” projesi, Hayvancılık Genel Müdürlüğü, TAGEM, Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği arasında imzalanan protokolle resmiyet kazandı. Türkiye’de kırmızı et üretiminin temel bileşeni olan erkek danaların yerli kaynaklardan karşılanmasını hedefleyen proje ile maliyetlerin düşürülmesi ve besicinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Etçi Irk Üretimi Türkiye’ye Taşınıyor: Kırmızı Et Arzına Merhem Olacak mı?
“Ete Ulaşması İki Yıl Sürer”
Akdeniz Gerçek’e açıklamalarda bulunan Antalya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği (DSYB) Başkanı Metin Yaraşçı, protokol kapsamında öngörülen melezleme uygulamasının yıllardır sahada yapıldığını ancak resmi bir çerçeveye kavuşmasının önemli olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Spermaları kullanarak melez ırk elde etmek için bir adım bu. Şimdi bunun protokolü imzalandı. Ancak suni tohumlama bugün bile yapılsa 9 ay 10 gün sonra doğacak. 9 ay 10 gün sonra doğan buzağının ürün olarak rafa çıkabilmesi için en azından 1,5 yaşına gelmesi lazım. Yani iki yıl sonra ete ulaşacağız.”
Yaraşçı bu açıklamasıyla, adımın önemli olmakla birlikte kısa vadede kırmızı et arzına doğrudan çözüm oluşturmayacağına dikkat çekti.

“Türkiye’nin Et İhtiyacını Karşılama Şansı Yok”
Yaraşçı, nüfus artışı, küçükbaş hayvan sayısındaki düşüş ve mevcut üretim seviyelerinin yetersizliği nedeniyle Türkiye’nin kendi et tüketimini yalnızca yerli üretimle karşılamasının güçlüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:
“Bugün hızlı bir çözüm sağlamaz ama en azından ileriye dönük bir adımdır. Türkiye'nin et ihtiyacını karşılaması gerçekten zor. Neden? Nüfusumuz fazla ve hızla artıyor. Üretilen et talebi karşılamakta yetersiz kalıyor. Küçükbaş üretiminde de sorunlar var. Bu da etkiliyor. Avrupa ülkelerinde mesela kırmızı ete ortak bir de domuz eti var. Bizim öyle bir şansımız olmadığı için mecburen kırmızı et talebini ithalatla tamamlamaya çalışıyoruz.”
“Aile İşletmeleri Sektörden Çıkıyor”
Yaraşçı, yükselen maliyetlerin üretici üzerindeki baskıyı artırdığına vurgu yaparak şunları söyledi:
“Şu an girdi maliyetleri günden güne, aydan aya, yıldan yıla artıyor. Bu artışlarının altında aile işletmeleri eziliyor. Birer birer sektörden çıkan aile işletmeleri var. Buna bir çözüm üretilmesi lazım.”
Antalya'da Başkanlardan Et Çıkışı: "Ana Olmazsa Dana Olmaz"
“Hayvanlar Aslında Bizim Değil, Devletin”
Aile işletmelerinin ülkenin gıda güvenliği için kritik rol oynadığını söyleyen Yaraşçı, üreticinin toplum için çalıştığını belirterek şöyle konuştu:
“Benim ahırımda da süt sığırcılığı yapıyorum ben. Eşimle birlikte bu işi yapıyoruz. Benim ahırımda ama aslında bu hayvanlar benim değil. Devletimizin. Neden? Biz sütü üretiyoruz, doğan buzağıyı besliyoruz, eti üretiyoruz. Kim tüketiyor bunu? Halk olarak tamamı Türkiye halkı tüketiyor.”
“Üretici Kıskaç Altında”
Yaraşçı, yem ve süt sanayisi arasındaki fiyat ilişkisi nedeniyle üreticinin baskı altında olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bir tarafımızda süt sanayicisi bir tarafımızda yem sanayicisi. ‘Ben senin sütünü alırım yemini satarım’ gibi laflar oluyor. Üretici gerçekten kıskaç altında. Neden kıskaç altında? Peyderpey aldığımız yeme zam geliyor. Ama sattığımız etle süte o oranda zam geliyor mu?”
Artan maliyetlerin çiftçiyi olduğu kadar tüketiciyi de etkilediğini ifade eden Yaraşçı, “Tüketiciler de artık gidip bir kilo et alırken zorlanıyor. Hem üreticiyi korumamız hem de tüketiciyi düşünmemiz lazım” diye konuştu.

“Milli Gelirin Yüzde 1’i Çiftçiye Verilmeli”
Yaraşçı, Anayasa maddesine dikkat çekerek tarıma ayrılması gereken desteğin uygulanması gerektiğini hatırlatarak sözlerini tamamladı:
“Bunu bir şekilde devletin de mesela Anayasa’da yazılan milli gelirin yüzde birini çiftçilere hayvancılara destek olarak verilmesi hükmüne uyulması gerekiyor.”
