Türker Bey, özü, sözü, eylemi bir, kendi doğrusunda, kendi doğrultusunda düzgün ve yiğit bir adamdı...Nevi şahsına münhasır bir kişilikti...Kimseye eyvallahı yoktu!

Aziz Nesin uyarlaması "Zübük" filmi (senaryo: Atıf Yılmaz; yönetmen: Kartal Tibet; baş rol: Kemal Sunal) 1950 sonrasında Türk siyasetindeki yozlaşmış , düzenbaz, palavracı, sahtekar,halk düşmanı siyasetçilere ayna tutmuş ve en ölümsüz Türk filmleri arasında yer almıştı...Türker Bey "Zübük"ün de yapımcısıydı...

"Selamsız Bandosu" (yönetmen: Nesli Çölgeçen), "Zengin Mutfağı" (Vasıf Öngören'in tiyatro eserinin uyarlaması; yönetmen: Başar Sabuncu), "Kaçamak" (yönetmen: Başar Sabuncu), "Arabesk" (yönetmen: Ertem Eğilmez) Türker İnanoğlu'nun yapımcıları arasında olduğu ölümsüz filmler arasındadır...

Zampara bir erkek olan Türker Bey Türkan Şoray'ı keşfetmiş önce Filiz Akın'la sonra Gülşen Bubikoğlu'yla evlenmişti...Türkan Şoray'ın sevgilisi Rüçhan Adlı (1923-1995) Türker Bey'in çapkınlığını , flörtözlüğünü bildiğinden Şoray'ın İnanoğlu filmlerinde çalışmasını yasaklamıştı...

Edebiyatçı Füruzan'ın eseri "Ah Güzel İstanbul"un Ömer Kavur'un yönettiği uyarlamasında (1981) bile Türkan Şoray Rüçhan Adlı'nın koyduğu "Türkan Şoray filmlerinde soyunmaz, öpüşmez ve sevişmez" kuralından dolayı rol alamadı...Bu rolü Müjde Ar üstlendi...

Şoray Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Mine" (1982; Necati Cumalı uyarlaması) filmine kadar Rüçhan Adlı'nın koyduğu kurallarla filmler çevirdi...Türkan Şoray filmlerinde uzun yıllar soyunmadı, rol gereği bile öpüşmedi ve sevişmedi...Şoray "Mine"yle tüm tabularını yıkacak, Rüçhan Adlı'nın koyduğu tüm yasakları çöpe atacak ve beyazperdede öpüşmeye, sevişmeye başlayacaktı...

Türker İnanoğlu'nun yapımcılığını üstlendiği ölümsüz film: 
Karılar Koğuşu...

Halit Refiğ'in yönettiği Kemal Tahir'i Kadir İnanır'ın canlandırdığı "Karılar Koğuşu" Kemal Tahir'in 1943 Malatya Cezaevi dönemini konu alır...

Halit Refiğ'e göre Kenan Evren bir çeşit rönesans karşıtı din adamı ve siyasetçi Girolamo Savonarola'ydı...Savonarola (1452-1498) Floransa'da günahkar, sapkın, heretic, kafir ürünü olarak tanımladığı kitapları ve sanat eserlerini yakmasıyla insanlık tarihinde ün kazanmıştı...Halit Refiğ Kemal Tahir'in romanından uyarladığı "Yorgun Savaşçı" İlhan Selçuk'un hedef göstermesiyle yakıldığında delirmenin eşiğine geldi, zona hastalığına yakalandı.Bu travmatik dönemde Refiğ'e yapımcı Türker İnanoğlu çok sayıda iş olanağı ve sığınma sağladı...Dönemin yasaklı siyasetçisi Süleyman Demirel de Refiğ'in teselli arkadaşı olmuştu....

TRT – Türk sineması işbirliğini 1974’te başlatan Bülent Ecevit, İsmail Cem, Metin Erksan ve Halit Refiğ’in ortak bir tutkuları vardı: Kemal Tahir hayranlığı…Romancı Kemal Tahir’in kendisinin ve eserlerinin büyüsüne kapılmış filmciler arasında Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez ve “Kurt Kanunu”nu sinemaya uyarlayan ve “Yorgun Savaşçı”da set fotoğrafçısı olarak çalışan Ersin Pertan ilk akla gelenlerdir. Refiğ en başarılı filmlerinden “Haremde Dört Kadın”, “Yorgun Savaşçı” ve “Karılar Koğuşu”nu Kemal Tahir’in yazdıklarına dayandırmışır. Refiğ, 1970 sonbaharında kanser ameliyatı, 1971’de kalp krizi geçiren, 1973’te bir başka kalp kriziyle ölen Kemal Tahir’le 1957’den itibaren 17 yıl boyunca yakın bir dostluk geliştirmişti. Kemal Tahir Refiğ’in çok kadınlı, bol kadınlı hayatını sürekli ve kıyasıya olarak eleştirmiştir. Kemal Tahir Halit Refiğ – Gülper Savaşçın Refiğ evliliğine ve aşkına şahit olabilseydi kuşkusuz çok mutlu olurdu.

Kemal Tahir, Atatürk’ün daha hayatta iken, Nazım Hikmet ile birlikte Yavuz (eski adı: Goeben) Zırhlısı’nda bir Komünist ayaklanması girişimi tezgâhlamakla suçlanarak, 1938’de 15 yıl hapis cezası almış, Demokrat Parti’nin af çıkardığı 1950’ye kadar da 12 yılını cezaevinde geçirmek zoruna kalmıştı. Suçlanan ve 29 Mart 1938’de Harp Okulu Askeri Mahkemesi tarafından mahkûm edilen kişilerin, Çarlık Rusya’sı donanmasının gözbebeği olan savaş gemisi Potemkin’de Haziran 1905’te çıkarılan isyanın bir benzerini plânladıkları iddia edilmiştir.

Kemal Tahir’in cezaevi yılları beyazperdede: “Karılar Koğuşu” Hülya Koçyiğit: “Kadir İnanır’ın otuz – kırk yıllık sanat hayatı, yüz tane filmi vardır sanırım; bu filmlerin hepsi kendi başına önemli filmler elbet, ama bu filmdeki (“Karılar Koğuşu”) oyunculuğu bambaşkadır. Çok doğru bir yönetmenle, çok doğru bir senaryoyla olduğu için zannedersem. Halit Refiğ’in hayatında belki de en çok yapmak istediği filmlerden biriydi, “Karılar Koğuşu.”Halit Refiğ: “Kadir İnanır’ın hayatında gösterdiği en iyi oyunculuk performansı “Karılar Koğuşu”ndadır.”

Halit Refiğ, açık yüreklilikle ifade etmiştir ki, Kemal Tahir’in en çok beğendiği Türk filmi, Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”ydı. Çağının çok ötesinde olan birçok film gibi ”Haremde Dört Kadın”, “Muhsin Bey” ve “Züğürt Ağa”, ”Sevmek Zamanı”da sinema salonlarında gösterildiğinde seyirci bulamayan Türk filmlerinden biridir.

“Yorgun Savaşçı” Faciası

Filmin çekimlerinin ve her türlü işlemlerinin tamamlanmasına Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in tam desteği olmasına rağmen “Yorgun Savaşçı”nın yakılma sürecini İlhan Selçuk’un 3 ve 7 Ağustos 1979’da yayınlanan “TRT ‘Yorgun Savaşçı’yı çekmemelidir. Kemal Tahir ‘Yorgun Savaşçı’da milli mücadele tarihini saptırmıştır. Kemal Tahir, Atatürk düşmanıdır. Bir Atatürk düşmanının eseri TRT tarafından çekilmemelidir.” tarzındaki yazıları başlattı. Halit Refiğ, “İlhan Selçuk, Madanoğlu askeri cunta davasının altı numaralı sanığıydı,” diyordu.

1965’te ilk defa edebiyatseverlere sunulan “Yorgun Savaşçı” romanı Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Ödülü’nü kazanmasına rağmen “Yorgun Savaşçı”nın TRT için sekiz saatlik bir filme dönüştürülmesine en şiddetli itiraz Cumhuriyet Gazetesi’nden gelecekti. Bir süre sonra TRT’ye ve genelkurmaya gerçekte olmayan generallerden ve subaylardan ihbar ve şikâyet mektupları yağmaya başladı. Bir ara Can Gürzap’a suikast yapılacağı ihbarları bile geldi. ”Yorgun Savaşçı”nın sekiz saatlik bir film olarak gerçekleştirilmesini Bülent Ecevit başlatsa da, Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde de filmin tamamlanması için her türlü kolaylık ve destek devam etti.

Halit Refiğ, “Yorgun Savaşçı”nın yakılması için çaba harcayanlarla onların dolmuşuna binenlerin 1452 – 1498 yılları arasında yaşayan, sanat eseri ve kitap yaktırmasıyla meşhur Katolik din adamı ve siyasetçi Girolamo Savonarola’dan hiçbir farkları olmadığını hep söylemiştir.

Şu sözler de Halit Refiğ’indir: “Defalarca belirtmeye çalıştım, ‘Yorgun Savaşçı’ olayının temel nedeni benim daha önce TRT’ye yaptığım ‘Aşk-ı Memnu’ dizisidir. TRT bürokrasisisi ve TRT’nin maaşlı kadroları 1974 yılında üç Türk sinema filmi yönetmenine (Metin Erksan, Lütfi Akad ve Halit Refiğ) o zamanki TRT Genel Müdürü İsmail Cem tarafından TRT’de film çekmek için iş verilmesini katiyen hazmedememişlerdir.”

KEMAL TAHİR ROMANININ UYARLAMASI OLAN "YORGUN SAVAŞÇI" DİZİSİNİN ÜNLÜ AYASOFYA SAHNESİNİ HALİT REFİĞ ŞÖYLE ANLATMIŞTI:

“‘Yorgun Savaşçı’ filminde dramı meydana getiren en ilginç sahnelerden biri Ayasofya sahnesidir. İşgâl altındaki İstanbul’da bir Cuma namazı sahnesidir bu. Yüzbaşı Cemil bir çatışmadan dolayı aranmaktadır, sığınacak bir yer arar. Bu arayış içinde subay arkadaşlarından birine ulaşmaya çalışır. O arkadaşı Ayasofya Camii’nin korunmasında görevlidir. Aralarında durumu konuşurlarken Cuma namazı zamanı gelir. Arkadaşı, ‘Ben cumayı kılayım, geleyim,’ der ve namaza gider. Yüzbaşı Cemil bir sürü İngiliz ve Fransız askerin arasına karışıp camiye girer. Caminin üst katındaki Ayasofya’nın kilise olarak kullanıldığı zamandan kalma mozaikleri görür ve inceler. İngiliz ve Fransız askerleri de o mozaiklere bakmaktadır. Aşağıdaysa Cuma namazı kılınmaktadır. Türklerle işgâl ordularına mensup Hindistan’lı ve Senegal’li Müslüman askerler beraber namaz kılmaktadır. Yüzbaşı Cemil ise İngiliz ve Fransız askerleriyle birlikte yapının kilise geçmişinden kalan mozaikleri incelemeyi tercih eder. O sahne ‘Yorgun Savaşçı’nın kişisel dramını vermek bakımından anahtar sahnelerden biriydi. Vatanını işgâl ordularından kurtarmak için canını ortaya koyan Yüzbaşı Cemil dini vecibelerini yerine getirmek konusunda istekli değildir. Bu Kemal Tahir’in romanındaki bir sahneydi, ben de diziye aldım..."

NAZIM HİKMET VE KEMAL TAHİR DEVLET TARAFINDAN HER FIRSATTA MAĞDUR EDİLEN İKİ TÜRK AYDINIYDI 

Türkiye’de fırsat eşitliği, sosyal adalet sağlanmasını arzu etmesinin ödülü olarak yaklaşık onüç buçuk yılını çeşitli cezaevlerinde geçiren ve aynı & benzer talepleri dile getirdiği için 1948'de öldürülen Sabahattin Ali'nin akıbetine uğrayacağını anlayınca yurt dışına giden Nazım Hikmet’le (1902-1963) ilgili bazı anektodlar şöyle:

Alman yazar Dietrich Gronau (1943 doğumlu) “Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin Doğuşu” adlı kitabının 248. sayfasında Nazım Hikmet’ten şöyle söz eder: ”Nazım Hikmet Dolmabahçe Sarayındaki Atatürk’ün sofrasına gece yarısı davetini o sıralarda ünlü olan gece kulübü şarkıcısı Nixe Eftalia (Deniz Kızı Eftalya; 1891-1939) olmadığı gerekçesiyle geri çevirmişti…”

Lord Kinross’un (1904-1976) “Atatürk ; Bir Milletin Yeniden Doğuşu”nun 707. sayfasında Nazım Hikmet’ten şöyle bahsedilir: “Atatürk şairlere karşı saygı duyardı.Öyle ki bir gün Nazım Hikmet’in kendisinden bir şiirini okuması istenince “Ben kabare şarkıcısı değilim” diye horozlanıp masadan / sofradan kalkması bile bu saygıyı zedelemedi. Atatürk kızmadı; sadece üzüldü…Çünkü Nazım Hikmet ile eserleri, sanatı üzerine konuşmayı çok arzulamıştı…”