Mimarlar Odası Antalya Şubesi, kentin önemli dinamiklerinden bir tanesi ve bir seçim süreci var. Mevcut başkan üçüncü dönem için aday ama siz de ‘Ben seçimde varım’ diye ekibinizle çalışmalara başladınız. Kamuoyuna Fatma Gül Yalçınkaya'yı kısaca tanıtmak gerekirse nasıl anlatmak istersiniz ve neden bir başkanlık sürecine dair bir fikir oluştu? Başkan adayı olmaya nasıl karar verdiniz? Antalya'da ne eksik, siz neyi tamamlayacaksınız?
Öğrencilik yıllarından itibaren aktif olduğum için o dönemde Konya'da Mimarlar Odası öğrenci temsilcisi olarak seçildim. Mezun olmaya yakın da buradaki oda başkanı o zaman Recep Esengil, bunu öğrenip beni geldiğim Mimarlar Odası binasının yarışmasında maketi incelerken yakaladı. ‘Gel bakalım. Mimarlar Odası'nda yönetiminde olmanı isteriz’ deyip beni ilk seçimlerde yönetim kuruluna yazdılar ve ben o dönemde başladım 2000 yılında. O zamanlar Mimarlar Odası'nın çok güzel yıllarıydı. Daha sonra 2012 yılına kadar 6 dönem yönetim kurulu üyeliği yaptım. Biraz aktif bir insanım, hiperaktif diyebiliriz. İnsanlara faydalı bir şeyler yapmayı seviyorum. Genç mimarlar buluşmasının filizlerini bir arkadaşımla beraber biz attık, şartnamelerini hazırladık. Uzun uzun nasıl olur, nasıl gider diye ilk olarak o yıllarda genç mimarlar buluşmasının öğrenci projesi yarışması olarak başlamasına vesile olduk. Sonrasında bu çalışma uluslararası genç mimarlar buluşmasına doğru ilerledi.

Yani şu bianel dediğimiz süreç.
Bianelden daha önceki. Şu anda yapılmayan. Neden yapılmadığını bilmiyorum. Yapılmayan genç mimarlar buluşması ve yıllarca herkesin büyük hevesle katıldığı ilk projesine hatta Türkiye çapında yapılan ilk projesine yetmiş bir tane proje katıldığını çok iyi hatırlıyorum. Asacak yer bulamadık. Sonrasında ilerledi ve dediğim gibi uluslararası oldu.
Hepimiz ‘Aman yaşımız büyümesin de genç mimarlar grubundan çıkmayalım’ diye heyecanla beklediğimiz bir etkinlikti. İlerleyen süreçte bu etkinliğin neden yapılmadığını bilmiyoruz. Yani yapılması gereken bir etkinliğin yapılmayıp Gençlik Meclisi gibi bir oluşum kurulduğunu gördüm. Oysa ki bu zaten uluslararası bir oluşumken, dünyada bir sürü katılımcısı olmuşken o neden üstü kapatıldı bilmiyorum.
İki dönem Recep Esengil başkanlığında çalıştım. Sonra dönem rahmetli Mehmet Özkurt ile birlikte çalışma fırsatı buldum. Sonraki üç dönem Osman Aydın'la birlikte çalıştım. Sonra da artık en son çalıştığım dönemde Özgür Köksal'dı. Çok güzel işler yapıldı. Çeşitli komitelerde, komisyonlarda aktif olduğum için hep sosyal etkinlikler komisyonu koordinatörü ben olurdum. Hatta o süreçte Sobacılar Çarşısı yarışmasında grup katılımı ile mansiyon aldık.
Tabii odada bulunmak aslında bu bir kültür. O sevgiyi alınca kopamıyor insan.
Peki odanın kültürünün değiştiğini düşünüyor musunuz?
Odanın kültürünün kalmadığını görüyorum. O eski olması gereken yerde olmadığını görüyorum ve çok üzülüyorum. Oda, kentte kamuoyu oluşturmakta bir otoriteydi ve sadece Antalya'da değil Türkiye'de Antalya Mimarlar Odası'nın bir duruşu vardı. Sonra bu duruşun son yıllarda yok olduğunu ve hatta çok çok bozulduğunu, artık odanın ‘rant koruyucusu’ gibi davrandığını gördüm ve bunların tabii hep üzülüp hep eleştiriyorken ‘Neden biz odayı tekrar toparlayıp bu birliği, bu dayanışmayı, bu eski kültürü yerine getirmek için toplanıp buraya aday olmuyoruz’ dedik. Hatta başkanlık da hiç önemli değildi. Bu oluşumu ilk düşündüğümüz anda kim niyetliyse onun da arkasında olabileceğimi söyledim. Arkadaşlar da cesaretim için kutladılar. ‘Biz sana destek olalım. Hep birlikte bu yola çıkalım’ dediler. Yolculuk böyle başladı.
Peki benim özellikle dikkatimi çeken konulardan bir tanesi güzel bir noktaya temas ettiniz. ‘Eskiden otoriteydi’ dediniz Mimarlar Odası. Kamu çıkarını savunma noktasında gerçekten bakanlıklara davalar, mitingler, eylemler, organizasyonlar Mimarlar Odası'ndan çıkardı. Bir diğer husus da şuydu, büyük bir proje kentte yapılacaksa iş birliği yapabilirdi Mimarlar Odası. Örneğin Mimar Sinan Kongre Merkezi, hatırladığım kadarıyla Kepez Belediyesi ve Mimarlar Odası iş birliğiyle projeyle yarışma projesiyle ortaya çıkmıştı. Şimdi kentte bazı kamu binaları yıkılıyor, yıkılması gündemde olan yıkılacaklar var ve bununla ilgili oda nerede? ‘Benim odam neden burada ses çıkartmadı?’ dediğiniz noktalar var mı? Örneğin Antalya Müzesi yıkıldı…
Kente sahip çıkan ve bu yaşamı şekillendiren mimarlardır. Bu ne demektir? Önce bunu oluşturur. Sonra da o kültüre, kent kültürüne, kentte önemli bir yapılara sahip çıkması gerekir. Kent için yarışmalar tabii ki eskiden daha çok yapılıyordu. Yarışmalar yapılmalıdır. Kent için bir konu olduğunda benim zamanımda danışma kurulları yapılırdı. Mimarlar Odası üyelerini toplar, konuyu duyurur. Mesela müzeyle ilgili konuda danışma kurulu yapması gerekirdi. Danışma yapıldı mı? Ben yapıldığını duymadım. Yapılmadı büyük ihtimalle. Danışma kurullarında yönetim üyelerine sorar, ‘Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?’. O danışma kurulundan çıkan konular, çıkan kararlarla Mimarlar Odası da yönünü belirler.
Ama kenti ilgilendiren çok önemli konularda Mimarlar Odası'nın kent tarafında değil de kent ve mimarlar tarafında değil de başka tarafta olduğunu bu süreçte gözlemledik ve tabii ki çok üzüldük. Yani sanki ‘yıkılsın, oralar açılsa bize de rant çıksa’ gibi bir tavır belki de sergilendi bu süreçte. Sonra tepkiler görününce biraz da ‘acaba mı’ fikir dönüşleri oldu ama bu da müzenin yıkılmasına engel olmadı. Konu sadece müze değil. Antalya'da çok fazla yapı var.

Müze demişken orada bir virgül koyalım. Şöyle bir şey oldu müzede. Mimarlar Odası Genel Merkezi yıkımla ilgili karara dava açtı. Ve Antalya Şubesi Antalya'nın Ankara'dan yönetilemeyeceğini söyledi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bu çelişkiyi gösteriyor zaten. Demek ki bir problem var. Biz de bu problemleri görüp ‘En azından bunlara bir çözüm üretebilir miyiz? Kentte artık bu gidişe bir dur diyebilir miyiz?’ diye elimizi taşın altına koyduk.
Odanın eski kültürünü tekrar harekete geçireceğinizi ifade ettiniz. Bu kapsamda neler yapmayı planlıyorsunuz? Sanıyorum o gençlik örgütlenmesi ve çalışmalar yeniden gündeme gelecek gibi anlıyorum sizin sözlerinizden. İlk tohumlarını da sizin döneminizde atılmış. Ayrıca yapmayı düşündüğünüz projeler, kentin daha nitelikli planlaması anlamında yapılacaklar nelerdir? Neler var heybenizde?
Öncelikle aslında bunlar yeni proje değil, olması gerekip de yapılmayan etkinlikleri yapmayı planlıyoruz. Bunlar uluslararası genç mimarlar buluşması. Üstünden çok yıllar geçmiş. Onu tekrar canlandırmayı planlıyoruz. İki yılda bir yapılan bienal yedi yılın üzerine sanki bir lütuf gibi şu anda yapıldı ve bu servis ediliyor. Onun da olması gerektiği sürede düzenli olarak yapılmasını sağlayacağız. Yine Batı Akdeniz Mimarlık Dergisi de bizim için önemli bir dergi. 2023’ün Aralık’ından itibaren yayın durdurulmuş durumda. Yapılmamış. Acaba ben mi kaçırdım diye baktım. Bulamadım. Bir tane bianelden önce bir dergi bulabildim. O da bir genel seçim çalışması gibi değerlendirdim
Batı Akdeniz Mimarlık Sergisi ve ödülleri var. O devam ediyor. Kenti şekillendirmekte yarışmaların büyük önemi var. Daha önce bir sürü yarışmalar yapılıp kente yarışma yoluyla yapılar kazandırıldı ya da yorumlar getirildi. Belediyelerle, üniversitelerle işbirliği halinde yarışmalar olabilir, sempozyumlar olabilir, sergiler olabilir. Onlarla ilgili çalışmalarımız var. Zaten Mimarlar Odası’nda olması gereken ve onların çalışmasıyla kente katkı koyacak bir sürü komisyon var. Bunlardan birisi imar komisyonu. ÇED komisyonu var. Bunları da tekrar canlandırıp çalışmalarını sağlamayı planlıyoruz ki bu yeni bir görev değil yani. Olması gereken ve yapılmayanları söylüyorum size.
Çok fazla mimarlık fakültesi var ve çok fazla da öğrenci mezun oluyor. Ve onlar işsizler. Onların hem çalışma hayatlarının daha kaliteli olması için hem de daha tecrübeli hale getirmek için Mimarlar Odasıyla üniversite arasında eğitim çalışmaları düşünüyoruz. Onlara staj süresinde yeterli olmayıp sonra yeni başlayacakları işlerde biraz daha kendilerini öne çıkarmaları için bazı eğitim projelerimiz var.
Gençler kendileri çalışmak istiyorlar. Ve bunun için de onlara nasıl hayata atılacakları, yeni iş kurarken nasıl teşviklerden faydalanabilecekleri ya da nasıl zorluklarla karşılaşacakları konusunda yol göstermek için mentörlük programı düşünüyoruz. Nasıl bir zorlukla karşılaşacağı, hukuksal, sözleşmesel iş kurarken karşılaşacakları problemlerle ilgili aktif bir komite düşünüyoruz.
Yine gençlerle tecrübeli mimarlarımızın arası çok kopuk ve bir platform kurduk, Whatsapp'ta. Orada insanların mutlu olduğunu görüyorum. Birbirleriyle sohbet edebiliyorlar ya da fikirlerini dile getiriyorlar. Deneyimli mimarlar kendilerini çok uzakta hissediyorlar. Odada zaten aidiyet kalmadı, bütün üyelerle ilgili. Onların tecrübelerini aktaracakları gençlere bir mentörlük programı düşünüyoruz. Yine odaya kimsenin aidiyeti kalmadığını söylemiştim. Gerçekten insanlar şu anda odayı aidat ödenecek bir yer olarak görüyorlar ve bundan hoşlanmıyorlar.
Genciyle, yaşlısıyla hiç hoşlanmıyorlar. Bu aidiyeti geri kazandırmak istiyoruz. Bu da katılımla mümkün. Nasıl ben Mimarlar Odası’na katılıp sonra kopamadım. İşlerime belli bir süre çalıştıktan sonra tekrar lastikle bağlı gibi geri döndüm. Gençlerin de o odanın ne olduğunu bilmeleri açısından oraya bağlı olmaları lazım. İletişimde olmaları lazım.
Tabii ki yapılan etkinlikler de mutlaka var ama onları oraya bağlayacak daha çok etkinliğin, eğitim çalışmasının olması lazım. Burada oda üniversiteyle, belediyeyle, işverenle, genç mezunla veya deneyimli mimarla o bağı kurmak zorunda.
Bu sayede de herkes o aidiyeti tekrar kazanacak diye düşünüyorum. Yine oda aidiyeti kazandığı zaman ‘Çok az kazanıyorum’ diyen mimar da mutlu olacak. O az kazanmayacak artık. Çünkü bir birlik oluşturabilirsek alması gereken ücreti aldığı zaman genç mimara da iş kalacak. Beş tane iş yapıp elli lira kazanacağına, bir tane iş yapıp elli lira kazanacak. O zaman yeni mezunlar ya da yeni iş kuran kuranlara da iş kalacak. Çünkü kent büyük. Antalya, Burdur, Isparta olarak bakmak lazım. Antalya sadece Antalya değil.
Odanız Antalya’dan Burdur’a, Isparta’ya kadar uzanıyor…
Evet kesinlikle. Temsilcilikleri gezdik bu süreçte. Önce bütün temsilcilikleri gezdik ve onların problemleriyle ilgilendik. Çok yabancılaştıklarını gördük, çok uzak kaldıklarını, sadece seçim zamanları görüşüldüğünü, bir de ödeme zamanları görüşüldüğünü, yalnız bırakıldıklarını öğrendik.
Temsilcilikler konusunda en son ne zaman haber oldu, hatırlayamıyorum bile. Yani hiç konusu geçmiyor. Odanın temsilcilikleriyle beraber zaman zaman o il ya da ilçedeki gündemleri de) taşıması gerekmiyor mu?
Bizim şu anda Mimarlar Odası Antalya'nın gündemiyle ilgili olması gereken yerde değilken temsilcilikleri hiç takip edemiyor. Altı tane temsilciliğimiz var. Isparta, Burdur, Alanya, Manavgat, Finike ve Serik. Serik bize en yakın olduğu halde onlar bile kopuklar. Hele ki Kalkan’a gittik çok üzüldük. Yani çok kopuklar. ‘Sadece kayıt olup aidat ödüyoruz. Bir de cenaze mesajları geliyor’ dediler. Yani ‘Sadece ölenlerle ilgili bir Mimarlar Odası’nın varlığı sözkonusu’ dediler.
Listeniz ne renk? Beyaz gibi gördüm sanki.
Yok şöyle aslında bizim gençler, ekibimiz çok genç, çok dinamik, çok hareketli… Siyah-beyaz başladık ama sonra şeffaf ismini kendimize uygun gördüm. İşte birleştirici, toparlayıcı, herkesin ortak akılla hareket eden ve yönetimde de şeffaf olan o yola çıktığımız için arkadaşlar cam göbeği rengi olan o çok açık maviyi kendimize uygun gördük. O yüzden siyah-beyazın içine şeffaf cam rengini ekledik.
Antalya Mimarlar Odası Seçimlerine Yeni İsim!
Hayırlı olsun diyoruz. Başarılar diliyoruz.
Çok teşekkürler. Hem şahsınıza hem Akdeniz Gerçek Ailesi’ne…