İstanbul’un ardından Türkiye’nin en köklü ticaret ve sanayi odası olan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman Akdeniz Gerçek’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Başkan Hacısüleyman Antalya Müzesi ile ilgili ‘Müzeler adası’ önerisini tekrarlarken, kentsel dönüşümde mahalle bazlı dönüşümün altını çizdi.

ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman'dan aday tarifi
Türkiye'nin en eski ticaret ve sanayi odaları arasında İstanbul'dan sonra ikinci sırada yer alan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) 3 Nisan 2026’da 144. kuruluş yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken, ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ile Antalya’da turizmden yatırımlara pek çok konuyu masaya yatırdık. Genel Yayın Yönetenimiz Songül Başkaya’nın Antalya’nın son dönemde çok tartışılan Antalya Müzesi ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi konularındaki sorularını yanıtlayan Başkan Hacısüleyman kentin çatı örgütü olan ATSO adına çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Hızlı ten projesinden COP31’e kadar çok sayıda konuda açıklama yapan Başkan Hacısüleyman, “Antalya'nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de söylediği cümlenin hak ettiği bir yolculukta olduğumuzu düşünüyorum. Bunu hak ediyoruz. Evet, şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir. Bu en güzel yeri muhafaza etmemiz gerekiyor, en güzel yer olarak” dedi.
Peki Antalya'nın en büyük eksikliği nedir bir iş dünyası açısından da baktığınız zaman? Tarım, turizm kenti… Ulaşım mıdır nedir? En aciliyetle bakanlık eliyle yapılması gereken, yerel yönetim eliyle yapılması gereken?
En acil yapılması gereken konuyla ilgili çalışmanın çok fazla yapıldığını ve iyi yapıldığını biliyorum. Büyükşehir Belediyemizin bir ulaşım planı var... Geçen hafta da ulaşım planı son çalıştayı vardı. Bu çalışmayı da çok başarılı buluyorum. Doğru yerleri tespit etmişler, doğru araçları kullanmışlar sorunları tespit ederken, değişik trafik arterlerinde ölçümler yapmışlar; kaç araç geçiyor, içinde kaç kişi var, toplu ulaşımın talebi ne yönde. Bütün bu çalışmaları çok değerli buldum, başkan vekili Büşra Hanım'a da bunu söyledim; ‘Çok güzel çalışmalar, çok beğendim’ dedim. Sorunlara böyle yaklaşmak gerekiyor. Ve burada ulaşım planıyla bağlantılı başka bir konu var, iç içe ikisi; o da kentsel dönüşüm. Yani şehircilikle ilgili trafik sorununu şehirciliğin dışında çözme şansınız yok. Kentsel dönüşüm olacak ama biz burada kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm olarak görmüyoruz; kentsel dönüşüm gerçekten kenti rahatlatacak...

Siz bu konuda bir zirve yapmıştınız, 2050'ye kadarki o kentsel dönüşüm süreçlerini de içine alan bir programdı.
Antalya 2050 vizyonu şeklinde çok geniş katılımlı ve dört dalda yapmıştık; turizm, tarım, ticaret, sanayi ve şehircilik, kentsel dönüşüm alanında. Burada da o sonuç bildirgeleri bitti, karar konferansı da yapıldı. 2050'ye doğru bir projeksiyon ortaya çıktı. Bunu bütün paydaşlarımızla yaptık; yerel yönetimle, akademiyle, bilim insanlarıyla, STK'larla, bütün iş insanlarıyla. Bu çalışmaların hepsini gerekli paydaşları 300 kişilik bir çalışma grubu oluşturduk ve böyle yapıldı. Bence de böyle yapılması doğruydu, düzgündü ve bazen 5 yıl 10 yıl gibi süreler konulur. Biz 25 yıl koyduk. Neden 25 yıl koyduk? Çünkü bunun bir planlama safhası, bütçesel kaynakların ayrılması, sonra hayata geçirilmesi kolay şeyler değil. Ama şunu da vurguladık: bazen bir toplantı yapılıp kitapları basılıyor ve raftaki çok değerli bir yere konuluyor ama rafta duruyor. Bunların takip konferansları yapılması lazım her yıl. Ne yapıldı? Neye başlanmadı? Neye başlanıldı? Veya değişiklik gerektiriyorsa dünya değişebiliyor, gerektiriyorsa değişikliğinin kararının olması gerekiyor. Onu da yine önümüzdeki dönemde görev alacak hangimiz olursak, kimler olursak bunu devam ettirmeleri gerekiyor. Ama şehircilik ve kentsel dönüşüm Antalya için artık nefes alamama noktasına gelmiş durumdayız ve bunu parsel bazında kentsel dönüşüm değil, aynı binayı yeniden yap o değil. Ada bazında da değil, dört binaya dört daireye değil. Mahalle bazında yapılması gerekiyor. Neden? Bugün birçok sokağa giriyorsunuz, iki tarafa park etmiş araçlar görüyorsunuz; aslında iki aracın geçemeyeceği sokağa bir baştan birisi girerse siz geri gitmek zorunda kalıyorsunuz maalesef. Bütün bunları çözecek mahalle bazında otoparklarıyla, bisiklet yoluyla, anneler için yaya yolu ve bebeğini dolaştırabileceği bebek arabasının dolaşabileceği ve onu gezintiye çıkarabileceği yolların yapılmasıyla olması gerekiyor. Bütün bunları bu vizyonla yaparsak az önce bahsettiniz; bakanlık desteği gerekiyor. Evet, çünkü bir şehrin kentsel dönüşümünde yerel yönetimlerin bütçeleri yetmeyebilir. Çünkü onlar yürüyen işleri yapıyorlar, bunlar yatırım bütçeleridir. Ama bir yerden başlamak lazım ve biz Antalya olarak turizm gelirlerinde net olarak, net; yani bir ithal girdisi yok, netten kastım o. Direkt Antalya olarak hizmet sektöründe turizmden 17 milyar dolar, diğer hizmetlerle 20 milyar dolar ihracat yapıyoruz, hizmet ihracı. Yani kemiksiz diyoruz ya, kemiksiz 20 milyar dolar para veriyoruz ülkemize, ülkemizin açıklarını, dış ticaret açığını kapatabilmek anlamında. Dolayısıyla 20 milyar dolar verdiğimiz üreten bir şehir için yatırımı hak eden şehirdir ve bunu vurgulamaya çalışıyoruz. Buraya gerekli önemi verin; bu 20'yi biz 30 yapabiliriz eğer bunları yaptığımız zaman. 40'a da çıkarabiliriz ama bu şekilde gidersek belki o 20'nin bir kısmını kaybedebiliriz de. Çünkü siz eğer yaşayan bir turizm varlığına bir şeyler yenilik eklemezseniz, bunların gerekli altyapılarını yapmazsanız eğer yarın öbür gün ‘Antalya'ya gidilmez’ gibi bir laf üretilir ve o algı buranın turizm gelirlerini azaltabilir. Bunları anlatmaya çalışıyoruz, dilimizin döndüğü kadar. Bizi duyanların olabildiği kadar anlatmaya çalışıyoruz. Bu anlatımın devam etmesi lazım. Burada siyaset üstü bir politika gütmek gerekiyor. Yerel yönetimlerin dönemsel seçimleri var, 5 yılda bir. Artık bir seçim yapıldıktan sonra o 5 yılı o şehir için iyi değerlendirmek lazım ve burada siyaset üstü bir yaklaşım gerekiyor.

Kesinlikle. Tabii bu konuları söylediğiniz zaman kimi zaman siyasi olmakla da yaftalanabiliyorsunuz. Siz veya bu kurumun başındaki geçmiş başkanlar da bunu zaman zaman yaşadı. Ama dediniz ya tamamen siyaset üstü; ben de karşımda bir siyasetçi değil, bu kentte patronların başkanı olan ATSO'nun başkanı olarak size ifade etmek isterim ki kente ve ülke gündemine yoğun tartışılan bir mesele haline geldi ve halen de tartışmalar devam ediyor. ‘Bir turizm kentiyiz’ diyorsunuz, falezler üzerinde bir kararla koruma alanı sınırı değişti Konyaaltı Varyant'ta. Tam müzenin ön kısmına gelen bölüm değiştikten kısa bir süre sonra da Antalya Müzesi'nin aslında güçlendirilmesi gereken bir müze olduğu gerekçesiyle yıkıldı. Yenisinin, daha şık, modern, çağdaş bir yapının oraya yapılacağı söylendi. Meteoroloji binası yıkıldı, müze binası yıkıldı. Türkiye'nin ilk ödüllü proje yarışmasıyla hayata geçirilmiş bir bina. Ve 2026 içerisinde Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy da yapılacağını söyledi. Ama hala farklı tartışmalar devam ediyor. Meslek odaları bu konuyu takip ediyor. Arkada turizm okullarının da uygulama okulunun da içine alan başka bir proje mi yapılacak kaygısı var. Ama her şeyden öte şu anda Antalya'nın müzesi yok. Sizce Antalya'nın müzesiyle ilgili atılan bu adım ne kadar doğruydu? Tabii artık olan oldu bitti ama neresinden dönersek kurtarırız bu durumu?

Bence burada üzerinde durmamız gereken, yapılmış işleri yapılmamış gibi göstermemek gerekiyor, yapılmamış olanı da sanki böyle bir şey varmış gibi göstermemek gerekiyor. Müze konusunda toplumda hassasiyetler var, sivil toplumda.. Şimdi orada istişare yeterince yapıldı mı, daha fazla yapılabilir miydi? İstişare biraz daha fazla yapılabilirdi. Yapılan iş doğru mu? Yapılan iş doğru diyebilirim. Ne şekilde olabilirdi? Görüşümü daha önce ben şöyle ifade ettim: Cumhuriyet dönemi mimarisini temsil eden bir yapının bir binası muhafaza edilebilirdi. Orada da evet farklı yapılar var, eklemeler var. Bir bina konsolide edilebilirdi ve o kalabilirdi. Yeni müze mimarisi arkasında devam edebilirdi. Bu sergi alanı olmak zorunda değildi; yani müzelerde biliyorsunuz hediyelik eşya da sunulabiliyor veya bilet gişesi yapmak zorundasınız bir yeri, bir küçük antre yapılabilir, kafesi yapılabilir gibi. Ama mimari özelliğinden bir tanesi muhafaza edilebilirdi. Biz o görüşü savunduk ATSO olarak.
Ve bir diğer mesele, yani yatırım alması gereken bir kent Antalya. Dediğiniz gibi 20 milyar dolarlık bir girdi sağlanırken ülke ekonomisine ki çok daha fazlası da mümkün aslında. Bütün olanaksızlıklara rağmen bu, bu şekilde. Atatürk Devlet Hastanesi; yıllardır orada da yıkılacak, yapılacak, yenisi tartışılıyor. Tabii ki artık yani miadını doldurmuş bir yapı da söz konusu, sonradan eklenen ilaveler de var. Daha çağdaş, modern bir yapı da oraya yapılmalı çünkü sağlık alanında da böyle bir ihtiyaç söz konusu ama kentte konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz bir faaliyeti icra edemiyoruz gibi. Bir senkronizasyon problemi mi var? Sizce nedir ve bunları nasıl halletmemiz gerekiyor?

Yeni yapmak, yeniden yapmak bazen daha iyi olabiliyor. Az önce kentsel dönüşüm dedik ya; ben bazen ‘kentsel değişim mi olmalı’ diye de soru soruyorum. Dönüşüm mü, değişim mi? Acaba bazı şeyleri dönüştürmek yerine değiştirmek mi lazım... Bunu hastane için de söylemek istiyorum. Eskiden trafik bu kadar yokken, ulaşım açısından çok sıkıntılı değilken yapılmış olan bir hastane. Yine eklentiler var. Ulaşım olanakları, otopark ihtiyacı değişti. Bazen de bir şeyleri değiştirmek gerekebilir. Yani dönüştürmek aynı yerde kalıp dönüştürmek değil de bunu alıp buradan alıp yenisini, daha iyisini, daha yüksek kapasitesini, daha iyi olanaklarla şuraya taşıyalım demek de doğru olabilir mi? Olabilir. Bunu şimdi her yapı için söyleyemem.
Orada zaten yıkıma karşı çıkan bir irade de yok. Sadece bir kademeli yıkım talebi gelmişti. O da sanıyorum daha henüz görüşülüyor, karar verilmiş değil.
Evet, hizmet aksatmamak açısından yani bir bölümünde devam edilsin. Evet, öyle bir talep vardı ama bu müze ile ilgili de aslında biz orası için ‘müzeler adası olsun’ demiştik daha önceki konuşmamızda. Dedik ki; ‘Orası komple bir müzeler adası olabilir.’ Yani tek bir müzenin değil de zaten sergileyemiyoruz, bütün malzemelerimizi. Orası bir müzeler adası olabilir diye düşünmüştük. Yani kentin güzel bir yeri, herkesin ulaşabileceği bir yer, çocuklarımızın okul gezilerinin yapılabileceği daha kolay bir yer olabilir diye düşünmüştük. Ama değişime karşı çıkmamak lazımdı diye söylemek isterim. Dönüşüm kendi içinde bazen yeterli gelmiyorsa eğer değişimi de hedeflememiz gerekiyor; çünkü biz mesela 2050 Antalya vizyonu derken 25 yılda bir şeyi projeksiyon yapalım dedik. Evet. Peki onu yaparken neden 2050'yi tartıştığımızı da anlattım ben: önümüzde 2000 ve 2025 arasındaki bir örnek de var; o da geçmiş 25. Peki geçmiş 25'te, 2000 yılında Antalya'nın nüfusu 1 milyon 700, şimdi 2 milyon 700. Gelen misafir sayısı, turist yabancı ziyaretçi 2000 yılında 3 milyon 400 bin, şimdi 16,5 milyon. Yani beş kat artmış. Şimdi biz gelecek 25 yılı düşünürken ister hastane ister müze kapasitesi, bütün bunlar bu projeksiyonun içinde değerlendirilmeli. Önümüzdeki 25 yıl şehirler için göz açıp kapayıncaya kadar gidiyor. O yüzden bunları tartışmak lazım. Ve Atatürk Devlet Hastanesi önümüzdeki 2050'de kapasitesi, lokasyonu, otoparkı, imkanları, nüfus artışı da dikkate alınarak planlanmalı. Aksi takdirde yapacağımızı yeniden yetersiz bulabiliriz 25 yıl sonra. İlave yapmak zorunda kalırız. Bütün bunları göz önünde bulundurmak lazım.
Bir de vizyonumuzda olan, yıllardır konuşulan ama yapılamayan bir yatırım var. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de Antalya'ya bir demir yolu projesi hayali var; bununla ilgili belgeler de açıklanmıştı daha önce. Yıllardır her Ulaştırma Bakanı döneminde bunu konuşuyoruz. Bu dönemde de çalışmalar yapıldı aslında, fizibiliteler yapılıyor, yayınlanıyor. Ama hayata geçme süreci o da aksayan yatırımlardan bir tanesi. Ve iş dünyasını, turizmi de özellikle ilgilendiren, ATSO'nun da takipçisi olduğu bir yatırım. Sizden duyalım başkanım; en son durum nedir?
En son durum iç açıcı değil yatırım açısından, öyle söyleyeyim ben.
Bize bir olumlu mesaj verin başkanım.
Hayır, şöyle: ihtiyaç var mı? İhtiyaç var. Onu söyleyeyim. Yani biz zaten bu ihtiyaç olmasa bunu zaten dillendirmeyiz. İhtiyaç var. Biz hem tarımda hem turizmde hem sanayide oldukça iyi bir durumdayız. Şimdi Türkiye'nin kara yolları trafiğine biz çok yüklenmiş durumdayız, kara yolu trafiği. Yollarımızla ilgili şu anda daha ferah bir trafiğimiz var yani şehirler arası yollarda daha iyi durumdayız. Fakat bazen maliyet açısından da zaman açısından da demir yoluna ihtiyaç var. İki tane hattımız var bizim normalde: birisi Konya istikametinden, birisi de Burdur ve oradan da dağılmak üzere İstanbul, Ankara o taraftan, Afyon'dan gitmek üzere. İkisinin de proje olarak duruyor mu? Proje olarak duruyor. Ama ben bununla ilgili bir ziyaretimi hatırlıyorum, Çetin Osman Budak'la gitmiştik, Binali Yıldırım Bey Ulaştırma Bakanıydı. Bayağı oldu. Ya 2013 ya 2014. Hatta 100 bin imza toplamıştık Cumhuriyet Meydanı'nda. Evet ve bu konuyla ilgili kendisine arz ettik. O zaman da bu planlar vardı. Fakat bütçe açısından henüz böyle elle tutulur "şu yıl başlıyoruz" denilecek durumda olmadığını da görüyorum. Evet, yani aynı hastane yatırımı gibi bütçeyi bu yıl konulabildi, yıllardır konuşuluyordu ama işte bir kaynak da koymadan bir adım atılamıyor. Umarız o da en kısa sürede olur.
Tabii 2026'da COP31 geliyor şimdi; çevre konusunda önemli bir zirve. Antalya'da yapılacak olması sanıyorum ki çok kıymetli. Çevre Bakanlığı başkanlığında devam eden çalışmalar var; ATSO da işin tam da göbeğinde diyebiliyorum. Bu zirveyle ilgili Antalya'ya nasıl bir kazanım sağlayabiliriz? Hem zirvenin yapılacağı il ile aynı zamanda yatırımlar da kaydırılıyor diye düşünüyorum.

COP31 tabii uluslararası çok büyük bir organizasyon ve bu organizasyonda da beklenen ziyaretçi sayısı herkes tarafından farklı tahmin ediliyor. Daha önce yapılan zirvelerdeki sayının çok üzerinde olacağımızı düşünüyoruz katılımcı ülke sayısı ve delegasyonlar bakımından. Yine konuştuğumuz gibi trafik arterlerinde iyileştirmeler yapılabilir. EXPO'da yeni bir yapı planlanıyor. Bu yapının bizce fonksiyonları, mimari fonksiyonları bu konferans sonrası için bir fuar merkezine dönüşmesini arzu ettiğimizi ifade ettik ve bu konuda da katkı isteniyorsa katkıda bulunabileceğimizi... Bir fuar merkezinin kullanım prensipleri, fonksiyonları konferans merkezlerinden farklıdır. Ama öyle yapalım ki biz bu konferansımızı yapalım ve konferans bittiği zaman da biz bunu fuar merkezi olarak hizmete sokabilelim. EXPO'nun da bu şekilde değerlendirilecek olması ayrıca sevindirici. Çünkü on yıldır orası özelleştirmede bekliyor; bu açıdan da aslında en sevindirici olan konulardan bir tanesi. Belki EXPO'yu da kurtarabiliriz bu sayede. Alan açısından en azından bir fonksiyon daha kazandırmış olacağız. Bir kongre merkezi var orada biliyorsunuz; şimdi ilave bir fonksiyon kazandıracağız. Bence bu şekilde o yatırımımız da değerli hale getirmiş olacağız.
Peki bir turizmcisiniz aynı zamanda ve hatta AKTOB'da uzun dönem görev almış birisiniz. Turizmde rakamlar çok güzel. Fakat turizmci memnun mu, esnaf memnun mu? Bu memnuniyeti daha çok artırma anlamında nasıl dokunuşlar gerekiyor? Ya da bu konjonktürel bir durum mu? Çünkü her tarafta hem ekonomik sıkıntılar hem kargaşa, siyasi çatışmalar, sınıra kadar gelen savaş sesleri yükseliyor tabii bir taraftan.
Bizim tabii jeopolitik konumumuz itibariyle hiçbir zaman rahat bir ülke olamadık. Ve dış politikada çok fazla ilişkiyi yönetmek zorunda kalıyoruz. Bu halen devam ediyor; ister Ortadoğu ister yakın çevremiz, komşularımız. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın olması da kuzeyimizde de problemli bir coğrafyanın olduğunu bize gösterdi. Bütün bunlar içerisinde turizmi yürütmek kolay bir iş değil. Antalya o bakımdan çok başarılı. Başarılı, evet. Bazen bana soruyorlar; ‘Ya başka yerlerde de deniz var niye orada turizm gelişmiyor?’ Bence en büyük özelliğimiz biz Antalya'da kurumların, iş insanlarının, turizmcilerin, STK'ların, valiliğin, belediyenin çok iyi organize olabilmesinden kaynaklı. Ve Antalya bir hedefe kilitlendiği zaman bütün yerel dinamikleriyle çok iyi işler çıkarabiliyor. Ben tabii 40 yıldır buradayım, Antalyalıyım, 40 yıldır da bu sürece tanıklık ediyorum ve içinde bulunuyorum. O bakımdan bence çok çok iyiyiz ve turizmdeki başarılarımızı dediğim gibi biraz şehircilik ve ulaşım fonksiyonlarımızı gözden geçirerek ve hızlıca bir değişim yaratarak yürütebiliriz, başarımızı artırabiliriz ondan sonra.
Peki son söylemek istediğiniz Antalya ile ilgili ve Ticaret Odamızın projeleri ile ilgili de olabilir, çalışmaları ile ilgili olabilir.
Öncelikle Antalya'nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de söylediği cümlenin hak ettiği bir yolculukta olduğumuzu düşünüyorum. Bunu hak ediyoruz. Evet, şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir. Bu en güzel yeri muhafaza etmemiz gerekiyor, en güzel yer olarak. Bunun için de gerekli adımları atmamız gerekiyor. İster yatırım olsun isterse yaşam fonksiyonları olarak bunu yürütecek kurumları iş başında tutmak için… Birbirimizle ilgili olan çalışmalarda muhakkak saygı çerçevesinde geleceğe bu kenti hazırlamamız gerekiyor.

Peki teşekkür ediyoruz başkanım, çalışmalarınızda da başarılar diliyoruz.
Ben teşekkür ederim. Akdeniz Gerçek gazetesine ve haber sitemize çalışma hayatında başarılar…