Antalya'da düzenlenen ve dünya diplomasisinin kalbinin attığı Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF2026), Batı Trakya Müslüman Türklerinin sesine ev sahipliği yaptı.
Foruma katılan Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, 1913 Atina Antlaşması'ndan bu yana süregelen müftü seçme hakkının Yunanistan tarafından nasıl aşındırıldığını çarpıcı detaylarla anlattı.
Batı Trakya'da Müftülük Krizi
Tarihi süreci hatırlatan Şerif, 1913 anlaşmasına göre müftülerin oy kullanma hakkına sahip her Müslüman Türk tarafından seçilmesi gerektiğini ancak bu hakkın 1985 yılından beri gasp edildiğini vurguladı. "Devletin tayin ettikleri, halkın seçtikleri, diye böyle bir ikilem devam ediyor" diyen Şerif, Yunan devletinin halkın iradesini tanımamakta direndiğini ifade etti.

Seçim Adı Altında Yeni Kılıf Arayışı
Yunanistan'ın son dönemde "seçim" söylemini kullanarak uluslararası alanda meşruiyet kazanmaya çalıştığına dikkat çeken İbrahim Şerif, bu durumun gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Şerif, "Yunan devleti bugünlerde tayin ettiklerini kılıfına uydurabilme adına bir seçim diyor. Seçim de yine tayin aslında. Belirli kişilere seçtiriyor. 20-30 kişiye, 'İşte bak müftü seçtik' diyecekler. Bu dışarıda 'Müftü seçimi yaptık' şeklinde olacak. Fakat belirli insanlar o seçici kişi ben değilim, vatandaş değil, birisi değil. Belirli insanlar. Bunun için azınlık olarak biz yine onları kabul etmiyoruz" dedi.
Karşılıklılık İlkesi Uygulanmıyor
Lozan Antlaşması ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde yaşanan adaletsizliklere de değinen Gümülcine Müftüsü, İstanbul'daki Rum azınlığın hakları ile Batı Trakya'daki durum arasındaki uçuruma dikkat çekti.
Şerif, "Bugün Patrik Bartholomeos kendine 'ekümenik' diyor, şimdi biz kendimize 'müftü' diyemiyoruz" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin azınlık hakları konusunda yapıcı tutumuna rağmen Yunanistan'da Türk azınlığın dini ve eğitim haklarının geriye gittiğini de belirtti. 1923'te 310 olan Türk okulu sayısının bugün 83'e düştüğünü hatırlatan Şerif, dini özerkliğin ve eğitim haklarının korunması için verilen mücadelenin azınlık toplumunda hayati önem taşıdığını söyledi.