21. Yüzyılda Antalya Çalıştayları kapsamında düzenlenen “Tarımsal Üretimi Etkileyen Tehditler ve Tarımda Kooperatifleşme” başlıklı oturum, saat 14.00’te Antalya Kent Konseyi’nde gerçekleştirildi. Oturuma Adnan Özçelik başkanlık ederken, Prof. Dr. İbrahim Yılmaz ile Avukat Tuncay Koç konuşmacı olarak yer aldı. Antalya Kent Konseyi’nin “21. Yüzyılda Antalya Çalıştayları” kapsamında düzenlediği oturumda, kent tarımını etkileyen tehditler ve kooperatifleşme sürecinin geleceği masaya yatırıldı. Üretim planlamasından maden politikalarına, çevresel yıkımdan kırsal nüfusun azalmasına kadar birçok başlık akademik ve hukuki perspektiften ele alındı.

“Kooperatifçilikte Rekabet Ciddi Problem”
Antalya’nın tarımsal üretim planlaması ve kooperatifleşme sorunlarını ele alan Prof. Dr. İbrahim Yılmaz, mevcut yapının ciddi tıkanıklıklarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Yılmaz, aynı bölgedeki kooperatiflerin çoğu zaman rekabet içinde olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Aynı bölgede kurulmuş, birbiriyle yarışan, hatta birbirinin ayağına çelme takmaya çalışan kooperatifler var mı? Var. Dolayısıyla burada ciddi bir problemimiz var.”
“Bedavacılık Algısı Çatışma Yaratıyor”
Kooperatiflerde eğitim ve ortaklık ilişkilerinde temel sorunlar bulunduğunu ifade eden Yılmaz, “bedavacılık” kavramına dikkat çekti:
“Eski ortak yıllarca emek verirken, yeni gelen ortak bedavadan konmuş gibi hissediliyor. Bu da çatışma yaratıyor. Kooperatifçilik ilkelerini uygulayabilsek bu sorunlar çözülebilir ama uygulamada bunu başaramıyoruz.”

Antalya ve İlçelerinin 2026 Bütçeleri Belli Oldu!
Yılmaz’dan İlçe Bazında Kooperatifleşme Önerisi
Yılmaz, güven sorunlarının da yaygın olduğunu belirterek üreticilerin kooperatif yerine başka alıcılara yönelmesinin, örgütlülüğün en zayıf noktalarından biri olduğunu söyledi. Ayrıca Türkiye’deki “üretici örgütü enflasyonuna” değinen Yılmaz, bir çiftçinin aynı anda birçok örgüte üye olabilecek seçenekle karşılaşmasının sistemi zayıflattığını ifade etti. Kooperatiflerin küçük ölçekli yapılarının sürdürülebilirliğini kaybettiğini belirten Yılmaz, köy bazlı küçük kooperatiflerin sermaye yetersizliği nedeniyle etkisiz kaldığını “Belki köy bazında değil, ilçe bazında kooperatifleşme çözüm olabilir” sözleriyle ifade etti.
“Tarımın Başkentinde Kooperatifçilik Noksan”
Antalya’nın tarımsal üretimde güçlü olmasına rağmen kooperatifçilikte geri kaldığını söyleyen Yılmaz, özellikle seracılıkta dikkat çekici bir eksiklik olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Antalya tarımın başkenti ama kooperatifçilik gelince tepetaklak oluyoruz. Bir elin nesi var, iki elin sesi var diyerek bitiriyorum.”

Antalya’daki Şehir Plancı Eksikliği Afet Riskini Artırıyor
“Doğanın Döngüsü Bozuldu”
Oturumun ikinci konuşmacısı Avukat Tuncay Koç, taş ocaklarının tarım, su, orman ve sosyal yaşam üzerindeki çok boyutlu etkilerini anlattı. Koç, insanlığın doğanın döngüsünü giderek bozduğunu vurgularken şöyle konuştu:
“Hava, su, toprak… Taş ocakları bu üç yaşamsal fonksiyona da zarar veriyor. Doğanın dengesini bozduk, nasıl düzelteceğimizi de bilmiyoruz. Yuvarlanıyoruz ama uçuruma doğru gidiyoruz.”
Maden Kanunu’nda 2004’te yapılan kapsamlı değişikliğin madencilik sektörünü tüm alanların önüne geçirdiğini belirten Koç, kalker, kalsit, dolomit, bazalt ve mermer gibi kayaçların “maden” sınıfına alınmasıyla denetimin zayıfladığını ifade etti.
Koç, ÇED Raporlarına Şerh Düştü
Koç, taş ocaklarındaki patlatmaların çevre köylerde ciddi zararlara yol açtığını belirterek, “Evleri çatlayan yurttaşlar var. Bu farazi değil, keşiflerde bizzat gördük. ÇED raporlarında patlatmaların önemsiz olduğu yazılıyor ama gerçek sahada bambaşka” dedi.
Taş ocaklarının yarattığı yoğun tozun doğrudan tarımsal verimi düşürdüğünü söyleyen Koç, ÇED raporlarının çoğu zaman şirketlerin talebine göre hazırlandığını öne sürdü:
“ÇED raporlarını şirketin parasını alan özel firmalar hazırlıyor. Devlet kurumları yeterli denetim yapmıyor.”
“Tarımın Çöküşü Politik Bir Tercihin Sonucu”
Koç, Türkiye’nin tarımsal üretimde yaşadığı gerilemenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik olduğunu belirtti. Kırsal nüfusun şehirleşmesinin bir “tercih” olarak uygulandığını söyleyen Koç, tarımsal desteklerin yetersizliği ve ithalat politikalarındaki artışı eleştirdi:
“Türkiye 2017’de 9 milyar dolar tarım ithalatı yaparken bu rakam 2022’de 23 milyar dolara çıktı. Bu YÜZDE 250 artış demek. Üretim desteklenmediği için çiftçi artık üretemez durumda.”
İklim krizinin üretimi daha da kırılgan hale getirdiğini belirten Koç, taş ocaklarının bu koşullarda tarımsal alanlara zarar vermesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti.