Tarih sayfaları II. Dünya Savaşı’nın küresel yıkımını yazarken, Türkiye bu büyük felaketin dışında kalmak için çetin bir diplomatik ve askeri mücadele yürüttü. Savaşın fiilen ortasında yer almasak da, coğrafi konumu nedeniyle ülkenin güney kapısı olan Antalya, Akdeniz’deki hareketliliğin ve olası tehditlerin en yoğun hissedildiği merkezlerin başında geldi.
Oniki Ada Tehdidi ve Akdeniz Savunma Hattı
Savaş yıllarında Antalya'nın hemen karşısında yer alan Oniki Ada ve Rodos, 1943 yılına kadar İtalya'nın, İtalya'nın taarruz gücünü kaybetmesinin ardından ise Nazi Almanyası'nın kontrolündeydi. Bu stratejik konum, Antalya Körfezi'ni Mihver devletleri için doğrudan bir deniz çıkartması veya hava bombardımanı üssü haline getiriyordu. Genelkurmay Başkanlığı’nın olası bir Akdeniz çıkartmasına karşı hazırladığı savunma planları doğrultusunda, Antalya kıyı şeridine çok sayıda askeri birlik kaydırıldı. Şehrin stratejik noktalarına topçu bataryaları yerleştirildi, sahil boyunca geniş savunma siperleri kazıldı ve 3. Ordu bünyesindeki birlikler bölgede takviye edildi. Düşman keşif uçaklarının hedefi olmamak amacıyla Antalya kent merkezinde uygulanan sıkı "karartma geceleri"nde sokak lambaları tamamen söndürüldü, evlerin pencereleri kalın siyah perdelerle kapatılarak şehir gece karanlığına büründürüldü.
Tarımda "Ürün Kaçırma" Tedbirleri ve Ekonomik Çöküntü
Türkiye genelinde ilan edilen seferberlik nedeniyle 1 milyona yakın erkek silah altına alınırken, bu durum Antalya’nın tarımsal üretim gücünü de derinden sarstı. Narenciye ve hububat üretiminin merkezlerinden biri olan kentte, verimli iş gücü kaybı ekonomik dar boğaza yol açtı. Hükümetin çıkardığı Milli Korunma Kanunu (1940) ve Toprak Mahsulleri Vergisi kapsamında, Antalya’da üretilen hububatın olası bir düşman işgalinde ele geçmesini önlemek amacıyla "ürün kaçırma" ve iç bölgelere hızlı sevkiyat planları devreye sokuldu. Lojistik önceliklerin tamamen orduya aktarılması ve dış ticaretin durma noktasına gelmesi nedeniyle Antalyalılar da ekmek, şeker, un ve gaz yağı gibi temel tüketim maddelerini karneyle almak zorunda kaldı.
Askeri Bölgeye Dönüşen Liman ve Sığınmacı Hareketliliği
Savaş boyunca Antalya Limanı uluslararası ticari trafiğe tamamen kapatıldı ve bölge sıkı bir askeri güvenlik alanı ilan edildi. Akdeniz’de batan müttefik veya mihver gemilerinden denize dökülen ya da Oniki Ada’daki çatışmalardan kaçan siviller ile askerler zaman zaman tekne ve sallarla Antalya kıyılarına sığındı. Türkiye’nin uluslararası hukuktaki tarafsızlık statüsü gereği, bu sığınmacılar kentte oluşturulan denetimli gözetim noktalarında veya toplama kamplarında tutuldu. Antalya, Akdeniz'in dev dalgaları ve savaş rüzgarları arasında Türkiye'nin güney sınırlarını koruyan sessiz ama kilit bir siper oldu.