Antalya Kent Konseyi Altyapı Çalışma Grubu, Çakırlar bölgesinde Çandır Çayı yatağına yapılması planlanan TOKİ konutları ve genişletilen imar planlarına dair iki ayrı rapor yayınladı. Bölgede 6 etap halinde toplam 4574 konut, 70 dükkan, 2 okul ve 1 cami inşasını öngören projenin daha önce alınan ÇED olumlu kararı, hukuka aykırılık gerekçeleriyle yargı tarafından durdurulmuştu. 24 Ağustos 2026’da ilk Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED)raporu davalık olan projeye yeniden ÇED olumlu kararı verilirken konuyu ilk kez Akdeniz Gerçek gündeme taşıdı. Haberimiz sonrası Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Antalya İl Koordinasyon Kurulu, Ağustos Ayı Olağan Toplantısı'nda konuyu gündemine alırken Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Antalya Şubesi tüm ölçekli imar planlarına dava açtı.
(YAPAY ZEKA İLE ÜRETİLMİŞTİR)
Sözkonusu projeye ilişkin yayınlanan raporlarda birçok sorundan bahsedilirken ilk ÇED olumlu kararına yönelik 7 Ocak 2026 tarihinde hazırlanan rapordaki verilerin hala geçerliliğini koruduğu ifade ediliyor. Öte yandan altyapı sorunuyla ilgili olarak 15 Haziran’da hazırlanan rapora göre başlangıçta 56 hektar olan proje alanı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği ile 238 hektara çıkarılırken öngörülen konut sayısı arttırılarak bölgeye 40 bin kişilik devasa bir nüfus yükü getiriliyor. Raporlarda projenin taşkın, içme suyu, trafik ve arkeolojik sit alanları üzerinde yaratacağı geri dönülmez kümülatif yıkıma dikkat çekildi. Güncel 6 etaplı projede 4 bin 574 dairenin yapılacağı ifade edilirken Antalya Kent Konseyi Altyapı Çalışma Grubu raporunda imar planının 2,5 katına çıkabileceği ve 10 bin konutluk bir projeye dönüşebileceği ifade edildi.

DERE YATAĞINA ÖLÜM TUZAĞI
Proje alanı, DSİ verilerine göre "örgülü nehir" karakterindeki Çandır Çayı yatağının doğrudan üzerine kuruluyor ve arazinin yüzde 88'i 100 yıllık taşkın, tamamı ise 500 yıllık taşkın riski taşıyor. Raporlara göre TOKİ konutlarını taşkından kurtarmak amacıyla dere yatağına yapılan taş dolgu ve istinat duvarları, akım kesitini yüzde 45 oranında daraltarak suyun hızını ve yıkıcılığını tehlikeli boyutlara ulaştıracak. Bu durum, taşkın sularının çok daha hızlı bir şekilde akış aşağısında yer alan Gürsu ve Liman Mahallesi’ni vurmasına ve bu yerleşimleri sular altında bırakmasına neden olabilir. Taşkın önleme bahanesiyle yapılan tersip bentlerinin Çandır Çayı'nın taşıdığı kumun ve çakılın Konyaaltı Kumsalı'na ulaşmasını engellediği dile getirilen raporda DSİ uyarısında dere yatağı ıslahı tamamlanmadan inşaat izni verilmemesi gerektiği belirtilse de uygulanan yöntemlerin dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili'ndeki kıyı erozyonunu hızlandırarak ekolojik dengeyi tamamen çökertebileceği aktarıldı.

İÇME SUYU ZEHİRLENECEK
İkinci raporda yer alan bilgilere göre devasa konut projesi, Antalya'nın içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan ASAT'a ait aktif kuyuların sadece 1 kilometre uzağında, doğrudan beslenim havzasında ve "İçme ve Kullanma Suyu Orta Mesafeli Koruma Alanı" içerisinde yer alıyor. Geçirgenliği çok yüksek olan alüvyon zemin üzerine inşa edilecek 40 bin kişilik bu yoğun yapılaşmada yaşanabilecek en ufak bir kanalizasyon sızıntısının, atık suların hızla yeraltı sularına karışmasına yol açarak Antalya'nın içme suyunu mikrobiyolojik ve kimyasal olarak geri dönülmez şekilde zehirleme potansiyeli taşıdığı aktarıldı.

YAPILAŞMA İÇİN EN TEHLİKELİ ZEMİN
Genç alüvyon tabakası nedeniyle deprem anında sismik dalgaları büyüterek Antalya merkezindeki deprem ivmesinin en yüksek hesaplandığı ve yapılaşma açısından en tehlikeli zeminlerin başında geldiği ikinci raporda açıklandı. İhale sürecinde zemin etütlerinin bile tamamlanmamış olması ve zemin iyileştirme kalemlerinin belirsizliği, kentin kalbine bilimden uzak, devasa bir riskin yerleştirildiğini gösterdiği dile getirildi.
TRAFİK KAOSU
Her iki raporda da yer alan trafik konusunda projeyle birlikte, mevcut durumda ulaşıma kapalı olan ve kırsal kimliğini koruyan Çakırlar bölgesine hiçbir ulaşım etki analizi yapılmadan 10 bin konutluk yepyeni bir kent entegre edildiği dile getirilirken uluslararası ulaşım planlama standartlarına göre yapılan analizlerde, alanda oluşacak minimum 6 bin ilave özel araç, her gün yaklaşık 35 bin araçlık yeni bir trafik hareketliliği üretecek. Özellikle sabah ve akşam zirve saatlerinde yollara çıkacak olan 3 bin 500 ila 4 bin 200 araç, hâlihazırda kapasite sınırında hizmet veren D-400 Antalya-Kemer Karayolu'nu, Atatürk Bulvarı'nı ve Batı Çevre Yolu'nu tamamen felç edeceği dile getirildi. Bağlantı yollarındaki hizmet seviyesinin kapasite aşımı noktasına gelmesiyle oluşacak kronik trafik sıkışıklığının hem günlük yaşamı hem de Antalya'nın can damarı olan turizm sektörünü ağır bir çıkmaza sürükleyeceği raporda ifade edildi.

ARKEOLOJİK TALAN
7 Ocak 2026 tarihinde hazırlanan rapora göre herhangi bir onaylı imar planı hiyerarşisine dayanmadan, "sosyal konut" kılıfıyla ilerletilen bu proje, aynı zamanda kentin binlerce yıllık tarihi dokusunu ve şehircilik ilkelerini ezip geçtiği raporda belirtildi. Proje sahasının hemen yanı başında ve bazı etapların bizzat üzerinde, M.Ö. 7. Bin yıla kadar uzanan ve Hellenistik-Roma dönemlerinde kült merkezi olarak kullanılan 1. Derece Arkeolojik Sit alanı "Domuzburnu Mağarası" ile nekropol alanlarını barındıran "Domuzağılı Antik Köyü" yer aldığı aktarıldı. Proje, bu tarihi mirası betonlaştırma riski taşırken; İmar Kanunu gereği 40 bin kişilik nüfus için ayrılması zorunlu olan en az 370 bin metrekarelik eğitim, sağlık, yeşil alan ve kültürel tesis (sosyal donatı) alanının planlamada tamamen göz ardı edildiği de dile getirildi. Bilimsel dayanaktan yoksun bu girişim, insanları sadece barınmaya hapseden, sağlıklı bir kent yaşamından uzak bir beton yığını vaat ettiği söylendi.

KURUMLAR ARASI ÇELİŞKİ
15 Haziran tarihli raporda DSİ'nin "dere yatağı ıslahı tamamlanmadan ruhsat verilmemesi" şartına rağmen, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü'nün 2025 tarihli SÇD Nihai Raporu mevcut taşkın önleme çalışmalarının başarısız olduğunu açıkça belgeliyor. DSİ raporunda, yüksek kamulaştırma bedelleri ve özel mülkiyet sorunları nedeniyle Q500 taşkın debisini karşılayacak kesitlere ulaşılamadığını ve kısa vadede ıslah çalışmasının mümkün olmadığı ifade ediliyor. Bu sebeple Antalya Kent Konseyi raporunda taşkını kesin olarak önleyecek bir çözüm, takvim ve bütçe yokken, ıslah şartına bağlanarak on binlerce konutluk alanın planlanması büyük bir belirsizlik ve tehlike barındırdığı söylendi.

MİLYARLIK KAMU ZARARI RİSKİ
Hangi zemin iyileştirmesinin veya temel sisteminin uygulanacağı bile belli değilken ihaleye çıkılmasının raporda evrensel bilimsel kurallara aykırı düşerek kamu zararı riskini büyüttüğü dile getirildi. Üstelik söz konusu TOKİ alanı, 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli üst planlarda "Orman Alanı", "Dere Taşkın Alanı" ve "İçme Suyu Koruma Alanı" olarak kalırken, alt ölçekli (1/5000) hiçbir onaylı imar planına dayanmaksızın yapılaşmaya açılıyor.

BOĞAÇAY PROJESİ ÇÖKTÜ SIRA ÇANDIR'DA
Raporda Antalya'nın en önemli doğal eşiklerinden olan Çandır-Boğaçayı Havzası, rant uğruna kümülatif bir yıkıma terk edildiği dile getirildi. Kamuoyunda "Boğaçay Projesi" olarak bilinen ve taşkın önleme işlevi olmadığı DSİ tarafından da belirtilen rekreasyon projesi, yarattığı yapay lagün ile kum ve çakılın sahile ulaşmasını tamamen bloke etmiş durumda olduğu açıklandı. Havza bütünlüğü, ekolojik koridorların devamlılığı ve tarım topraklarının korunması ilkeleri ayaklar altına alınarak, 238 hektarlık devasa bir doğal havza salt "düşük maliyetli arsa üretimi" gerekçesiyle betonlaştırılıyor. Uzmanlar, bölge için acilen evrensel ölçekte bilimsel bir araştırma projesi başlatılması ve ÇED raporu hazırlanması gerektiğini, bu süreçler tamamlanmadan geri dönüşü olmayan hiçbir adımın atılmaması gerektiğini vurguluyor.