Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°
Akdeniz Gerçek | Yaşam | Paylaşmanın ve Bereketin Simgesi: Mutfaklarda Aşure Günü Telaşı

Paylaşmanın ve Bereketin Simgesi: Mutfaklarda Aşure Günü Telaşı

Muharrem ayının gelmesiyle birlikte asırlardır süregelen aşure geleneği yeniden canlandı. Binbir çeşit malzemenin aynı kazanda kaynadığı bereketli tatlılar, komşulara dağıtılmak üzere ocaklara kondu.

Muharrem ayının gelmesiyle birlikte asırlardır süregelen aşure geleneği yeniden canlandı. Binbir çeşit malzemenin aynı kazanda kaynadığı bereketli tatlılar, komşulara dağıtılmak üzere ocaklara kondu.

KAYNAK: Ulaş Kökçe
Paylaşmanın ve Bereketin Simgesi: Mutfaklarda Aşure Günü Telaşı

Hicri yılın ilk ayı olan Muharrem ayının gelmesiyle birlikte, asırlardır süregelen aşure geleneği Türkiye’nin dört bir yanında yeniden canlandı. Farklı tatların, renklerin ve dokuların tek bir tencerede muazzam bir uyumla birleştiği bu özel dönemde, evlerde, derneklerde ve meydanlarda dev kazanlar komşulara dağıtılmak üzere ocaklara kondu. Sadece bir tatlı değil, aynı zamanda bir arada yaşama kültürünün, paylaşmanın ve bereketin simgesi olan aşure, toplumsal dayanışmanın en tatlı köprüsü olarak bu yıl da sofraları buluşturuyor.

Nuh'un Gemisi'nden Günümüze Uzanan Lezzet


Arapça'da "on" anlamına gelen "aşara" kelimesinden türeyen aşure, Muharrem ayının 10. gününden itibaren yapılan ve paylaşılan köklü bir ritüeldir. İnanca göre bu gelenek Nuh Tufanı’na dayanmaktadır. Hz. Nuh’un gemisinin tufandan kurtulup Cudi Dağı’na oturduğu gün, gemide kalan son erzakların tek bir kazanda toplanıp pişirilmesiyle ilk aşure ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise bu gelenek; şükretmek, evlere bereket getirmek, birlik ve beraberliği pekiştirmek amacıyla sürdürülmektedir.

Kazanlarda Buluşan Binbir Çeşit Malzeme


Gerçek bir aşurenin sırrı, malzemelerin kalitesinde ve çeşitliliğinde gizlidir. Geleneksel bir aşure kazanında tabanı oluşturan aşurelik buğday, nohut ve kuru fasulyeye; kurutulmuş kayısı, kuru incir, kuru üzüm ve kuş üzümü gibi meyveler eşlik eder. Lezzeti katlayan fındık, ceviz, badem ve fıstık gibi kuruyemişlerin yanı sıra karışıma toz şeker, su ve aroma vermesi için karanfil ya da gül suyu eklenir. Görsel bir şölen sunan sunum aşamasında ise nar taneleri, tarçın ve fıstık içi başrolü oynar.

Ustalık ve Sabır İsteyen Pişirme Süreci


Aşure pişirmek, sabır ve ustalık gerektiren adeta bir ritüeldir. Kusursuz bir kıvam için bakliyatlar geceden ayrı kaplarda ıslatılır ve ertesi gün iyice yumuşayana kadar ayrı ayrı haşlanır. Aşurenin suyunun berrak kalması için buğdayın haşlama suyunun süzülmesi önemli bir püf noktasıdır. İyice açılan buğdayın olduğu dev kazana nohut ve fasulye eklenerek kısık ateşte birlikte kaynatılır.

Ardından küçük küçük doğranan kuru meyveler tencereye dahil edilir, ancak kuru incir yemeği karartmaması için genellikle en son aşamada tercih edilir. Tüm malzemeler özleştiğinde toz şeker ve karanfil suyu ilave edilerek karıştırılır. Sıcakken kaselere bölüştürülen aşureler, oda sıcaklığına geldikten sonra üzerleri nar ve kuruyemişlerle adeta bir sanat eseri gibi süslenerek ikrama hazır hale getirilir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız