Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
24°
Akdeniz Gerçek | Röportaj | İzmir’in Antalya’ya Armağanı: Flüt Sanatçısı Lelya Bayramoğulları

İzmir’in Antalya’ya Armağanı: Flüt Sanatçısı Lelya Bayramoğulları

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) Antalya Şubesi'nin geçtiğimiz Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülü’nü de alan sanat elçisi Lelya Bayramoğulları ile doğayla iç içe bir alan Hayat Park’ta müziği konuştuk.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) Antalya Şubesi'nin geçtiğimiz Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülü’nü de alan sanat elçisi Lelya Bayramoğulları ile doğayla iç içe bir alan Hayat Park’ta müziği konuştuk.

KAYNAK: Nizamettin Özmen
İzmir’in Antalya’ya Armağanı: Flüt Sanatçısı Lelya Bayramoğulları

İzmir’in yetiştirip Antalya’ya armağan ettiği bir değerli sanatçı. Flütü ile dünyayı dolaşan, ülkemizi, Antalyamızı, en önemlisi Cumhuriyet kadınını gururla temsil eden flüt sanatçısı Lelya Bayramoğulları ile yaklaşık 5 yıllık bir sözleşmeden sonra buluşup konuşabildik.

izmirin-antalyaya-armagani-flut-sanatcisi-lelya-bayramogullari

Flüt nedir diye başlayalım.

Flüt bir enstrüman, bir müzik enstrümanı. Üflemeli bir çalgı, diye geçiyor. Ama baktığımız zaman dünyanın en eski çalgılarından biri olarak tarihte de yerini alıyor. Kamıştan geliyor. Mitolojilere konu olmuş, tanrıların çalgıları olmuş. Ne güzel bizim yörelerimizde de geçmiş bize yakın yerlerde Afyon tarafı, Marsiyas. Böyle geçmişe dayanan en eski enstrümanlardan biri. Bugüne kadar sürekli gelişimini sürdürmüş, hala da gelişmekte olan bir enstrüman.

Fütün Türk müziğindeki yerini merak ediyorum. Hani “bazı enstrümanlar gitmez” filan denir. Olmayacak bir şey belki yok ama yani bildiğimiz makamların filan kullanıldığı, klasik Türk müziğinde flüt var mı çokça? Ney var biliyorum da.

izmirin-antalyaya-armagani-flut-sanatcisi-lelya-bayramogullari

Evet ney var? Flüt de yapabilitesi geniş bir enstrüman. Çok imkanlı bir enstrüman, aslında kullanılıyor. Yani Türk sanat müziği şarkıları da seslendirebiliyor. Halk müziğinde, cazda popta her müziğe elverişli bir enstrüman.

Türk müziğinde filan deniyor musunuz? Sizin de çalışmalarınız var mı?

Yok ben denemiyorum ama kullanan arkadaşlarımız oldu zaman zaman. Renk olarak tabi bir Türk müziği enstrümanı diyemeyiz. Bir renk olarak zaman zaman kullanılıyor, yakışıyor yani.

Kasik Türk müziğine baktığınız zaman aslında bağlama da orada yoktu.

Evet. Şu durumda renk olarak enstrümanları kullanılabiliyor. Özellikle bugün film sektörüne baktığımızda film müziklerinde çokça rastlanılabiliyor. Bu eski müzikleri de artık günümüz enstrümanlarıyla yorumlanırken flüte de büyük bir pay düşüyor tabi.

izmirin-antalyaya-armagani-flut-sanatcisi-lelya-bayramogullari

Flütü anladık. Lelya Bayramoğulları kim?

Lelya Bayramoğulları kentini çok seven, ülkesini çok seven, mesleğini çok seven, faydalı olmaya çalışan, ülkesine, şehrine hizmet vermeye çalışan bir sanatçı. Bunu da kendini en iyi ifade ettiği şekliyle, flütüyle yansıtmaya çalışıyor. Hem ülkemizde hem dünyamızda elinden geldiğince fedakârca çalışan bir emektar sanatçı diyebiliriz.

Benim fotoğraf çekerken kendi düşüncemi koyarak fotoğraf çektiğim gibi.

Herkesin bir ifade şekli var. Lelya'nın da en yalın hali, kendimi en yalın ifade edebildiğim bir halim herhalde flüt çalarken.

Zaten kendini ifade edeceği enstrümanı bulduysa, bu enstrüman derken sazdan da bahsetmiyorum. Orayı bir şekilde buluyor. Dağ köyündeki bir çocuk atlet olabiliyor, balerin bile olabiliyor.

Su akar yolunu bulur gibi. Batıda özellikle küçük çocukları enstrüman dolu bir odaya alıştırıyorlar. Gidiyor çocuk onu deniyor, gidiyor bunu deniyor. Kendine en uygunluğu mesela merak ediyor ve onu öğrenmek istiyor.

Siz?

Ben sosyal bir ailede büyüdüm. Bir sosyallik planıydı. Kafelerde, dışarıda değildi o zamanki yaşam İzmir'de. O zaman neydi, sosyallik? Yazlığa gitmekti. Aile buluşmalarıydı ya da operaya gitmekti, senfoniye gitmekti. Yani benim sosyal yaşamım buydu. Bunları takip ederdik. Kim gelmiş, işte Nazım'dır, şudur, budur. Senfoninin bütün konserlerini izlerdik. Sosyal bir yapım vardı. Bana pek çok olanak sundu ailem. Küçükken önce baleyle tanıştım. Sonra anladılar ki ben iri yapılı bir vücuda sahip olacağım. “Baleye çok uygun olmaz” dediler. Ondan sonra çocuk koronalarında çok söyledim, şeflik falan da yaptım. Sonra mandolin kursuna gittim. Onda da biraz küçükken daha cılız bir çocuktum. Daha zayıf bir çocuktum. Telli çalgılar bana çok uymadı. Orada da müzik öğretmenim blok flütü verdi elime. Blok flütü verince ben... Nefesim notalara dönüşüyordu falan. Beni böyle deli etti. Artık duyduğum her sesi çıkarmaya, flütümle çalmaya çalışıyordum. Bütün melodileri falan. Sonra hocam dedi ki “siz bu çocuğu konservatuara yönlendirin en iyisi.” 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda flütle başladım.

Peki sanat adına şu ana kadar ne yaptık? Bundan sonra projeler neler var?

Müzik yaptık. Şu ana kadar çok şey yaptık tabii. Yani profesyonel anlamda anlatmak gerekirse 1998’de Antalya'ya gelişimle beraber. Bu arada ben bireysel olarak memleket olayına takılmayanlardan biriyim. Doğum yerim Sivas aslında. Babamın askerliği vesilesiyle ben orada dünyaya gelmişim.

izmirin-antalyaya-armagani-flut-sanatcisi-lelya-bayramogullari

Sivas'ta kalsaydınız belki de bugün böyle olmayacaktı.

Belki bilmiyorum ki. 40 günlükken İzmir'e geliyorum. Orada büyüyorum, gelişiyorum. Konservatuvar. Arkasından Almanya'da master eğitimini yapıyorum. Sonra diyorlar ki “Antalya'ya da Devlet Senfoni Orkestrası açılıyor. Benim de babam TRT'den emekli, prodüktör. Ve benim bugün çocukluğum burada TRT Kampı'nda geçti. En güzel anılarım Antalya tabii ki. İzmir'e de tabii ki yakın, benziyor da. O yüzden eşimle beraber de aynı anda bir iş imkanı olarak geldik. Beraber sınavlara girdik. Sınavlara girdiğimizde de o yıl tek flüt sanatçısı aldılar. Daha o zaman opera falan da yok. 1994'te aslında oda orkestrası olarak kuruluyor. Türkiye'nin ilk kadın şefleriyle. İnce Özdil, Sıdıka Özdil’le. 1997'de senfoni orkestrasına dönüşüyor. Ondan sonra 1998'de de sınav açıyorlar. Şöyle ki Antalya Devlet Senfoni Orkestrası'nın müdürlüğü var. Fakat orkestra kadrosu yok. Ama o zamanın başarılı başkanı sağ olsun Hasan Subaşı'ndaki vizyona bakın. Belediyedeki bir şirketi sponsor olarak alıyor. ANTEPE şirketinin sponsorluğunda Devlet Senfoni Orkestrası yaşamına başlıyor. Böylelikle beni de Antalya Kadın Müzesi'ne, Antalya'nın ilk kadın flüt sanatçısı olarak koydular, yerleştirdiler.

Hasan Subaşı'nın hakkını teslim etmek gerekiyor. İsmail Baha Sürelsan’ı buraya getirmek, adına bir belediye bünyesinde konservatuar kurmak, belediye tiyatrosunu kurmak, o Müfit Kayacan’a, Mehmet Özgür’e yol açmak.

Bunlar hep onun vizyonuyla gelişen Antalya diye düşünüyorum. Hatta geldiğimde de ben çok etkilenmiştim. Çünkü çocukluktan sonra uzun bir süre gelmedim. Almanya'daydım. Geldiğimde müthiş gelişmişti Antalya. Otoparkı, otogarı... İnanamamıştım. İzmir'in çok kötüdür, çok pistir o otogarı. Otogara bir geldim. Mis gibi, Allah'ım havası güzel. Bir geldik AKM'ye. O zaman tabii 27 yıl önce. Harikaydı o parkın içinde.

Akustiği o dönemde epey övgü almıştı.

Akustiği güzel değildi maalesef. Çünkü konser salonu olarak yapılmamış orası. Onun ses mühendisleri gerekiyor. Ona göre yalıtımının yapılması gerekiyor. O zaman övgü düzülmüştü tabii. O zaman için konser salonu olarak değil, çok amaçlı bir kültür merkezi olarak yapılmış orası. Yine de çok güzel bir imkân...

Peki o zaman bir soru doğdu. Antalya'da şu anda akustiği çok güçlü, gerçekten çok elverişli bir salonumuz var değil mi?

Hayır yok. Antalya'da müthiş bir konser salonu eksikliği var. Zaten opera binamız da yok.

Ben çok iyi hatırlıyorum. Avni Anıl'ın bile, o salonun akustiğine, övgü düzlüğüne şahit olmuş birisi olarak şu anda çok şaşırdım.

Evet evet. Biz onlara tabii ses kabukları yaptık. Daha sonra senfoni orkestrası tarafından hem üst taraf kapandı hem arkalar. Ses daha kolay dönebilsin diye. Çünkü mikrofonlarla çalmamış Türk müziğinde belki. Onlardan faydalandıkları için iyi gelmiş. Tamamen sesin karşıya dönmesi lazım. Ama arkası çok açık, karşısı çok açık. Bunlar tabii ki hiç uygun değil yalıtım olarak.

&Önümüzde ne var?

Önümüzde bana çok ithaf edilen eserler oldu son yıllarda. Onları istiyorum ki bir albüm yapayım. Bunlar kayda geçsin. Aslında bunlar benim için değil. Yani bunlar Antalya'ya miras kalsın. Sonuçta Antalyalı bir sanatçıya ithaf edilen eserler. Bu eserlerin kayda geçmesini istiyorum. Bunun albümünü yapabilmeyi istiyorum. Ama tabii onun dışında sürekli yeni konserler, yeni festivaller, projeler, sosyal sorumluluk projelerim. Bu şekilde çalışmalarımız devam ediyor. Dediğim gibi bir de Antalya'mıza güzel bir uluslararası flüt festivali kazandırabilmek. Yani ben Peru'ya gittim. Uluslararası flüt festivalinin 43. yılını kutladılar ve ben giden ilk Türk sanatçıydım. Antalya'mızda niye yok, Türkiye'mizde niye yok? Bir kere İstanbul'da denendi, olmadı.

Aileler çocuklarını müziğe kanalize etmek için neler yapabilirler? Şimdi ben kendim yaşadım, bitirdim de. Sizin bu konuda yönlendirme tavsiyeniz ne olabilir?

Evet yani dünyada şu an bir slogan var. Her çocuk bir enstrüman çalmalı. Az önceki Avrupa örneğinden de yola çıkarak hani odaya çocuğu koymalı. Evet, her çocuk bir enstrüman çalmalı. Yani bu imkânı şu an herkes sağlayabilir. Ücretsiz belediye kursları var. O kadar çok imkân var ki. Onun dışında bilimsel olarak tabii ki bunlar kanıtlanmış müziğin zekanın gelişimine olan faydaları. Bebekken dinletmek, bebek müzikleri var. Bu şekilde yol alıp çocuklara birer seçenek sunmak, onlara birer fırsat vermek çok faydası olacaktır. Onların hem zekâ gelişimlerini hem ruhlarını hem düşüncelerini, enerjilerini besliyor.

Matematiğe bile etki yaptığını öğrenmiştik. Özellikle piyanonun sayısal bir enstrüman olduğu için.

Tabii müzik matematiği var. Evet, notanın bir matematiği var doğal olarak. Bunu tamamen kullanmak beyni, gözü, eli kullanarak daha çok yetenekleri geliştirmek diyebilirim. İleriki yaşlarda da alzheimer karşı da aynı şekilde faydası olduğu için ben şu an bu gönüllü projemi sürdürüyorum. 60 + Tazelenme'de gönüllü flüt hocalığı yapıyorum.

izmirin-antalyaya-armagani-flut-sanatcisi-lelya-bayramogullari

Aklımızda “Midas’ın kulakları” diye inleyen kamışlar, kulağımızda Lelya Bayramoğulları’nın Hayat Park’ta üflediği notalarla bitirdik söyleşiyi.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız