Kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası alanın en bağlayıcı metinlerinden biri kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihinde resmen yürürlüğe girerek uluslararası hukukta tarihi bir dönüm noktası oluşturmuştu. Yürürlüğe girdiği tarihten bu yana küresel ölçekte referans metin kabul edilen sözleşme; getirdiği yükümlülükler, koruma mekanizmaları ve tarihsel süreciyle önemini koruyor.
1 Ağustos 2014: Uluslararası Hukukta Yürürlük Dönemeci
Tam adı "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan metin, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açıldı. Yeterli sayıda ülkenin parlamentolarından geçerek onaylanmasının ardından sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihi itibarıyla uluslararası alanda resmen yürürlüğe girdi. Bu tarih, kadına yönelik şiddetin küresel ölçekte bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık türü olarak hukuki yaptırıma bağlandığı anahtar bir milat olarak kayıtlara geçti.
Şiddeti Kaynağında Engellemeye Yönelik Bütüncül Yaklaşım
Sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle birlikte taraf devletler için şiddeti henüz ortaya çıkmadan engelleme yükümlülüğü doğdu. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin artırılması, kalıplaşmış rollerin ve geleneksel önyargıların kırılması hedeflendi. Eğitim müfredatlarından kamuoyu farkındalık kampanyalarına kadar geniş bir yelpazede önleyici tedbirlerin alınması devlet politikası haline getirildi.
Mağdur Hakları ve 24 Saat Kesintisiz Koruma
Şiddet tehdidi altındaki veya şiddete maruz kalmış bireylerin korunması, sözleşmenin en somut uygulama alanlarından birini oluşturuyor. Taraf devletlerin mağdurlara 7/24 esasına göre çalışan ücretsiz acil yardım hatları, yeterli sayıda sığınma evi, hukuki danışmanlık ve psikolojik destek sağlaması öngörülüyor. Ayrıca failler hakkında gecikmeksizin uzaklaştırma ve koruma kararlarının uygulanması bu hukuki çerçevenin temelini oluşturuyor.
Etkin Yargılama ve Cezasızlıkla Mücadele
Sözleşme, şiddet eylemlerinin cezasız kalmaması adına adli süreçlerin etkin biçimde işletilmesini şart koşuyor. Fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik şiddet, cinsel taciz, tecavüz, ısrarlı takip ve zorla evlendirme gibi eylemlerin suç kabul edilmesi isteniyor. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında mağdur ile fail arasında zorunlu uzlaştırma veya arabuluculuk alternatiflerinin uygulanması yasaklanarak adil yargılama ortamı güvence altına alınıyor.
Töre ve Gelenek Bahanesine Hukuki Engel
İstanbul Sözleşmesi'nin öne çıkan en kritik ilkelerinden biri, şiddet vakalarında "namus", "töre" veya "gelenek" gibi gerekçelerin ceza indirimi sebebi sayılmasına izin vermemesi olarak dikkat çekiyor. Bununla birlikte sözleşme; sunulan tüm koruma ve destek hizmetlerinin ırk, din, dil, siyasi görüş veya cinsel yönelim ayrımı gözetilmeksizin herkes için eşit ve erişilebilir olmasını hükme bağlıyor.
Türkiye'deki Tarihsel Süreç ve 6284 Sayılı Kanun
Sözleşmeyi 2011 yılında ilk imzalayan ve parlamentosunda onaylayan ülke Türkiye oldu. Sözleşme hükümleri temel alınarak 2012 yılında iç hukukta 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarıldı ve ardından sözleşme 1 Ağustos 2014'te uluslararası düzeyde yürürlüğe girdi.
Mart 2021'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türkiye'nin sözleşmeden çekildiği duyuruldu ve ayrılık kararı Temmuz 2021'de resmiyet kazandı. Türkiye sözleşmeden ayrılmış olsa da, sözleşmenin yürürlük döneminde hazırlanan 6284 Sayılı Kanun iç hukukta kadına karşı şiddetle mücadelenin ana hukuki dayanağı olarak yürürlükte kalmaya devam ediyor.