İstanbul Valiliği’nin sokak hayvanlarıyla ilgili aldığı “besleme yasağı” kararı, hukuk çevreleri ve hayvan hakları savunucuları arasında yoğun tartışma yarattı. Karara ilk resmi tepki İstanbul Barosu’ndan geldi. Baro, söz konusu düzenlemenin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için dava açıldığını duyurdu.
Valilikten Kaymakamlıklara ve Güvenlik Birimlerine Yazı: "Beslemeyi Engelleyin"
Valilik, 2 Temmuz 2025 tarihli İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantısının 5. maddesine dayanarak tüm kaymakamlıklara, emniyet müdürlüklerine ve jandarma komutanlıklarına bir yazı gönderdi.
Yazıda, sahipsiz köpeklerin “kontrolsüz şekilde beslenmesinin halk sağlığını tehdit ettiği” savunuldu ve bu tür beslemelerin engellenmesi talep edildi.
Gerekçe olarak haşere ve kemirgen popülasyonundaki artış, çevresel kirlilik ve kamu düzeninin korunması gösterildi. Valilik, bazı bölgelerde “kontrolsüz beslemeye izin verilmemesi” yönünde uygulama istedi.
İstanbul Barosu: “Besleme Yasağı Hukuka Aykırıdır”
Kararın duyulmasının ardından İstanbul Barosu harekete geçti. Baro, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, valilik kararının hukukla bağdaşmadığını belirterek idari yargıda dava açtığını duyurdu.
Baronun açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“BESLEMENİN ENGELLENMESİ HUKUKA AYKIRIDIR. İstanbul Valiliğinin sokak hayvanlarının beslenmesini yasaklamaya yönelik kararının iptali için dava açtık.”
“Yetki Gaspıdır, Yok Hükmündedir”
İstanbul Barosu, kararın hukuki dayanağının bulunmadığını, ilgili düzenlemenin “yetki gaspı niteliğinde olduğunu ve yok hükmünde sayılması gerektiğini” savundu.
Baro, idarenin sokak hayvanlarının beslenmesini tamamen engelleme yetkisine sahip olmadığını vurgulayarak uygulamanın hayvan hakları bakımından ciddi bir ihlal niteliği taşıdığını belirtti.
Barodan Yurttaşlara Çağrı: “Bir Kap Su, Bir Kap Mama Bırakın”
Baro açıklamasında toplumsal dayanışmaya da dikkat çekildi. Tüm yurttaşlara çağrı yapılarak,
“Sokaklara bir kap su, bir kap mama bırakın” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, sokak hayvanlarının beslenmesinin yalnızca bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda toplum sağlığıyla da doğrudan ilişkili olduğu hatırlatıldı.