Aydın’da özel bir eğitim kurumunda, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş’ın oğlunun okula silah getirdiği ve öğrencilerin başına dayadığı iddialarını resmi CİMER şikayetlerine dayanarak haberleştiren gazeteci Yelis Ayaz, 15 Mayıs 2026 Cuma günü sabah saatlerinde gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Ayaz, çıkarıldığı mahkemece Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 217/A maddesi uyarınca "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (dezenformasyon)" suçlamasıyla yıldırım hızıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Cezaevinden Köşe Yazısı
Bugün itibarıyla 4 gündür tutuklu bulunan gazeteci Yelis Ayaz, parmaklıklar arkasından kaleme aldığı köşe yazısıyla yaşanan hukuki tezatları ve olayın perde arkasını kamuoyuyla paylaştı. Yazısına "Bu satırları gökyüzünü tellerin arasından görebildiğim cezaevinden yazıyorum" sözleriyle başlayan Ayaz, kamuoyunun en çok merak ettiği soruları yanıtladı.
“Bilgi Yok Demiştik Ama CİMER Şikayetleri Gelmiş”
Ayaz, cezaevinden gönderdiği köşe yazısında konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ayaz şunlara değindi:
"Aydınpost’ta malum haberin çıkmasından önce zaten konu yerel basında gündeme gelmişti. Ben de konuyu iddialar olarak köşe yazıma taşımıştım. Bu köşe yazısı nedeniyle gözaltına alındım, hakkımda 'yalan haberi yaymak' suçlaması ile dava açıldı. Gözaltına alındığım haberi çıkınca sosyal medyadan bir veli bana ulaştı. Olayı anlattı ve milletvekili çocuğu olduğu için olayın üstünün örtüldüğünü aktardı. Dava dosyalarını incelerken CİMER şikayetlerini gördüm. Önce olayla ilgili kayıt yok diye bilgi veren İl Milli Eğitim Müdürlüğü daha sonra 'bilgi yok demiştik ama CİMER şikayetleri gelmiş' mealinde bir üst yazı ile sisteme CİMER şikayetlerini ve bir fotoğraf eklemişti.
CİMER şikayetleri o sınıfta öğrenim gören 4 öğrenci ve 1 veli olmak üzere toplam 5 evraktı. Tamamı olayın doğru olduğunu anlatıyor, 'can güvenliğimiz yok' diyor, okul yönetiminin olayı örtbas ettiğini ifade ediyor, silahlı öğrencinin bazı öğrencilerin başına silah dayadığını ve bu anların fotoğraflandığını söylüyor, kurumlardan yardım talep ediyordu. Fotoğrafı dikkatlice inceledim, açık kaynaklardan Seda Sarıbaş’ın oğlunun en güncel ve yüzü en net fotoğrafını buldum. O fotoğrafı yayınlamadım. Sonuçta 18 yaşının altında bir çocuk fotoğrafı. Ancak er geç o fotoğraf kamuoyuna ulaşacak diye tahmin ediyorum. Yaptığım haber resmi evraka, şahitlere ve bir fotoğrafa dayanıyordu. Başyapıt niteliğindeki bu belgelerle yapmam gerekeni, mesleğime yakışanı yaptım ve haberi yayınladım."
"Şikayetçi Öğrencilerin İfadesi Alınmadı, Suçlanan Okula Soruldu"
Savcılığın ve Başsavcılık açıklamasının çelişkilerle dolu olduğunu belirten Ayaz, okul yönetiminin korunmaya çalışıldığını ifade ederek savunmasını detaylarla sürdürdü:
"Başsavcılık açıklaması tarihi bir vesikadır. CİMER başvurularının beni suçtan korumaya yönelik yapıldığını, yani sahte olduğunu ima ediyorlar. Ortalama zekaya sahip birine sorsak bile bu çıkarımı yapmadan önce CİMER başvurusunda bulunan öğrenciler ve velinin ifadesinin alınması gerektiğini bilir. Fakat başvuru sahiplerinin ifadesi alınmadı. Savcılık bu şikayetlerin gerçek dışı olduğuna peşinen hükmetti. Şikayeti yapan öğrencilere hiçbir soru sormayan savcılık, silahın boncuk tabancası olduğunu pek çabuk tespit etmiş. Silah boncuk mu atar mermi mi atar orasını bilemem...
Peki savcılık kime soruyor bu olay yaşandı mı diye? Öğrenci ve velilerin 'can güvenliğimizi sağlayamıyor, olayı örtbas ediyor' diye suçladığı okul yönetimine. Yani zaten şüpheli durumunda olması gereken kuruma soruyorlar. Olayı şikayet edenlerin ifadesi alınmadan yıldırım hızıyla tutuklandım. Bir gazeteci gerçeğin peşine düştüğü için pişman olmaya başlarsa, toplumun haber alma hakkı da sessizce ölür. Bugün demir kapıların arkasındayım ama vicdanım özgür. Asıl korkulması gereken şey, bir gazetecinin değil; toplumun gerçeği konuşmaktan vazgeçmesidir."
Ayaz yazısını, "Bu olayda öğrenci velisi milletvekili değil de sıradan bir vatandaş olsaydı tutuklanır mıydım? Eğer şikâyet edilen kişi güçlü bir siyasi figürün yakını değil de sıradan bir öğrenci olsaydı, öğrencilerin ve velilerin ifadeleri alınmadan bu kadar hızlı 'olay yok' sonucuna varılır mıydı?" sorularıyla noktaladı.
Uluslararası Basın Örgütleri ve Meslektaşlarından Çığ Gibi Tepki
Yelis Ayaz’ın resmi evraklara dayanan haberi nedeniyle hapse atılması, basın dünyasında büyük bir infiale yol açtı. Destek mesajları ve kınama açıklamaları peş peşe geldi.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF): "Keyfi Tutuklama Kabul Edilemez"
Uluslararası basın özgürlüğü kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, yayınladığı bildiriyle tutuklama kararını sert bir dille kınadı:
"Muktedirlerle ilgili boyutu olan her bir haberden gazeteciyi 'dezenformasyon'dan tutuklamak ve gündeme müdahale etmek yargının endişe verici bir alışkanlığı haline geldi. Aydın’da gazeteci Yelis Ayaz’a yönelik keyfi tutuklama da kabul edilemez!"
İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC): "Susturma Değil, İddialar Araştırılmalı"
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi de tutuklama kararının basın ve ifade özgürlüğü açısından bir kara leke olduğunu vurguladı:
"Gazetecilerin görevi kamuoyunu ilgilendiren iddiaları, şikayetleri ve gelişmeleri kamu yararı çerçevesinde araştırmak ve aktarmaktır. CİMER’e yapılan başvuruların haberleştirilmesi gazetecilik faaliyetinin doğal bir parçasıdır. Gazetecinin susturulması değil, iddiaların detaylı şekilde soruşturulması gerekir. Aydın’da gerçekleşen bu tutuklamayı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Verilen kararın yeniden değerlendirilmesini bekliyoruz."
Usta Gazetecilerden Ortak Mesaj: "Seni Kalbimden Öpüyorum"
Gazeteci Ahmet Nesin, Ayaz’ın cezaevi mektubundaki "Eğer bir gazeteci gerçeğin peşinden koşmaktan pişman olmaya başlarsa, toplumun bilgiye erişim hakkı da sessizce ölür" sözlerini alıntılayarak, "Seni kalbimden öpüyorum kardeşim" ifadeleriyle meslektaşına destek verdi. Gazeteci Serdar Öztürk de aynı dayanışma mesajını paylaşarak tutukluluğa tepki gösteren isimler arasında yer aldı.
Sosyal medyada çığ gibi büyüyen destek kampanyalarıyla birlikte, Aydınpost platformu üzerinden örgütlenen çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve vatandaş, basın özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğunu hatırlatarak Yelis Ayaz'ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyor. Olayla ilgili hukuki süreç ve gözlerin çevrildiği davanın yankıları sürüyor.
