Anadolu'nun kadim konargöçer kültürünün son temsilcilerinden Sarıkeçili Yörükleri, modern çağın getirdiği teknolojik dönüşüme rağmen asırlık geleneklerini sürdürüyor.
Kış mevsimini Akdeniz sahillerinde, Mersin'in Aydıncık ilçesinde geçiren, yaz aylarında ise zorlu dağ yollarını aşarak Konya'nın Hadim ilçesindeki Aladağ Mantarlık Yaylası'na göç eden 73 yaşındaki "Kuş Ali" lakaplı Ali Uçar, çocukluğundan bu yana aynı rotada gidip geliyor.
Sarıkeçili obasında devecilik geleneğini yaşatan tek kişi olarak kalan Uçar, tüm zorluklara göğüs gererek kültürün yok olmaması için direniyor.
Çocukluğundan beri konargöçer hayatın içinde bulunan ve 15 yaşından bu yana develerle ilgilenen Uçar, deveciliğin kendisine atalarından miras kaldığını ve bu bağı asla koparmadığını belirtti.
Yörüklerin birer birer modern araçlara yöneldiğini aktaran Uçar, "Ben 15 yaşından beri develerle uğraşıyorum. Bu bana atalarımdan kalan bir meslek. Develere karşı ayrı bir sevgim var. Bizim Yörüklerde eskiden develer çoktu. Herkes şimdi arabalara, traktörlere döndü. Develeri sattılar. Şu anda sadece bende kaldı. Bende de 10'dan fazla deve var. Onlardan vazgeçmem mümkün değil" dedi.
"Son Kalan Nesil Benim"
Sarıkeçililer arasında bu kadim bağı sürdüren son kişi olduğunu vurgulayan emektar Yörük, "Bu meslek atalarımızdan, dedelerimizden kalan bir meslek. Bu geleneğimizi yaşatmak için çaba sarf ediyoruz. Biz de yaşlandık. Bir gün biz de bu mesleği bırakacağız ama ne zaman bırakacağımızı Allah bilir. Develeri çok seviyorum. Ölünceye kadar atalarımızdan kalan bu geleneğimizi sürdürmeye devam edeceğim. Son kalan nesil de benim" ifadelerini kullandı.
6 Aylık Yayla Seferi
Mersin ile Konya arasındaki yolculuk, doğanın uyanışıyla birlikte her yıl Nisan ayında başlıyor. Hava şartlarına göre Mayıs ayının başlarında Aladağ Mantarlık Yaylası'na ulaşan Yörükler, yaklaşık 6 ay boyunca yaylada konaklıyor. Uçar göç takvimini, "Yaylaya yolculuğumuz Nisan ayının başında başlar. Hava şartlarına göre Mayıs ayının başlarında konaklama yerindeki yaylaya varırız. Burada hava şartlarına göre yaklaşık 6 ay kalırız. Duruma göre Ekim veya Kasım ayında dönüşümüz başlar. Bu da hava şartlarına göre değişir" diyerek özetledi.
Taşıma işini traktörlerle çözdüklerini belirten Uçar, "Eskiden yaylaya giderken develere yüklerimizi sarardık. Şimdi yükte kullanmıyoruz. Yüklerimizi traktörle götürüyoruz. Diğer yörüklerimizde develer kalmadı" dedi.
Buna karşın develerin değerini koruduğunu ekleyen Uçar, "Devenin alıcısı çok olur. Bazen adaklık, kurbanlık alırlar. Bazıları da turistik yerlere alırlar. Deven olsa satılır" bilgisini paylaştı.
Dağların Dayanıklı Yoldaşı Kıl Keçisi
Sarp Toros dağlarında hayatta kalmanın en temel kuralı doğaya uyum sağlamaktan geçiyor. Hayvancılıkta geçmişte koyun beslense de arazi şartlarına en iyi uyum sağlayan hayvanın keçi olduğunu ifade eden Uçar, "Sarıkeçili yörüklerinde kıl keçisi olur. Eskiden koyun vardı ama ondan vazgeçtiler. Çünkü göçlerde en dayanıklı keçi oluyor" dedi.
Yörük kültürünün en önemli simgesi ve barınağı olan kıl çadırlar ise ailenin vazgeçilmez sığınağı konumunda bulunuyor. Her konaklama alanında çadırlarını dakikalar içinde kurduklarını belirten Uçar, "Kıl çadır olmazsa olmaz. Biz kıl çadır olmadan yaşayamayız. Her konduğumuz yere kıl çadırı kurarız. Kıl çadırı kurmak çok kolaydır. Biz beş dakikada çadırı hemen kurarız. Kıl çadır olmadan yaşayamayız. Çünkü bu bizim geleneğimiz, göreneğimizdir" açıklamasını yaptı.
"Evimiz Olsa da İçinde Bir Gün Bile Yatmıyoruz"
Ali Uçar'ın 70 yaşındaki hayat arkadaşı Hatice Uçar da doğduğu günden bu yana aynı göçebe yazgıyı paylaşıyor. Çocuklarını kıl çadırların altında büyüten Hatice Uçar, yerleşik bir düzen yerine sürünün peşinde geçen hayatın zorluklarını ve bağımlılığını dile getirdi.
Çadırdan kopamadıklarını anlatan Hatice Uçar, "Ben de yörük kızıyım. Doğduğumdan beri konargöçer hayat yaşıyorum. Kıl çadırda yatıp kıl çadırda kalkıyorum. Çocuklarımı kıl çadırlarda büyüttüm. Evimiz olsa da evimizde kalamıyoruz. Bu mallar olduğu sürece konargöçer hayat yaşıyoruz. Bu çadırın içinde yaşamak zorundayız" diye konuştu.
Kışın Bozyazı ve Mut taraflarında bulunsalar dahi dört duvar arasına giremediklerini belirten Hatice Uçar, şehir hayatına tamamen yabancı kaldıklarını şu sözlerle vurguladı:
"Yayladan Bozyazı ilçesine inince de yine kıl çadırda yaşamaya devam ediyoruz. Ev yüzü görmüyoruz. Dağın başında yaşıyoruz. Mut ilçesinde evimiz olsa da içinde bir gün bile yatmıyoruz. Evimiz olsa ne olacak? Bir yere gidip oturamıyoruz. Keçiler olunca onların başından ayrılmıyoruz. Bir şehre inemiyoruz. Her zaman dağın başındayız. Bizimki de böyle."
Sürü Hastalıkta Bile Durmuyor
Zorlukların zamanla günlük rutine dönüştüğünü anlatan Hatice Uçar, "Konargöçer hayatta hayvancılık tabii ki zor. Zor da olsa biz alışkın olduğumuz için bize kolay. Böyle doğduk, böyle yaşıyoruz. Sürekli bunun içinde olunca biz alışıyoruz. Tabii ki bilmeyene çok zor gelir" tespitinde bulundu.
Hayvanların bakımının taviz vermediğini ve sağlık sorunlarında bile yerlerinden ayrılamadıklarını belirten Uçar, "Hasta olsak bir yere gidemiyoruz. Malları koyup gidemiyoruz. ‘Bugün, yarın iyi oluruz' diyoruz. Hayvanları bırakıp gidemiyoruz" dedi.
Köklerinin tamamen bu geleneğe bağlı olduğunu hatırlatan Hatice Uçar, "Babam da yörüktü. Yörük kızıyım. Evlendim, eşim de yörük. Doğduğumdan beri konargöçer hayat yaşıyorum" diyerek göç sahasındaki yalnızlaşmaya da dikkat çekti.
Yaylalarda hayvanları yalnızca ormanın izin verdiği sahalarda otlatabildiklerini belirten Uçar, "Yaylada hayvanlarımızı ormanın izin verdiği bölgelerde otlatıyoruz konargöçer yörükler farklı bölgelere dağıldı. Bir yerde başka akrabalarımız olmaz. Herkes farklı bölgelere gider" ifadelerini kullandı.