Peki bunca yıllık süreçte kahve hep baş tacı edilip, Sultan sofralarından en tabandaki sohbetlere kadar keyif içinde, keyfi alem için mi tüketildi.

Hiçte öyle göstermiyor tarih sayfaları. Sevgili büyüğüm Arif Uğur Tan kahveyle ilgili yazı hazırladığımı öğrendiği günden sonra ciddi anlamda döküman desteği sağladı. Son olarak bana, tarihte uygulanan kahve yasaklarıyla ilgili bir döküman gönderdi.
-Tarihteki İlginç Kahve Yasakları-
Sufi dervişleri 16. Yüzyılın başlarında, akşam dualarında uyanık kalabilmek için, kahve içmeye başlamışlardır. Hem kendileri hem de civardaki diğer insanlar bu duaların katılımcısı olduğundan kahvenin etkilerini görmüşlerdir ve bu insanlar kahveyi dergâhtan evlerine getirerek günlük yaşamlarına entegre etmeye başlamışlardır.
1511 yılında Mekke valisi olan Hayır Bey kahvehanelerin seküler bir isyanın merkezi olmasından korkarak tüm kahvehanelerin kapatılması sağlamıştır. Kahve içerken veya satarken yakalanan kişilerin cezası ise dövülmekti.
1535 yılında kahveye getirilen eleştirilerin dini yönden beslendiği kaynak ise Hanefilik ve sarhoşluğun yasak olmasıydı. Bu kaynaklara dayanarak kahvenin tekrardan yasaklanmasına zemin hazırlanmaya çalışılmaktaydı.
Kahve 1660 yılı civarında İngiltere’ye ulaştığında ise kahvehaneler siyasi konuşma ve sosyalleşme amacı olanlar için toplanma noktası haline gelmiştir. Tavernalarla mücadeleye girmişlerdir ve hatta bir kısmı kahve konusunda Türkleri suçlamıştır. 1663 yılında kahve içenlerin Türklere dönüştüğü bile iddia edilmiştir.
17. yüzyılda kadınlar bile kahveye karşı çıkmıştır, ilk açılan kahvehanelerin erkeklere yönelik olmasından dolayı kocalarına zarar verdiğini öne sürerek kahveyi yasaklatmaya çalışmışlardır.
Tarihteki diğer en ilginç kahve yasaklarına gelince ise;
Kahve Avrupa’ya 16. yüzyılda geldiğinde din adamları kahveyi şeytani olarak nitelendirmiş ve yasaklamaya çalışmıştır. Ancak Papa Clement VIII tadına bakmış, lezzetli bulmuş ve kahveyi vaftiz etmiştir.

Yasaklarıyla ünlü 4. Murat ise içki ve sigara dışında kahveyi de yasaklamıştır. Kahve içmenin veya satmanın cezası ilk sefer için dövülmekti. İkinci sefer için ise deri bir çuvala konularak denize atılmaktı.
İsveç ise kahveyi 1746 yılında yasaklamıştır. Devlet kahve dışında kahve fincanlarına ve alakalı ekipmanlara da el koymuştur. Kral Gustav III ise hüküm giymiş katillere ceza olarak kahve içirilmesi emrini vermiştir.
Evet bitiriyoruz. Son vuruşu yapalım. Korkuteli'nde yazlıkta olan kayınvalideme giderken kavrulmuş kahvemizi ve değirmenimizi de götürdük. Kayınvalidem "kahveyi sen mi kavurdun?" dedi. "Evet" deyince "tereyagı koydun mu?" diye sordu. Ben tepetakla. Tam yazı bitti derken başka yere verildi, yerel kültür girdi devreye.
Hemen internetten aramaya başladım. Evet, bazı Asya ülkelerde kahve kavururken tereyağı kullanılıyor, bu da kahvenin kendi yağını içinde tutarak daha tok bir lezzet almamızı sağlıyor. Ama uzmanlar tereyağında kavrulan kahvenin endüstriyel kahve gibi uzun ömürlü olmadığını kısa sürede tüketilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Daha başka bir şey daha öğrendim. Bir yorumcu Demre'de yaşlı bir teyzenin kendilerine tereyağında kahve kavurduğunu ve çok lezzetli olduğunu yazmıştı. Demre'de malum abimiz Ahmet Bulut'un ailesi ile halâ bir aile gibiyiz. Hemen kızını aradım. Şerife yengemden bilgi almak için. Daha ben cümlemi tamamlamadan birliktelermiş, Serpil annesine sordu o da teyitledi az bir tereyağı koyarak kahveyi kavurduklarını. Ne yaptık? gittik, aldık taze kahveyi, tereyağını gittik kayınvalidemize. Tereyağında kahveyi kavurduk, değirmende öğüttük ve içtik. Farkı gördük. Tok, yumuşak ama çok fazla bekletmemek gerektiğini altını çizdik.
Şimdilik burada bitiriyoruz. Kim bilir bunca yıldır popüleritesini hiç kaybetmeyen kahve belki bizim de yazılarımızda, sayfalarımızda yer bulmaya devam edecektir.
Sabırla okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
