Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 3 maddesi daha kabul edildi. Böylece teklifin toplam 8 maddesi Meclis’ten geçti. Teklif, doğa koruma alanlarının idari ve mali yapısında önemli değişiklikler öngörürken, düzenlemeye yönelik eleştiriler de gündeme geldi. Akdeniz Gerçek'e açıklama yapan Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Genel Merkez Y. Yönetim Kurulu Üyesi ve önceki dönem Antalya Şehir Plancıları Odası Şube Başkanı Funda Yörük, teklifin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını söyledi.

“YAPISAL BİR DÖNÜŞÜM NİTELİĞİNDE”
Yörük, “TBMM gündeminde bulunan Milli Parklar Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngören teklif, yalnızca teknik bir mevzuat düzenlemesi değil; doğa koruma anlayışını ve kurumsal yapıyı köklü biçimde değiştirebilecek nitelikte yapısal bir dönüşümdür. Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü’nün özel bütçeli ve döner sermayeli bir yapıya dönüştürülerek gelir üretme yükümlülüğü altına sokulması, koruma önceliğinin yerini ekonomik beklentilere bırakması riskini doğurmaktadır" diye konuştu.

“ANTALYA YATIRIM BASKISIYLA KARŞI KARŞIYA”
Antalya’nın milli parkları ve tabiat alanları açısından kritik bir konumda olduğunu vurgulayan Yörük, düzenlemenin özellikle turizm baskısının yoğun olduğu kentlerde sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Yörük, “Antalya; millî parkları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları ve zengin biyolojik çeşitliliği ile ülkemizin en önemli doğa mirası kentlerinden biridir. Bu alanlar yalnızca turizm potansiyeli taşıyan mekânlar değil; ekolojik bütünlüğün, doğal yaşamın ve kamusal sorumluluğun güvencesidir" dedi.

“KORUMA ALANLARI GELİR KALEMİNE DÖNÜŞEBİLİR”
Teklifte yer alan kiralama, tahsis ve tesisleşme düzenlemelerine dikkat çeken Yörük, kamu yararı kavramının sınırlarının belirsizliğine işaret etti. Yörük, “Korunan alanlarda kiralama, tahsis, tesisleşme ve çeşitli kullanım izinlerinin kurumsal gelir kaynağına dönüştürülmesi; Antalya gibi turizm ve yatırım baskısının yoğun olduğu bir kentte doğal alanların daha fazla yapılaşma ve kullanım baskısı ile karşı karşıya kalmasına neden olabilecektir. ‘Kamu yararı ve zaruret’ gibi sınırları belirsiz kavramlarla ulaşım, enerji ve altyapı yatırımlarına geniş izinler verilebilmesi koruma-kullanma dengesini zedeleme riski taşımaktadır" diye konuştu.

“KORUMA POLİTİKALARI PİYASA HEDEFİNE GÖRE BELİRLENEMEZ”
Yörük, korunan alanların asli amacının gelir üretmek olmadığını vurguladı. Yörük, “Koruma alanları kamu bütçesine kaynak sağlayan ekonomik varlıklar değil; gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuz olan ortak doğal mirasımızdır. Koruma politikaları piyasa ve gelir hedeflerine göre değil; bilimsel esaslara, planlama ilkelerine ve kamu yararına göre belirlenmelidir" ifadelerini kullandı.

“DOĞA KORUMA PİYASA FAALİYETİ DEĞİLDİR”
Teklifin mali ve idari yönlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yörük, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Antalya’nın doğal alanları kısa vadeli ekonomik beklentilere dayalı kullanım kararlarına konu edilmemelidir. Koruma kurumlarının gelir üretmeye zorlandığı bir sistemde daha fazla tesis, daha fazla tahsis ve daha fazla kullanım baskısının oluşması kaçınılmazdır. Bu durum telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir. Doğa koruma bir piyasa faaliyeti değildir. Antalya’nın doğası, gelir odaklı bir yapılanmaya teslim edilemez.”