Konyaaltı Belediyesi Ana Hizmet Binası Feslikan Salonu’nda düzenlenen panel, saat 14.00’te yoğun katılımla başladı. Antalya Barosu ile iş birliği içerisinde gerçekleştirilen etkinlikte, Avukat Hülya Gülbahar’ın kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddetle mücadele konularındaki görüşleri ile deneyimleri büyük ilgi gördü. Etkinliğe Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necla Öztürk, eski milletvekili Tuncay Ercenk, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya İl Kadın Kolları Başkanı Necla İnci Bayrak, CHP Konyaaltı İlçe Başkanı Demet Gündüz, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve avukatlar katıldı.


“MÜCADELEYİ KENETLENEREK, BÜYÜYEREK VERİYORUZ”
Antalya Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Ayşegül Tarakçı Bulut, kadın mücadelesinin tarihsel çerçevesine değinerek “1960 yılında Mirabal kardeşlerin başlattığı o mücadelenin, o kelebek etkisini belki hala verdiğimiz tüm mücadeleleri 2025 yılında hala birlikte ve çoğalarak veriyor olmanın aslında mutluluğu içerisindeyim. Biz kadınlar hala bu mücadeleyi birlikte kenetlenerek veriyoruz, çoğalarak veriyoruz. En önemlisi, değerli Hülya Hanım, iyi ki bugün burada. Bugünün sonunda belki bu mücadeledeki o etkiyi çoğaltacak ve güçlendirecek, umudu da bize verecek” ifadelerini kullandı.

“EŞİTLİK YERELDE BAŞLAR”
Konyaaltı Belediye Başkan Yardımcısı Av. Müge Gezginci Ünsal ise “Sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyoruz, gurur duyuyoruz. Eşitlik yerelde başlar diye çıktığımız yolda, ‘belediyeler olarak neler yapabiliriz? Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadın hakları, çocuk hakları, engelli ve yaşlı hakları anlamında neler yapabiliriz hep birlikte?’ Bunun için yolda çıktık. Geçtiğimiz yılda eşitlik birimimizi kurduk. Eşitlik birimimizin çatısı altında, üniversiteden hocalarımızla da bir çalıştay düzenledik. Biz diyoruz ki kadına yönelik şiddet politiktir. Bizi onurlandıran Sayın Avukat Hülya Gülbahar, kendisi köy köy Anadolu'yu toprak toprak, sokak sokak gezerek bu alanda çok güzel çalışmalar yaptı. Bize de örnek olması için, kendisi buraya davet ettik, kabul ettiği için çok teşekkür ediyoruz. Bizler mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. Ünsal sözlerini, İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşayacak” diyerek bitirdi.

“DÜNYA KADIN HAREKETİ BUNU DEĞİŞTİRDİ”
Ardından konuşması için sahneye davet edilen Avukat Hülya Gülbahar, kadına yönelik şiddetin tarihinden toplumsal, hukuki ve politik yönlerine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Gülbahar, kadına yönelik şiddetin hukuki olarak tanınmasının çok yeni olduğuna dikkat çekerek:
“O kadar yeni ki… Kadına karşı şiddetin uluslararası sözleşmelere ‘kınanan’ bir şey olarak girmesi çok yakın bir tarihe ait.” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler’in kadın haklarına ilişkin temel sözleşmelerini hatırlatan Gülbahar, CEDAW’ın (Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) ilk kabul edildiğinde şiddetin özel bir sorun olarak görüldüğünü vurguladı. Gülbahar, “CEDAW’ın içinde şiddet yoktu. Çünkü 1980’lerde kadına karşı şiddet hâlâ özel alan sorunu olarak düşünülüyordu. Dünya kadın hareketi bunu değiştirdi” dedi.
1993 BM Kadına Karşı Şiddet Bildirisi’nin önemine değinen Gülbahar, bildirinin kısa ama sarsıcı niteliğini şöyle anlatarak “İlk kez uluslararası bir belge, kadına karşı şiddetin toplumsal bir sorun olduğunu ve toplumsal kaynak ayrılarak çözülebileceğini söyledi” diye konuştu.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YERLİ VE MİLLİDİR”
İstanbul Sözleşmesi’nin ortaya çıkışını aktaran Gülbahar, Türkiye kadın hareketinin bu süreçte belirleyici olduğunu belirtti. “Yerli ve milli bir şey varsa, uluslararası sözleşmeler içinde o İstanbul Sözleşmesi’dir. Çünkü daha fikir aşamasından itibaren içindeydik. Mücadele ettik, katkı sunduk” diyen Gülbahar, sözleşmenin kapsamının tartışıldığı uluslararası bir toplantıya gönderme yaptı. Gülbahar, “Aile içi şiddetle sınırlı mı olsun, yoksa bütün şiddet biçimlerini mi kapsasın tartışması yapıldı. Bazı delegeler daraltmak istedi ama mücadeleyle geniş kapsam sağlandı” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olmasına da değinerek, “İstanbul’da imzaya açıldığı için bu sözleşmenin adı İstanbul Sözleşmesi oldu ve dünya yüzünden şiddet silinene kadar da böyle anılacak” ifadelerini kullandı. Gülbahar, Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararına rağmen iç hukuktaki bağlayıcılığın sürdüğünü açıkça ifade etti:
“İstanbul Sözleşmesi yürürlükte arkadaşlar. 6284 yürürlükte. Anayasa’nın 90. maddesi gereği sözleşmenin uygulanabilir hükümleri tüm kanunlara işlemiştir. Bunlar geri alınamaz.”
“BELEDİYELER SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMİYOR”
Av. Gülbahar, yerel yönetimler, kurumlar ve siyasi partilerin de sorumluluğu olduğunu hatırlattı:
“İstanbul Sözleşmesi sadece merkezi iktidarı bağlamıyor. Belediyeleri, üniversiteleri, tüm kamu kurumlarını bağlıyor. Topu iktidara atmak kolay; herkes yükümlü.”
Gülbahar, Türkiye’de belediyelerin sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğini belirterek eleştirilerde bulunarak “Nüfusu 100 bini geçen bütün belediyelerin sığınak açması gerekiyor. Ama birçok muhalif belediyede bile sığınak yok. Önce herkes kendi kapısının önünü süpürecek” dedi.
Konuşmasını Türkiye’de kadınlar için tecavüz kriz merkezi olmamasını eleştirerek “Avrupa Konseyi her 200 bin nüfusa bir kriz merkezi öneriyor. Türkiye’de bir tane bile yok. Bu kabul edilemez” sözleriyle bitirdi.