Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "depreme yetersiz" ve "depo alanı yetersiz" olduğu gerekçesiyle yıkım kararı alınan Antalya Arkeoloji Müzesi’nin kapatılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Müzenin yıkılmasına karşı çıkan "Müze Savunucuları", mücadelenin birinci yıl dönümünde eski müze alanı önünde yeniden bir araya geldi. Akdeniz Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nden emekli olan ve 20 yıldır Antalya'da yaşayan Prof. Dr. Hilmi Uysal, müze önünde yaptığı açıklamada sürece dair çarpıcı iddialarda bulundu
"Cumhuriyet'in 50. Yılına Atfen Kurulan Binayı Nasıl Yıkarsınız?"
Antalya Arkeoloji Müzesi'nin kendisi için en değerli, en huzurlu ve en öğretici yer olduğunu belirten Prof. Dr. Hilmi Uysal, uluslararası kongreler için kente gelen misafirleri her zaman gururla bu müzeye getirdiklerini ifade etti. Müzenin tarihsel bağlarına dikkat çeken Uysal,
"Bu müzenin kuruluş tarihi, Antalya'nın İtalyan işgaline karşı direnişiyle başlıyor. İtalyan işgali sırasında direnerek bu müzeyi kuran tarih öğretmeni Süleyman Fikri Erten'dir. Cumhuriyet'in 50. yılına atfen kurulan, Türkiye'nin ilk ulusal müze yarışmasında 40 eser arasından seçilen bu binayı nasıl yıkarsınız, aklım ermiyor. Burası Herkül heykeli ve dünyada değer biçilemeyen Elmalı Hazinesi gibi paha biçilemez mirasları barındıran, tüm bölgenin kendi eserlerini sergileyen eşsiz bir yerdi. Bu mantıksız ve akıl dışı işe hep beraber tepki gösterdik." Dedi.
"16 Temmuz'da Kapattıklarında Depreme Dayanıksız Raporu Yoktu!"
Müzenin kapatılma ve raporlama sürecindeki çelişkileri "müzecilik tarihinde bir skandal" olarak nitelendiren Prof. Dr. Hilmi Uysal, "Dünya çapında bir müzeyi kapatacağınızı ne zaman duyurursunuz? Bunlar 16 Temmuz'un sabahı duyurdular. 'Depreme dayanıksız raporu var' dediler ama raporu göremedik. Avukatlarımız uğraştı ve rapor ancak eylülün ilk haftasında açıklandı. Meğerse raporun tarihi 23 Temmuz'muş! Yani 16 Temmuz'da müzeyi kapattıklarında ellerinde depreme dayanıksız raporu yokmuş. Bu gerçek bile tek başına Antalya'yı ayağa kaldırmaya yeterdi."diye konuştu.
"Taşınma İhalesiyle Bina Yıktılar, Bilgi İsteyince 'Ticari Sır' Dediler"
Yıkım çalışmalarının kamuoyundan gizlenerek yürütüldüğünü öne süren Uysal, tabelada "Yenileniyor" yazmasına rağmen içeride yıkım yapıldığını söyledi. Alana resmi olarak bir bilgi panosu asılmadığını belirten Uysal, süreci şu sözlerle eleştirdi:
"Anladık ki meğerse yapılan işlem yıkım ihalesi bile değil, taşınma ihalesiymiş. Burası taşınma ruhsatıyla, 250 milyon lira verilerek yıkılan bir bina haline geldi. Daha da korkuncu, bu binaya 'dayanıksız' raporu veren iki imzadan birinin, binayı yıkan güçlendirme şirketinin danışmanına ait olmasıdır. Resmi olarak başvurduk; 'Kim yapıyor, kaça yapıyor, denetleyicisi kim?' diye sorduk. Bize ne yanıt verdiler biliyor musunuz? 'Ticari sır!'. Bir kamu binası için bu cevap kabul edilemez."

"Yürütmeyi Durdurma Kararı Çıkmasın Diye Adli Tatilin Bitmesini Beklediler"
Yıkım tarihlerinin bilinçli seçildiğini iddia eden Prof. Dr. Hilmi Uysal, müzenin yıkıldığı 12-15 Eylül tarihlerinin adli tatilin bittiği günlere denk getirildiğini söyledi. Uysal, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
"Bütün bu gerçekler açığa çıkınca İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı verme olasılığı vardı. O karar verilmesin, yasal süreç işletilmesin diye cuma günü akşam yıkıma başladılar ve pazartesi gününe kadar sürdürdüler. 'Üflesen yıkılacak' dedikleri bina tam 4 gün direndi. Gece saat 3’e kadar burası inim inim inledi. Bina adeta 'Ben depreme dayanıksız değilim' diyerek direndi. Yaşananların hepsi dünya şehircilik ve müze tarihi için birer skandaldır."
"Ey Antalyalı Duy, Sahip Çık Müzene!"
Kentin hafızasını korumak adına 50 haftadır alanda nöbet tutulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Hilmi Uysal, tüm Antalya halkına çağrıda bulunarak konuşmasını şöyle tamamladı:
"Burada bir inşaat var ve içerisi yıkık olmasına rağmen hala 'Yenileniyor' yazıyor. Müzeden başka bir şey yapılmaması için bu insanlar tam bir yıldır, 50 haftadır burada sahip çıkıyor, numaratör çalışıyor. 'Ey halkım duy, ey Antalyalı duy, sahip çık müzene' diyorum. Bu müze senin şehrinin kurtuluş simgesidir; çocukların, dedelerin ve torunların içindir. Eğer sen buraya sahip çıkmazsan, Antalya içerisindeki tüm binalar güvencesiz kalır, rant için her şey yapılabilir demektir. Direnilmesi ve buraya müzeden başka hiçbir şeyin yapılmasına izin verilmemesi lazım."

"Müze Bizim İnsan Hikayemiz, Birbirimizi Anlamaya İhtiyacımız Var"
Eylem alanında söz alan Müze Savunucularından Gonca Çağlar ise Antalya Arkeoloji Müzesi’nin kent halkı için sadece bir taş yapısından ibaret olmadığını, yaşayan bir duygu ve hafıza alanı olduğunu belirtti. Müzede ve müze etkinliklerinde biriktirdiği anıları paylaşan Çağlar, şu ifadeleri kullandı:
"İki yıl önce AKMED'in düzenlediği bir antik mozaik yapım atölyesine katıldım ve o atölyede bu sürecin ne kadar zahmetli olduğunu bizzat gördüm. Oradaki kazı başkanına, 'Meslek hayatınız içinde sizi en çok etkileyen anı nedir?' diye sordum. Bana, 'Yıllardır kapalı olan bir mezarı bulmak, onu ilk bulan kişi olmak ve onu gün ışığına çıkarmak' dedi. Bunu anlatırken gözleri parlıyordu. Onun bu bakış açısını öğrenmiş olmak benim için de çok önemliydi.
Başka bir anımı daha anlatmak isterim; müzede bir konsere gelmiştim. Kadın solist sahneye çıktığında, 'Ben çok heyecanlıyım, bu korkumu yenemedim' dedi. Onun bu kırılganlığı, samimiyeti ve dürüstlüğü bana adeta bir ufuk açtı. Müziği dinledik ve hepimiz onu kalbimizle kucakladık. Bunlar aslında sadece birer anı değil, bizim insan hikayelerimiz... Özellikle şu kaosun yaşandığı dönemde belki de bizlerin en çok merhamete ve birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var."
