Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıl dönümünde Antalya’da bir dizi anma ve farkındalık etkinliği gerçekleştirilecek. On binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği, 11 ilin doğrudan etkilendiği depremler, Antalya’da da derin bir toplumsal hafıza bıraktı.

Antalya Valiliği Kepez ilçesinde bulunan Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde Merkez üssü Kahramanmaraş olan 6 Şubat depremlerinin 3. Yıl dönümü dolayısıyla, saat 14.30'da anma programı düzenleyecek.
CHP ANTALYA’DAN SAAT 04.17’DE ANMA
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya İl Başkanlığı, depremin gerçekleştiği saat olan 04.17’ye atıfla 6 Şubat 2026 Cuma günü saat 04.00’te il binasında anma töreni düzenleyeceğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “6 Şubat’ı unutmayacağız, unutturmayacağız” vurgusu öne çıktı.

İMO DA AÇIKLAMA YAPACAK
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şubesi 6 Şubat depremlerinin yıldönümünde, yaşamını yitiren vatandaşları anmak programı gerçekleştirecek. İMO Antalya Şubesi açıklamalar yapacak. Program 6 Şubat 2025 Cuma günü saat 09.00'da Hotel Su'da yapılacak.

ŞPO ŞUBELERİNDEN ANMA PROGRAMLARI
Şehir Plancıları Odası (ŞPO) 6 Şubat Depremleri`nin 3. yılına gelirken, depremde yaşamını kaybeden vatandaşları anmak ve deprem-kent ilişkisini konuşmak adına şubelerde, il koordinasyon kurullarında ve temsilciliklerde programlar yapılacak. Programalar ek Antalya, Bursa, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya ve Muğla şubelerinde belgesel gösterimleri yapılacak. Antalya'daki program 11 Şubat 2026 Çarşamba günü yapılacak.

ŞEHİR PLANCILARI ODASI’NDAN SERT UYARILAR
Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Antalya Şubesi ise 6 Şubat depremlerinin yalnızca doğal bir afet değil, aynı zamanda yanlış kentleşme ve planlama politikalarının sonucu olduğunu belirtti. Yapılan açıklamada, plansız kentleşme, denetimsiz yapı üretimi, imar afları ve bilimsel verilerden uzak planlama kararlarının depremleri felakete dönüştürdüğü ifade edildi.
“YIKIMIN NEDENİ SADECE DEPREM DEĞİL”
ŞPO açıklamasında, yaşanan büyük yıkımın sadece depremin büyüklüğüyle açıklanamayacağına dikkat çekilerek, kentlerin fay hatları üzerinde ve yüksek riskli alanlarda gelişmesine izin verilmesinin ağır sonuçlar doğurduğu vurgulandı. En büyük kayıpların ise düşük gelirli ve dezavantajlı kesimlerin yaşadığı bölgelerde yaşandığına işaret edildi.
Deprem sonrası yürütülen yeniden inşa sürecinin de eleştirildiği açıklamada şu ifadelere yer verdi;
Türkiye, jeolojik açıdan aktif bir deprem kuşağında yer alması nedeniyle deprem riski taşıyan bir ülkedir. Tarihsel süreç boyunca meydana gelen büyük depremler, yalnızca yer kabuğu hareketleri olarak kalmamış: toplumsal, ekonomik ve mekânsal yapıyı derinden etkileyen büyük ölçekli afetlere dönüşmüştür. 27 Aralık 1939 Erzincan Depremi'nden 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi'ne, 23 Ekim 2011 Van ve 30 Ekim 2020 İzmir depremlerine kadar uzanan bu tarihsel süreklilik, Türkiye'de depremin olağan bir doğa olayı olmasına karşın, sonuçlarının olağan olmadığını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, etki alanı, can kaybı ve yarattığı yıkım açısından Türkiye tarihinin en büyük ve en yıkıcı afetlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Kahramanmaraş merkezli depremler, on bir ili kapsayan geniş bir coğrafyada yalnızca yapı stokunu değil; altyapıyı, sosyal ilişkileri, ekonomik yaşamı ve toplumsal dayanışma ağlarını da ciddi biçimde tahrip etmiştir. On binlerce yurttaşın yaşamını yitirmesi, binlerce insanın yerinden edilmesi ve uzun süreli psikolojik travmalar, depremin etkilerinin yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı olmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, afetlerin çok boyutlu karakterini ve afet yönetiminin yalnızca kriz anına indirgenemeyeceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

6 Şubat depremleri, Türkiye'de kentleşme, yapılaşma ve planlama politikalarına ilişkin uzun süredir dile getirilen yapısal sorunları acı bir biçimde görünür kılmıştır. Yaşanan yıkım, yalnızca depremin büyüklüğüyle açıklanamaz. Plansız kentleşme, denetimsiz yapı üretimi, imar afları, bilimsel verilerle çelişen plan kararları ve kamusal denetimin zayıflatılması, depremin afete dönüşmesinde belirleyici rol oynamıştır. Fay hatları üzerinde ya da yüksek risk taşıdığı bilinen alanlarda gelişen kentler, planlama ilkelerinin göz ardı edilmesi sonucu son derece kırılgan bir mekânsal yapıya sürüklenmiştir.
Ortaya çıkan kayıplar, afet risklerinin kentsel planlama süreçleriyle yeterince bütünleştirilememesinin ve risk azaltma odaklı yaklaşımların ihmal edilmesinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Depremden en ağır biçimde etkilenen kesimler, afet risklerinin göz ardı edildiği, denetim mekanizmalarının zayıf kaldığı ve niteliksiz yapılaşmanın yoğunlaştığı kentsel alanlarda yaşayan düşük gelirli ve toplumsal olarak dezavantajlı gruplar olmuştur. Bu durum, barınma hakkı, güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ile kent hakkının, planlama ve afet yönetimi süreçlerindeki yapısal eksiklikler nedeniyle sistematik biçimde ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla deprem, yalnızca fiziksel bir yıkım değil: aynı zamanda kentsel planlama pratikleri ve afet yönetimi politikaları aracılığıyla toplumsal adaletsizlikleri ve mevcut toplumsal kırılganlıkları görünür kılan ve derinleştiren bir süreç olarak ele alınmalıdır.
Depremin ardından yürütülen yeniden inşa süreci de önemli sorunlar barındırmaktadır. Yerinde dönüşüm ilkesinin yeterince gözetilmemesi, kentsel ve kültürel dokunun geri plana itilmesi, katılımcı ve şeffaf planlama mekanizmalarının işletilmemesi, afet sonrası iyileşme sürecinin niteliğini zayıflatmaktadır. Hızlı üretim baskısı altında yürütülen uygulamalar, güvenli, nitelikli ve yaşanabilir mekânlar oluşturma hedefiyle çelişmektedir. Oysa afet sonrası iyileşme süreci, yalnızca fiziksel yapıların yeniden inşasıyla sınırlı kalmamalı: toplumsal bütünlüğün, psikolojik iyilik halinin ve ekonomik yaşamın yeniden kurulmasını da kapsamalıdır.

Bu çerçevede, kentlerin geleceğine ilişkin planlama ve dönüşüm politikalarının, afet risklerini bütüncül bir yaklaşımla ele alması zorunludur. Afet risk haritalandırması, yapı stokunun niteliğinin değerlendirilmesi, sosyal kırılganlıkların analiz edilmesi ve bu verilerin planlama süreçlerine sistematik biçimde entegre edilmesi, dirençli kentlerin oluşturulmasının temel bileşenleridir. Kentlerin dayanıklılığı. yalnızca mühendislik çözümleriyle değil; sosyal, ekonomik ve mekânsal boyutları birlikte ele alan bir planlama anlayışıyla mümkündür.
Sonuç olarak, 6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve Kahramanmaraş, Hatay. Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Kilis, Diyarbakır ve Elazığ illerini derinden etkileyen depremler. Türkiye'nin kentleşme, yapılaşma ve afet yönetimi anlayışının yalnızca teknik değil, aynı zamanda etik ve insani bir sorgulamadan geçirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu depremlerle birlikte yalnızca yapılar yıkılmamış, kentlerin belleği, mahalleler. yaşamlar ve gelecekler de geri dönülmez biçimde zarar görmüştür. Bugün, kaybettiklerimizin anısı önünde saygıyla eğilirken, yasımızı tutmanın ötesinde, bu büyük kaybın bir daha yaşanmaması için sorumluluk alma zorunluluğuyla karşı karşıyayız. Depreme dayanıklı, adil ve sürdürülebilir kentler: ancak bilimsel planlama, güçlü kamusal denetim, eşitlikçi politikalar ve toplumsal yararı esas alan bir yaklaşımla mümkün olacaktır. Yaşamını yitiren on binlerce yurttaşımızın hatırası, bizlere güvenli, adil ve dayanıklı kentler kurma borcunu bırakmıştır. Bu borç, unutmayarak, yüzleşerek ve bilimsel. kamusal ve toplumsal sorumluluğu esas alan bir kentleşme anlayışını kararlılıkla savunarak ödenebilir.
Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi olarak, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında; 11 ilde yaşamını yitiren yurttaşlarımızın hatırasına ve afetten etkilenen tüm kesimlere karşı duyduğumuz sorumluluk bilinciyle, güvenli ve yaşanabilir kentler için bilimsel, kamusal ve toplum yararını önceleyen planlama anlayışını savunmayı sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."