Türkiye'de son yıllarda etkisini giderek artıran iklim değişikliği, yükselen sıcaklıklar, düzensiz yağışlar ve özellikle kar örtüsündeki belirgin düşüşle birlikte doğal göller üzerinde ciddi baskı oluştu. Tarımsal sulama, yer altı ve yüzey sularının yoğun kullanımı da göllerin su dengesini bozuyor.
Türkiye'nin Risk Altındaki GölleriSüleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Çevre Bilimleri Uzmanı Dr. Meltem Kaçıkoç, bu sorununun özellikle Göller Bölgesi'nde daha belirgin şekilde hissedildiğini söyledi.Dr. Kaçıkoç, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmelerde Sapanca, İznik, Eber, Akşehir, Eğirdir, Beyşehir, Burdur, Bafa ve Seyfe göllerinin kuraklık açısından öncelikli risk altında bulunan göller arasında yer aldığını kaydetti.Bu göller arasında Beyşehir, Eğirdir ve Burdur göllerinin, ekosistem üzerindeki belirleyici rolleri nedeniyle Göller Bölgesi'nin en önemli 3 gölü olarak öne çıktığını ifade etti.
Beyşehir, Eğirdir, Burdur Gölleri Alarm VeriyorBeyşehir Gölü'nün Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü, aynı zamanda en büyük içme suyu rezervlerinden biri olduğunu işaret eden Dr. Meltem Kaçıkoç şu bilgileri verdi:“Eğirdir Gölü ise ülkemizin ikinci en büyük tatlı su gölü olup, hem içme suyu temini hem de tarımsal sulama açısından stratejik öneme sahip. Burdur Gölü ise her ne kadar içme suyu amacıyla kullanılmasa da sahip olduğu kapalı havza yapısı ve ekolojik özellikleri nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerinin en net izlendiği göllerden biri. Ancak son yıllarda bu 3 gölde de dikkat çekici düzeyde su kaybı yaşanmakta; bu durum hem su güvenliği hem de ekosistem sağlığı açısından ciddi risk oluşturmaktadır."
En Çok Burdur Gölü Etkilendi: 34 Yılda Su Seviyesi 14,8 Metre DüştüGöllerdeki su kaybının boyutu, DSİ'nin uzun yıllara dayanan ölçümleri sonucu ortaya çıktı. En çarpıcı tablonun Burdur Gölü'nde görüldüğünü vurgulayan Dr. Meltem Kaçıkoç, “1990-2024 yılları arasındaki veriler incelendiğinde, 3 büyük gölde de ciddi seviye düşüşleri yaşandığı görülmektedir. Beyşehir Gölü'nde yıllık ortalama su seviyesi 1990 yılında 1128,52 metreyken 2024 yılında 1121,97 metreye düşmüş, yaklaşık 6,6 metrelik seviye kaybı meydana gelmiştir. Eğirdir Gölü'nde ise yıllık ortalama su seviyesi 916,84 metreden 914,50 metreye gerilemiş ve toplamda 2,3 metrelik düşüş gerçekleşmiştir. En çarpıcı tablo Burdur Gölü'nde görülüyor. Burdur Gölü'nün yıllık ortalama su seviyesi 1990 yılında 851,88 metreyken 2024 yılında 837,12 metreye kadar düşmüş, böylece yaklaşık 14,8 metrelik kayıp ortaya çıkmıştır. Bu veriler, göllerin yalnızca mevsimsel değişimlerden değil, uzun vadeli ve kalıcı su kaybı sürecinden geçtiğini açıkça göstermektedir" açıklamasını yaptı.
Göllerde Milyonlarca Metreküp Su KaybolduDr. Kaçıkoç, özellikle Eğirdir ve Beyşehir gibi sığ ve yüzey alanı geniş göllerde birkaç metrelik düşüşün bile milyonlarca metreküp su kaybı anlamına geldiğini söyledi.Kaçıkoç, “Su hacmi azaldıkça gölün kendini yenileme kapasitesi düşmekte, su sıcaklığı artmakta ve kirleticilerin yoğunluğu hızla yükselmektedir. Bu durum, alg patlamalarının artmasına, çözünmüş oksijen seviyelerinin düşmesine, ekosistem dengesinin bozulmasına ve hem içme suyu temini hem de tarımsal sulama açısından risklerin giderek büyümesine neden olmaktadır" dedi.Sorunun yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını gösterdiğine ifade eden Meltem Kaçıkoç, “Kuraklık önemli bir faktör olmakla birlikte, plansız su kullanımı, tarımsal sulamada aşırı çekimler, havza ölçeğinde yeterli planlama yapılmaması ve yer altı sularının kontrolsüz kullanımı bu süreci hızlandırmaktadır. Eylem planları hazırlanması kapsamında gerçekleştirdiğimiz modelleme çalışmaları, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde göllerdeki su kaybının artarak süreceğini ortaya koymaktadır. Bu da göllerin doğal dengesinin geri dönülemez şekilde bozulma riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir" şeklinde konuştu.
Kuruyan Göller Nasıl Kurtarılır?Dr. Kaçıkoç, kuruyan göllerin, yalnızca iklim koşullarının değil, su yönetimine ilişkin mevcut yaklaşımların da yeniden ele alınmasını gerektiren önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti ve ekledi:“Yürütülen modelleme çalışmaları, doğru planlama ve kararlı uygulamalarla su kaybının yavaşlatılabileceğini; su seviyesi yönetimi, su çekimlerinin denetlenmesi ve kirlilik yüklerinin azaltılmasıyla göllerin ekolojik direncinin güçlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bunun için kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim insanları ve su kullanıcılarının ortak bir hedef doğrultusunda, aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. Bugün atılacak her doğru adım, yalnızca gölleri değil, suya bağlı tüm yaşamı ve gelecek kuşakların su güvenliğini de doğrudan etkileyecektir."