Akdeniz Gerçek | Kültür Sanat | Cumhur Utku’dan Ubıhların Hafızasına Yolculuk

Cumhur Utku’dan Ubıhların Hafızasına Yolculuk

Yazar Cumhur Utku, 8 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan Ubıhların Tarihi ve Kaybolan Bir Dilin İzleri adlı yeni kitabı üzerine Akdeniz Gerçek’e özel açıklamalarda bulundu.

Yazar Cumhur Utku, 8 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan Ubıhların Tarihi ve Kaybolan Bir Dilin İzleri adlı yeni kitabı üzerine Akdeniz Gerçek’e özel açıklamalarda bulundu.

Cumhur Utku’dan Ubıhların Hafızasına Yolculuk
KAYNAK: Doğa Arı

Kuzey Kafkasya halklarından Ubıhların geçmişi, kaybolan dili ve sürgünlerle şekillenen tarihine odaklanan Ubıhların Tarihi ve Kaybolan Bir Dilin İzleri, yazar Cumhur Utku’nun 8 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan yeni kitabı olarak okuyucuyla buluştu. Kendi soyunun da Ubıhlara dayandığını belirten Utku, kitabın ortaya çıkışında Ubıhlarla ilgili kaynakların sınırlı olmasının önemli rol oynadığını söyledi. Kuzey Kafkasya ve Çerkesler üzerine çok sayıda araştırma bulunduğunu ancak Ubıhlarla ilgili çalışmaların oldukça sınırlı kaldığını ifade eden Utku, araştırmaya başlama nedenini şöyle anlattı: “Kafkasya, Kuzey Kafkasya ve Çerkesler konusunda o kadar çok araştırma, çalışma, dernek web siteleri ve kitaplar var ki, insan şaşırıyor ve hangisinin doğru hangisinin yanlış söylediğine karar veremiyor. Daha ötesi, birkaç Türkçe makale ve bir Rusça kitap dışında benim soyum olan Ubıhlar ile ilgili çalışmaya rast gelmedim.” Bu eksikliğin kendisini araştırmaya yönelttiğini belirten Utku, “Yazım yaşamında Ubıh konusunun epey eksik bırakıldığını gözledim. Konuya daldım ve bu kitap çıktı." dedi.

“Çocukluğumda yaşadığım kültür daha derin izler bıraktı”

Utku’nun Ubıh tarihine ilgisi yalnızca bir araştırma sürecinden ibaret değil. Çocukluk yıllarının da kitabın oluşumunda önemli bir yere sahip olduğunu belirten Utku, on bir yaşına kadar köyde yaşadığını, sonrasında ise yatılı okullarda eğitim gördüğünü anlattı. Çocukluk döneminde farklı toplulukların bir arada yaşadığı bir çevrede büyüdüğünü ifade eden Utku, o yılların kendisinde bıraktığı izleri şöyle anlattı:

“Çocukluğum on bir yaşına kadar köyde geçti. On bir yaşından sonra yatılı okullardaydım. Köyden uzaklaşmam ve ancak dersler bittiğinde köye gitmem, bende dinlediğim hikâyelerden daha fazla etki yarattı. Çocuklar hikâyeleri, masalları dinler ama çabuk unuturlar. Çocukluğumda ve delikanlılığımda yaşadığım kültürün bende daha derin izler bırakmış olduğunu sanıyorum. Köyde Çerkesler, Gürcüler, Lazlar ve Balkan göçmenleri hep birlikte yaşıyordu ama baskın ve kalabalık olan Çerkeslerdi. Diğer göçmenler Çerkeslerin gelenek ve göreneklerini sever, benimserdi.”

Utku, babaannesinin Yanıklı, babasının Maşukiyeli, kendisinin ise Büyük Derbentli olduğunu belirterek bu köylerin birbirine yakın olduğunu ifade etti. Çocuklukta dinlediği Çerkes veya Ubıh hikâyelerinden çok, farklı coğrafyalardan gelen insanların aynı yerleri yurt edinmesinin kendisini etkilediğini belirten Utku, “Değişik coğrafyalardan gelip bizim köylerimizi yurt tutmuş değişik insanların nasıl birbirleriyle dost, arkadaş ve akraba oldukları beni etkilemiştir” dedi.

“Bir halk dilini kaybettiğinde kaybolur”

Kitabın merkezindeki tartışmalardan biri ise dil ve kimlik ilişkisi. Utku, toprağın kaybedilmesinden ziyade dilin kaybedilmesini belirleyici gördüğünü söyledi:

“Bazıları bir halk önce toprağını yitirdiğinde kaybolur der. Ben buna katılmam. Bir halk dilini kaybettiğinde kaybolur. Dil, seslerden ve yazıdan ibarettir. İşte bunları kaybettiğinizde kaybolursunuz. Ubıhlar çeşitli nedenlerle dillerini kaybetmişler ve bu iki halkın içinde kaybolmuşlardır. Kitapta bunu anlatmaya çalışıyorum.”

Utku’ya göre Ubıhların bugün hâlâ varlığını hatırlatan en önemli unsur ise tarihleri. “Ubıhların tarihi halen yaşıyor. Araştırdığınızda buluyorsunuz” diyen Utku, dilin kaybolmasının kimlik üzerindeki etkisini de kitabında tartıştığını ifade etti.

Tevfik Esenç’in mirası

Ubıh dilinin günümüze aktarılmasında Tevfik Esenç’in özel bir yere sahip olduğunu belirten Utku, Esenç’i Ubıhçayı kayda geçirerek dilin tamamen unutulmasının önüne geçmeye çalışan önemli bir isim olarak değerlendirdi. “Ubıhçayı Georges Dumezil aracılığı ile kayda geçirip kaybolmamasına çalışan bir Ubıhtır. Ubıh dilini son konuşan ve bize Ubıhçanın yakın zamana kadar var olduğunu anımsatan bir büyüğümüzdür.” Utku, Fransız dilbilimci Georges Dumezil’in çalışmalarına yönelik farklı değerlendirmeler bulunduğunu da belirterek bilimsel araştırmaların siyasi veya toplumsal tartışmalar üzerinden değersizleştirilmemesi gerektiğini savundu. “Her bilimsel araştırmaya, tarihi araştırmaya bölücülük ya da hayalcilik derseniz insanoğlunun bu dünyadaki serüvenine haksızlık edersiniz.”

“Her Ubıh ailesinin bir hikâyesi, bir damgası, bir izi vardır”

Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Ubıh soyluların zaman içerisinde farklı topluluklarla kaynaştığını belirten Utku, bu durumun geçmişin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini ifade etti. “Yalnız Türkiye’de değil dünyada yaşayan Ubıh soylu kişilerin tamamı asimile olmuştur. Ya Adige ya Abhaz ya da Türk soyuyla harmanlanmışlar ve Ubıh kalamamışlardır.” Buna rağmen ailelerin ve soyların taşıdığı tarihsel izlerin korunabileceğini belirten Utku, “Her Ubıh ailesinin bir hikâyesi, bir damgası, bir izi vardır elbet” dedi. Utku’ya göre dil zaman içerisinde değişebilir ancak geçmişte yaşananların tarihi değiştirilemez:

“Bir soyun ana dili olmayabilir ya da anadilini topluluk olarak unutmuş olabilir ama o soyun bir tarihi vardır. Dil, değişebilir ve dönüşebilir, tarihi değiştirip dönüştüremezsiniz.”

Sürgün hafızası genç kuşaklara nasıl aktarılıyor?

Kitabın önemli başlıklarından biri de sürgün hafızası. Utku, Çerkes ve Kafkas derneklerinin özellikle 21 Mayıs anmaları aracılığıyla sürgün tarihini genç kuşaklara aktardığını belirtti. Müzik, düğünler, at kültürü, hayvan sevgisi, misafir ağırlama ve büyüklere, kadınlara ve çocuklara yönelik geleneksel davranışların da kültürel hafızanın yaşatılmasına katkı sunduğunu ifade etti.  “Kısaca xhabze geleneğinin, haynapa kavramının ve thamade’ye saygının devam etmesi, sürgün yaşamış nenelerimiz ve dedelerimizi unutmamamızı sağlıyor.” Utku, Ubıhların da diğer Kafkas halklarıyla birlikte sürgüne uğradığını hatırlatarak, geçmişte yaşanan toplu sürgünlerle bugünkü göç ve mültecilik tartışmalarının birbirinden tamamen kopuk değerlendirilemeyeceğini söyledi. Manyas çevresindeki 16 Ubıh köyünün 1923 yılında farklı bölgelere gönderildiğini belirten Utku, bu köylerin daha sonra Atatürk’ün emriyle geri getirildiğini ifade etti.

“Kitap duygu değil, bilgi bıraksın”

Cumhur Utku, kitabın okuyucuda bırakmasını istediği etkinin de duygusal bir anlatıdan çok bilgi ve düşünce olduğunu belirtti. “Duygu değil bilgi bıraksın, düşünsünler istiyorum.” Özellikle soyunun Ubıh olduğunu bilen veya geçmişinde Ubıhlarla ilgili izler bulunan gençlerin kitabı okumasını istediğini belirten Utku, geçmişin araştırılmasının önemine dikkat çekti. Kitabın tanıtımında da bu düşüncenin izleri görülüyor. Utku, bir halkın yalnızca coğrafyasını veya dilini kaybetmesiyle tamamen yok olmayacağını, hatırlanmanın da bir halkın varlığını sürdürebilmesinin önemli yollarından biri olduğunu ifade ediyor.

“Hatırlanan hiçbir halk bütünüyle kaybolmaz”

Kitabın temel düşüncesini oluşturan ifadelerden biri ise “Hatırlanan hiçbir halk bütünüyle kaybolmaz” sözünde karşılık buluyor. Utku, dilini, coğrafyasını veya eski yaşam biçimini kaybetmiş bir halkın, kendisini hatırlayan insanlar olduğu sürece tamamen yok sayılamayacağını belirtiyor:

 “Dilinizi, coğrafyanızı kaybettiyseniz bile sizi anımsayan birileri varsa fizik olarak kaybolmuş ama ruh olarak varsınız demektir. Eğer şarkılarınızı, geleneklerinizi, alışkanlıklarınızı ve en önemlisi tarih bilincinizi kaybetmediyseniz bütünüyle kaybolmamışsınızdır. Tekrar gün yüzüne çıkmanız için bir umut vardır.”

Göç ve mültecilik tartışmasına tarihsel bakış

Utku, kitabında geçmişte yaşanan sürgünlerle günümüzdeki göç ve mültecilik meseleleri arasında da bağlantı kuruyor. Ubıhların ve diğer Kafkas halklarının yaşadığı sürgünün toplu bir halk hareketi olduğunu, bugünkü göçlerin ise farklı koşullarda gerçekleştiğini belirten Utku, buna rağmen göçün insan hayatında bıraktığı izlerin anlaşılması gerektiğini ifade ediyor. Bu kapsamda geçmişteki sürgünlerin ve muhaceretin unutulmaması gerektiğini belirten Utku, kendi aile hafızasından hareketle bugünün insanlarına da şu mesajı veriyor:

“Geçmişteki ve bugünkü sürgünlerin, muhaceretin, göç etmenin, ilticaların, mültecilerin dramını duymayan, anlamayan insan olamaz.”

Utku, geçmişi hatırlamanın yalnızca bir topluluğun kendi tarihini bilmesi anlamına gelmediğini, başkalarının yaşadığı göç ve sürgün deneyimlerini anlayabilmenin de önemli olduğunu vurguluyor.

Cumhur Utku Kimdir?

Hüseyin Cumhur Utku, yakın tarih, siyaset, askerî tarih, toplumsal hafıza ve kültür üzerine eserler kaleme alan bir yazar. Kuleliler Derneği'nin biyografik bilgisinde Utku, 119. dönem (KAL-65) mezunu olarak yer alıyor. Utku’nun kitaplarında özellikle Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin olaylar, askerî yaşam, siyasal dönüşümler ve kişisel tanıklıklar öne çıkıyor. “İhtilal Mektupları”, “Silivri’ye Mektuplar”, “Mustafa Muğlalı’nın Romanı”, “General Muğlalı Sendromu” ve “Devrimin Çoban Yıldızı: Bir Mustafa Necati Romanı” gibi çalışmaları bulunuyor. Utku’nun eserleri arasında 27 Mayıs 1960 sürecini ve sonrasındaki gelişmeleri ele alan İhtilal Mektupları da bulunuyor. Kitapta, 13 Kasım 1960 tasfiyesi sonrasında yurt dışına gönderilen “14'ler” olarak anılan subayların mektupları üzerinden dönemin siyasi ve askerî atmosferi ele alınıyor. 27 Mayıs’ta askerî ortaokul öğrencisi, 12 Eylül’de yüzbaşı ve 28 Şubat’ta albay olarak yaşadığı dönemlere ilişkin gözlemleri de bu çalışmada yer alıyor. Yazarın “Devrimin Çoban Yıldızı & Mustafa Necati” adlı eseri ise Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin yaşamını ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki rolünü roman kurgusu içerisinde ele alıyor. Mustafa Muğlalı’nın Romanında ise Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın askerî kariyeri ve yaşamı konu ediliyor.

Utku’nun daha yakın tarihli eserleri arasında “Bekledik de Gelmedin: Afetlerde Türk Ordusunun Kullanılma(ma)sına İlişkin Bir Çalışma”, “Selimiye Günleri Bir Askeri Ortaokulun İzleri” ve “Konuşmalar” da bulunuyor. Eylül Yalanları, 14'lerden Suphi Karaman'a İhtilal Mektupları ve Silivri'ye Mektuplar gibi kitapları da listeleniyor. Cumhur Utku’nun son çalışması ise “Ubıhlar & Sessiz Bir Destan” adıyla 8 Eylül 2026’da yayımlandı. 136 sayfalık kitap, Berfin Yayınları tarafından yayımlandı ve Ubıhların tarihi, dili, kültürel hafızası ve sürgün deneyimi üzerine odaklanıyor. Kitabın tanıtımında Utku, çalışmasını kendi çocukluk hafızası ve Ubıh kökenine ilişkin araştırmalarıyla ilişkilendiriyor. Utku’nun eserlerine bakıldığında, çalışmalarının farklı dönem ve konular üzerinden Türkiye’nin yakın tarihine, askerî ve siyasal hafızasına, toplumsal meselelere ve kültürel kimlik tartışmalarına uzandığı görülüyor. Yeni kitabında ise bu çizgiyi kendi aile ve kültür geçmişine taşıyarak Ubıhların tarihini ve kaybolan dilinin izlerini araştırıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız