Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°
Geç kalmiş bir tanişma...

Geç kalmiş bir tanişma...

YAYINLAMA:

Elektrik bir anda gitti.
Ne fırtına vardı ne patlama.
Sadece karardı.

Salon sustu. Saat durdu.
Telefonun ekranı bir süre direndi… Sonra o da vazgeçti.

İnsan karanlıkta ilk neyi arar sanıyorsun?
Işığı mı?

Hayır.
Yönünü.

İnsan da kendini tam böyle kaybeder işte.
Her şey yerindeyken içinden bir şey eksilir.
Hiçbir şey kopmamışken… Sen yavaş yavaş uzaklaşırsın.

Ve sen…

Uzun süre bunu fark etmezsin.

Çünkü hayat aydınlıktır.
Koşturursun. Yetişirsin. İdare edersin.
Bir noktada “Ben buyum” dersin ve konuyu kapatırsın.

Ama yaptığın şey kendini tanımak değildir.
Sadece kendine alışmaktır.

Gençken insan kendini tanıdığını zanneder.
Oysa gençken insan daha çok uyum sağlar.
Ailesine, çevresine, beklentilere…

“Ben buyum” dediği şey çoğu zaman
“Benden şimdilik bu kadar” demektir.

Ve o “şimdilik”
İnsanın hayatını yavaş yavaş tüketir.

Hayat bir süre seni taşır.
Hatta ödüllendirir.
Düzen kurarsın, ilişkiler kurarsın, bir kimlik inşa edersin.

Dışarıdan bakınca her şey yerli yerindedir.
Ama sen o düzenin içinde hafif eğri durursun.
Kimse fark etmez.
En çok da sen…

Çünkü fark etmemeyi seçersin.

İnsanın kendini geç tanımasının sebebi cehalet değildir.
Sebep çoğu zaman çok daha basittir:

İşine gelmez.

Çünkü kendini tanımak demek;
bugüne kadar “ben böyleyim” diye savunduğun şeylerden vazgeçmek demektir.
Bazı insanları, bazı alışkanlıkları, bazı rollerini bırakmak demektir.

Ve dürüst olalım…
Kimse bunu erken yapmak istemez.

Bir de şu var:
Yirmili yaşlarında kendini “bulanlar.”
Otuzuna gelmeden hayatı çözdüğünü sananlar.

Bir cümle kurup altına kalın bir nokta koyuyorlar.

Ama gerçek şu:
İnsan bu kadar erken bitmez.
İnsan yeterince yanılmadan netleşmez.
Yeterince sustuğunu sanmadan gerçekten susamaz.

Kendini tanımak bir aydınlanma anı değildir.
Bir başarı hikâyesi hiç değildir.

Daha çok şuna benzer:
Işıklar gittiğinde… El yordamıyla kendine çarpmak.

Ve o çarpışma anında fark edersin:

Ne istediğini değil…
Neyi artık istemediğini.

Neye katlandığını.
Neyi sadece alıştığın için sürdürdüğünü.

İşte o andan sonra insan eskisi gibi devam edemez.

Edebiliyorsa…
Zaten hâlâ kendini tanıdığına inanmaya çalışıyordur.

Belki de bu yüzden kendimizi geç tanırız.
Çünkü bazı yüzleşmeler zamana değil…
Cesarete bakar.

Ve şimdi dürüst olalım:

Siz kendinizi tanımaya mı başladınız…
yoksa artık kendinizden kaçacak yeriniz kalmadığı için mi durdunuz?

Ben Aslı.
İnsan bazen kendini bulmaz…
Sadece kaçamayacak kadar yakalanır.

Bir sonraki cümlede görüşürüz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız