Sandviç Nesilden Ayvalık Tostuna: Güçlü Görünenlerin Gizli Yanığı
Geçen gün “sandviç nesil” diye bir kavram duydum.
Bir an durdum.
Sandviç mi?
Biz bu hayatı sandviç hafifliğinde mi yaşıyoruz gerçekten?
Hayır.
Bizim hikâyemiz sandviç değil.
Bizim hikâyemiz Ayvalık tostu.
Kalın ekmek.
Bol malzeme.
Yüksek ısı.
Ve ortada ezilen bir “ben”.
Sandviç nesil dedikleri şu:
Hem çocuklarına bakan.
Hem yaşlanan anne-babasını sırtlayan.
Hem işini yapan.
Hem duygusal tampon görevi gören.
Hem de güçlü görünmek zorunda olan o kuşak.
Yani hayatın ortasında durup iki tarafa da düşmemeye çalışan cambaz.
Ama mesele şu:
Kimse cambazın ayaklarına bakmıyor.
Herkes alkışlıyor ama kimse ipin ne kadar ince olduğunu konuşmuyor.
Bizim tostumuz daha kalabalık.
Sucuk: Çocukların geleceği kaygısı.
Kaşar: Anne-babanın sağlık masrafları.
Rus salatası: Bitmeyen aile meseleleri.
Turşu: Geçmişten gelen travmalar.
Ketçap-mayonez: “Sen zaten güçlüsün” manipülasyonu.
Ve tost makinesi?
Toplum.
“Evladım görevindir.”
“Anne olmak fedakârlıktır.”
“Büyüksün, alttan al.”
“Sen yaparsın.”
Yaparsın çünkü bugüne kadar yaptın.
Ama kimse şunu sormadı: Yapmak istiyor musun?
İşte Aslı fırtınası burada başlıyor.
Bu nesil güçlü değil.
Bu nesil organize edilmiş bir fedakârlık sisteminin ürünü.
Ve en büyük yalan şu: “Bir gün rahat edeceksin.”
O bir gün ne zaman?
Çocuk büyüyünce mi?
Anne toparlayınca mı?
Borç bitince mi?
Kriz geçince mi?
Hayat sana hiç “Tamam şimdi sıra sende” dedi mi?
En tehlikelisi şu: Alışıyoruz.
Kendimizi sona koymaya.
Kendi yorgunluğumuzu küçümsemeye.
Kendi hayalimizi “şimdilik olmaz” klasörüne atmaya.
Sonra bir gün fark ediyoruz:
Biz kimsenin ortası değiliz.
Biz kendi hikâyemizin başrolüyüz ama figüran gibi yaşıyoruz.
Ayvalık tostu olmak zorunda değil kimse.
Bazen tost makinesinin fişini çekmek devrimdir.
“Bugün kimseye yetmiyorum.”
Bu cümle bencillik değil.
Bu cümle sağ kalma refleksi.
Ben Aslı;
Şimdi soruyorum dürüstçe:
Herkes için güçlü görünürken, içinizde yanan o ekmeği ne zamandır görmezden geliyorsunuz?