İstanbul'un en yoğun sanayi ve lojistik merkezlerinden Esenyurt'ta iş arayan kadın depo işçisinin Depo Liman Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) resmi sitesinde yayımlanan mektubu, bölgedeki ağır emek sömürüsünü yeniden gündeme taşıdı.
"Bir Nevi, Para Karşılığında Bedenini Pazarlıyorsun"
Yaklaşık 6 aydır işsiz olduğunu belirten işçi, sanayi bölgesinde yaşamanın getirdiği mecburiyetle fabrikalarda ve lojistik merkezlerinde fiziksel gücünü ortaya koyarak geçinmeye çalıştığını vurguladı. Çalışma koşullarının zorluğunu doğrudan anlatan işçi, yaşadığı çaresizliği şu çarpıcı sözlerle ifade etti:
"Yaklaşık altı aydır işsizim. Bu altı ay içerisinde sayısız yere CV bırakıp sayısız iş yeriyle görüştüm. Esenyurt bölgesinde oturduğum için sanayi bölgesinin içindeyim. Haliyle genel olarak depolarda ve fabrikalarda beden işçiliği yaparak geçimini sağlıyorsun. Bir nevi, para karşılığında bedenini pazarlıyorsun yani."
"Bir Otomobil Kadar Bile Kıymetimiz Yok"
Büyük lojistik firmalarının işe alım süreçlerinde uyguladığı çelişkili kriterlere dikkat çeken işçi, sabıka kaydından akciğer grafisine kadar birçok belgenin istendiğini aktardı.
Şirketlerin hem ağır depo tecrübesi arayıp hem de tamamen hasarsız bir beden talep etmesinin imkansızlığına değinen işçi, geçmişte 19 yaşındayken bir kitap deposunda çalışırken omzunda yırtık ve fıtık oluştuğunu belirtti.
Sağlık geçmişinin dijital ortamda taranmasına tepki gösteren işçi, "Firmanın istediği sağlık evraklarında bu durum görünmüyor tabii. Fakat firma, işe alacağı beden işçisinin vereceği üç kuruşa ne kadar muhtaç olduğunu bildiği için, sunduğu insan dışı koşullara rağmen karşısındaki işçinin bedeniyle ilgili tam bilgi vermediğini düşünerek e-Nabız üzerinden hasar kontrolü yapıyor. Bir çeşit ekspertiz gibi düşünebilirsiniz. Nasıl ki araç almadan önce değişeni, boyası, hasarı var mı diye kontrol ediliyorsa, biz işçiler de tam olarak böyle bir muamele görüyoruz. Gerçi araçlarla kıyaslamak bile haksızlık olur. Zira bu sistemde bir otomobil kadar bile kıymetimiz yok" değerlendirmesinde bulundu.
Genç Yaşta Tükenen Bedenler ve Artan İş Cinayetleri
Ağır çalışma koşullarının işçileri genç yaşta kalıcı meslek hastalıklarıyla baş başa bıraktığını hatırlatan açık mektupta depo işçisi, bölgede yaşanan iş cinayetlerine de dikkat çekti.
Çevredeki işçi ölümlerinin yarattığı tedirginliği paylaşan işçi, can güvenliğinin bulunmadığı çalışma ortamlarına şu sözlerle isyan etti:
"Sonum, birkaç kilometre ötemde Beylikdüzü’nde bir inşaatta çalışırken iskelenin 12. katından düşerek hayatını kaybeden, henüz 21 yaşındaki Azad gibi olacak diye korkuyorum. Ya da Dilovası’nda bir depoda çıkan yangında hayatını kaybeden 17 yaşındaki Tuğba, 16 yaşındaki Nisanur, 15 yaşındaki Cansu, 31 yaşındaki Esma, 52 yaşındaki Hanım, 59 yaşındaki Şengül ve 48 yaşındaki Tuncay gibi yanarak can vermekten korkuyorum."
"Kaderimiz Bu Değil, Bunu Kabul Etmiyorum"
Mektubun kapanışında çalışma hayatında yaş fark etmeksizin tüm emekçilerin benzer risklerle karşı karşıya kaldığı vurgulanırken, güvenceli ve sağlıklı koşullarda yaşama talebi öne çıkarıldı.
Yaşanan kayıpların kader olmadığını belirten işçi, mektubunu, "Kaderim bu değil. Kaderimiz bu değil. Bunu kabul etmiyorum. Zenginlerin bize biçtiği ömrü, layık gördüğü hayatı istemiyorum. Onların sahip olduğu ne varsa hepsini istiyorum. Uzun bir ömür istiyorum. Sağlıklı bir beden, kaygısız bir yaşam istiyorum. Ama en çok da adalet istiyorum. Azad için… Çocukluğunu yaşayamadan çalışmak zorunda kalan Tuğba, Nisanur ve Cansu için… Evinde olması gereken yaşta fabrikalarda çalışmak zorunda bırakılan Şengül, Hanım ve Tuncay için… 15 yaşında bir çocuk olman da, 60 yaşında bir insan olman da fark etmiyor. Genç, yaşlı demeden hepimizi öldürüyorlar. Zenginler, patronlar daha çok kazansın diye, daha çok yaşasın diye. İstemiyorum. Bedenimi üç kuruşa satmak istemiyorum. İnsanca yaşamak istiyorum" sözleriyle noktaladı.