Türkiye'nin en köklü kadın örgütlerinden Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) Genel Merkezi, kuruluşunun 76. yıl dönümünde Anıtkabir'de Atatürk'ün huzuruna çıktı.
19 Aralık 2025 günü, ATA’sına çelenk sunmak isteyen TÜKD Ailesi’ne TÜKD Genel Başkanı Meral Güler önderlik etti. Genel merkez, şubeler ve üyeleriyle Anıtkabir’e giden TÜKD’li kadınlar aslanlı yolda yürüyüp çelenk sunma alanına geldi. Mozeleye çelenk sunan kadınlar daha sonra Anı Defteri’ni imzaladı.
Genel Başkan Meral Güler, şube başkanları ve TÜKD üyeleri aynı günün akşamı gala yemeğine katıldı. Ankara’da Altınel Otel’de organize edilen kutlama yemeğinde önceki dönem genel başkanları Gaye Erbatur ve Birten Gökyay da yer aldı.
Örgütlenmenin İradesi: Nutuk’un Işığında Sivil Toplumun YürüyüşüTürkiye’de sivil toplum kuruluşları (STK) tarihinin, günümüzdeki örgütlü gönüllülük biçimlerinden çok daha eski köklere sahip olduğunu hatırlatan TÜKD Genel Başkan Meral Güler, "Osmanlı döneminde vakıf ve lonca gibi oluşumlar toplumsal dayanışmanın temelini atmış; modern anlamda dernek ve cemiyetleşme ise özellikle 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu ile başlamıştır. Cumhuriyetin ilanı sonrası devlet-merkezli yapıların gölgesinde kalan sivil örgütlenme çok partili döneme geçişle beraber yeniden ivme kazanmış, 2000’li yıllardan itibaren hukuki reformlar (örneğin 5253 sayılı Dernekler Kanunu) ve Avrupa Birliği uyum süreciyle birlikte “üçüncü sektör” olarak belirlediği konumu güçlenmiştir. Böylece Türkiye’de STK’lar, kamu ve özel sektörün yanına, toplumsal dönüşümün aktif katılımcısı olarak yerleşmiş; dernekler, vakıflar ve gönüllü platformlar aracılığıyla sivil örgütlenmenin modern temsilcisi hâline gelmiştir" dedi.
STK’ların görevine değinen ve Nutuk'a atıfta bulunan Güler sözlerini şöyle sürdürdü:"STK'ların görevi zamanı yönlendirmektir. Bunu bu topraklarda bize öğreten, milletin iradesini bizzat örgütlenme yoluyla tarih sahnesine çıkaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O’nun özellikle bugünlerde elimizden düşürmememiz gereken kitabı, Nutuk’un satırlarında ilerlerken savaş planlarıyla birlikte toplumsal teşkilatlanmanın, yani halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin inşa edildiğini görürüz. Çünkü Atatürk’e göre toplum bilinçlenmezse kazanılan zaferler bir işe yaramaz. Atatürk kurtuluşun ancak merkezi ve yerel teşkilatlandırma ve toplumu uyandırma ile mümkün olduğunu söyler. Türkiye’de örgütlü toplum fikrinin kurucu kaynağı doğrudan Milli Mücadele’nin stratejisidir. Milleti örgütlemek, ona güvenmek, onu harekete geçirmek… İşte büyük yürüyüşün başlangıcı budur. Yerel örgütlenmeyi güçlendiren coğrafi yayılım, tabandan gelen güç ile oluşan milletin iradesi; aynı milletin hayatı, şerefi için gösterdiği yüksek azim ve irade. Bugün sivil toplum olarak sözünü ettiğimiz oluşum tam da bunun devamıdır."
Cumhuriyet’e Giden Yol: Teşkilat, Cesaret, Meclis EgemenliğiMilli Mücadele’nin omurgasının, merkezi bir emir değil örgütlü halk iradesi olduğuba işaret eden Meral Güler, Atatürk’ün 'Milli iradenin tek mercii Meclistir' prensibi, bugün demokratik sivil toplumun da meşruiyet referansıdır: güç halka dayanır, halka hesap verir, halk adına hareket eder. Bu topraklarda devlet, halktan üstün bir kudret değildir, halkın örgütlü iradesinin uygulayıcısıdır" ifadelerini kulandı.
"Sivil Toplumun Atatürk’ten Aldığı Miras Işığında Görevimiz"Kurumsallığın aşındığı, tek merkezli iradenin baskınlaştığı, sivil alanın daraldığı bir dönemde olduğumuzu dile getiren TÜKD Genel Başkan Meral Güler, "Günümüzde yaşanan olaylar görevimizi bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Mustafa Kemal Atatürk, bugün sivil toplum kuruluşlarına seslenseydi, şunları söylerdi: 'Milleti bilinçlendirin, teşkilatlanın ve sabırla yürüyün, kimseden icazet beklemeyin.' Çünkü Cumhuriyet millete ait olduğu sürece yaşar. Bu nedenle bizler her zaman olduğu gibi bugün de şeffaf olacak, birlik içinde çalışacağız. Bilgi üreterek toplumu güçlendirecek, kurumları sahiplenip gerekiyorsa yeniden inşa edeceğiz. Bugün bize düşen, eğitimde fırsat eşitliğini savunmak, kadınların toplumsal hayata katılımını artırmak gibi görevlerin yanı sıra Türkiye’nin çağdaş yüzünü, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği aydınlanma mirasını kararlılıkla yaşatmak ve geleceğe taşımaktır. Üniversiteli kadınlar olarak bizler, bilginin gücüne tutunan, dayanışmayı ilke edinen ve her ortamda özgüvenle söz alan bir büyük yolculuğun mirasçılarıyız. Amacımız destek olurken yeni yollar da açmaktır. Hak talep etmenin yanı sıra talep edilen hakkın kültürünü inşa etmektir" diyerek sözlerine son verdi.