Antalya'nın zengin tarihi ve kültürel mirasını belgelemek ve korumak amacıyla yürütülen Antalya Kültür Varlıkları Envanteri Projesi, 10. yılında da çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Projenin kurucusu Orhan Deniz Kaplan öncülüğünde 20 Haziran 2026 tarihinde Döşemealtı ilçesi sınırları içerisinde yer alan Çubuk Beli, Dağbeli ve Bademağacı mahalleleri çevresinde yoğun bir saha çalışması gerçekleştirildi. Titizlikle yürütülen bu incelemeler sonucunda, bölgenin tarihine ışık tutacak 17 yeni kültür varlığı tespit edilerek envanter arşivine başarıyla kazandırıldı. Yapılan bu son eklemelerle birlikte, projenin Antalya genelinde kayıt altına aldığı toplam eser sayısı 811'e yükselmiş oldu.
Sarnıçlardan Anıt Mezarlara Zengin Bir Miras
Gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve belgeleme çalışmaları sonucunda, bölgenin geçmişteki sosyal ve mimari yaşamını yansıtan önemli yapılar gün yüzüne çıkarıldı. Envantere dahil edilen yeni eserler arasında Gök İsmail, Orta Ova, Beldibi, Hacı Kerim, Süllüoğlu, Musluk Burnu, Bağarası, Harman Yeri Mevkii ve Asarardı sarnıçları gibi su kültürünün önemli temsilcileri yer alıyor. Ekipler ayrıca Mehmet Ali Ortak Çeşmesi ve Çeşmeyaka Çeşmesi gibi yapıların yanı sıra, Katrancı Tepesi Anıt Mezar alanı ile Beldibi Duvar Kalıntısı'nı da kayıt altına aldı. Bayatbademleri Cami ile bölgedeki antik döneme işaret eden Susuz Kuyu, Dibekli ve Paksu geçiş alanlarındaki mimari kalıntılar da korunması gereken değerler arasına eklendi.

Kültürel Hafıza 10 Yıldır Geleceğe Taşınıyor
Temelleri 2016 yılında atılan ve geride bıraktığı 10 yıl boyunca Antalya'nın dört bir yanındaki tarihi dokuyu ilmek ilmek işleyen proje, şehrin kültürel hafızasını korumada kritik bir misyon üstleniyor. Proje Kurucusu Orhan Deniz Kaplan'ın liderliğinde yürütülen bu envanter çalışmaları, tespit edilen paha biçilmez eserlerin dijital ortamda belgelenerek hem bilim dünyasına sunulmasını hem de gelecek kuşaklara güvenle aktarılmasını sağlıyor. Döşemealtı'nın sarp kayalıkları ve kırsal alanlarında keşfedilen bu son eserler, Antalya'nın sadece turizm merkezleriyle değil, iç kesimlerindeki derin tarihi kökleriyle de ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.