Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
17°
Akdeniz Gerçek | Antalya | Serter Kocababa ‘Gölgede Kalanlar’ ile Edebiyat Sahnesinde

Serter Kocababa ‘Gölgede Kalanlar’ ile Edebiyat Sahnesinde

Mesleki disiplinini edebiyatla buluşturan Serter Kocababa, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı kimliğinin yanı sıra, yayımladığı ilk romanıyla okurları geçmişle bugünün kesiştiği suskunlukların izini sürmeye davet ediyor.

Mesleki disiplinini edebiyatla buluşturan Serter Kocababa, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı kimliğinin yanı sıra, yayımladığı ilk romanıyla okurları geçmişle bugünün kesiştiği suskunlukların izini sürmeye davet ediyor.

KAYNAK: Banu Yapar
Serter Kocababa ‘Gölgede Kalanlar’ ile Edebiyat Sahnesinde

Antalya'da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Antalya İl Müdürlüğü İmar ve Planlama Şube Müdürü, aynı zamanda Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası (HKMO) Antalya Şube Başkanı olan Serter Kocababa, bu kez mesleki kimliğiyle değil, edebi yönüyle karşımızda. Şubat 2026’da yayımlanan ilk romanı 'Gölgede Kalanlar', 64 sayfalık kısa ama yoğun bir anlatımla okuru geçmişle bugünün, suskunlukla yüzleşmenin eşiklerinde dolaştırıyor.

Tanıtım yazısında romanın, “cevapları aceleye gelmeyen soruların” peşinde olduğunu ve okurun kendi payına düşeni tamamlaması gerektiğini vurguluyor. Kocababa ise “Yazmak benim için hep hayatı daha anlamlı kılan bir yol oldu. İlk romanım Gölgede Kalanlar’ın, her okurda başka bir iz bırakması dileğiyle…” sözleriyle edebiyat yolculuğuna adım attı.

Mesleki disiplinini edebiyatla buluşturan Serter Kocababa ile hem romanın ortaya çıkış sürecini hem de mühendis-yazar kimliğinin kesiştiği noktaları konuştuk.

muhendis-yonetici-simdi-de-romanci-serter-kocababa-golgede-kalanlar-ile-edebiyat-sahnesinde

Mühendislikten Romancılığa Uzanan Yolculukta Örülen Hikâyeler

Serter Bey, hem mühendis hem yönetici hem de artık bir romancı… 'Gölgede Kalanlar' sizin için nasıl bir dönüm noktası oldu?

'Gölgede Kalanlar' benim için ani bir kararın ürünü değil, uzun süredir zihnimde dolaşan düşüncelerin bir hikâyeye dönüşmesi oldu. Mesleki hayatımda mekânı ve düzeni konuşuyorum; bu romanda ise insanın iç dünyasını, ilişkilerini ve bazen görünmeyen taraflarını anlatmaya çalıştım. Bu yönüyle benim için farklı bir ifade alanı açtığını söyleyebilirim.

'Gölgede Kalanlar' fikri nasıl doğdu? Yazmaya sizi iten ilk kıvılcım neydi?

Bazı hikâyeler bir gün yazılmaya karar vermez, zamanla kendini yazdırır. ‘Gölgede Kalanlar’ da böyle ortaya çıktı. Zaman içinde karşılaştığım insan hikâyeleri, gözlemlerim ve üzerine düşündüğüm insan ilişkileri bir noktada bir araya geldi ve bu romanın temelini oluşturdu.

Yazarken mesleki disiplininizden faydalandınız mı?

Dolaylı olarak faydalandığımı söyleyebilirim. Mesleğim gereği olaylara belirli bir düzen içinde bakmaya alışığım. Bu da yazarken kurgunun dağılmamasını, karakterlerin ve olayların kendi içinde tutarlı ilerlemesini sağladı. Ancak edebiyat tarafında süreç daha çok sezgisel ilerledi; yani düzen kadar, akışa bırakmak da önemliydi.

muhendis-yonetici-simdi-de-romanci-serter-kocababa-golgede-kalanlar-ile-edebiyat-sahnesinde

Yazma sürecinizde en çok zorlandığınız an neydi?

En çok zorlandığım anlar, bazı duyguları doğru şekilde ifade etmeye çalıştığım anlardı. Çünkü bazı hisler tam olarak kelimelere karşılık bulmuyor. O noktada hem anlatmak hem de fazlasını söylememek arasında bir denge kurmak kolay olmuyor. Özellikle konuyu daha soyut, psikolojik ve felsefi bir çerçevede ele almak istediğinizde bu denge daha da hassas hale geliyor.

Gerçek hayatta siyah ve beyaz kadar kesinlikler pek yok; daha çok gri alanlar var. Bu gri alanları, okuyucuyu yönlendirmeden anlatmak ve nedenlerini okura bırakmak kolay olmadı. Ama tüm bu süreç, zorlayıcı olduğu kadar keyifli bir yolculuktu diyebilirim.


Romanınızda “geçmişle bugünün, suskunlukla yüzleşmenin” iç içe geçtiğini söylüyorsunuz. Bu temaları seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Aslında bu temalar bilinçli bir tercih olmaktan çok, hayata bakışımla ilgili. İnsan hayatında geçmişle bugünün birbirinden kopuk olmadığını düşünüyorum. Bugün verdiğimiz tepkilerin, kurduğumuz ilişkilerin arkasında çoğu zaman geçmişten gelen izler var.

Suskunluk meselesi de bana her zaman düşündürücü gelmiştir. İnsanlar çoğu zaman bazı şeyleri konuşmamayı, ertelemeyi ya da görmezden gelmeyi seçiyor. Ben de olaylara biraz bu açıdan bakıyorum; neyin söylenmediği, neyin içerde kaldığı ve bunun insanda nasıl bir karşılık bulduğu benim için önemli.

muhendis-yonetici-simdi-de-romanci-serter-kocababa-golgede-kalanlar-ile-edebiyat-sahnesinde


Kitabınızda hangi karakter veya sahne sizin için en özel olanıydı?

Tek bir karakter ya da sahne söylemek zor, çünkü her birinin içinde farklı bir düşünce ve duygu var. Ama özellikle karakterlerin kendi içlerinde kaldıkları, çok fazla şey söylemeden düşündükleri anlar benim için daha anlamlıydı.
Çünkü insanın kendisiyle baş başa kaldığı o anlar, aslında en gerçek ve en belirleyici anlar oluyor. Yazarken de en çok o sessiz anların üzerine düşündüğümü söyleyebilirim.

Örneğin Defne’nin Mümtaz Hoca’nın dersinde, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir anın içinde kendi dünyasına çekildiği ve geçmişiyle bağ kurduğu sahneler… Aslında çok şeyin söylenmediği ama okurun hissedebildiği o anlar benim için daha özel.

Lirik Yayıncılık ve editörünüz Işık Tuncel ile çalışmak size nasıl katkı sağladı?

Bir yazar için metni anlayan ve ona doğru yerden yaklaşan bir editörle çalışmak çok kıymetli. Işık Hanım’la bu anlamda uyumlu bir süreç yürüttük. Metnin kendi dili ve akışı korunurken, daha sade ve güçlü bir hale gelmesi konusunda önemli katkıları oldu.

Yazarken fark edemediğiniz bazı noktaları dışarıdan görmek ve doğru şekilde yönlendirilmek sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlıyor. Bu noktada özellikle şunu da belirtmek isterim; Işık Hanım bu süreçte büyük bir özveriyle, hiçbir karşılık beklemeden adeta görünmeyen bir kahraman gibi katkı sundu. Bu emek benim için gerçekten çok kıymetliydi.

Ayrıca Lirik Yayıncılık’a da bu sürece verdikleri destek için teşekkür ediyorum.


İlk romanınızı yayımladığınızda çevrenizden gelen ilk tepkiler nelerdi?

İlk tepkiler genel olarak çok olumluydu. Ama benim için en anlamlı olan, okurların hikâyede kendilerinden bir şey bulduklarını söylemeleriydi. Farklı insanların, farklı yerlerde ama benzer duygular üzerinden kitapla bağ kurması benim için oldukça kıymetliydi.

Yakın çevremden gelen destek ve samimi geri dönüşler de beni ayrıca mutlu etti. Bununla birlikte, beni hiç tanımayan ve romanı tamamen metin üzerinden değerlendiren okurların tepkilerini de özellikle merak ediyorum. Çünkü o noktada yazarın kimliğinden bağımsız olarak, metnin kendi başına nasıl bir karşılık bulduğu daha net ortaya çıkıyor.

muhendis-yonetici-simdi-de-romanci-serter-kocababa-golgede-kalanlar-ile-edebiyat-sahnesinde


'Gölgede Kalanlar' okurlarda nasıl izler bırakacak? Romanı bitiren bir okurdan hangi cümleyi duymak sizi en çok mutlu ederdi?

Aslında romanın herkes tarafından çok satılmasını hiçbir zaman temel bir hedef olarak görmedim. “Çok satan” olmasından ziyade, okurla kişisel bir bağ kurabilen bir kitap olması benim için daha kıymetli.

Bu da bana göre daha zor ama daha değerli bir şey. Romanın içindeki soyut ve zaman zaman psikolojik katmanların, okurun her eline alışında farklı anlamlar üretmesini; hatta geçmişte yaptığı çıkarımları bile değiştirebilmesini önemsiyorum.

Çünkü benim için bir kitabın değeri, kaç kişiye ulaştığından çok, bir okurun hayatında ne kadar süreyle ve ne kadar derin bir bağ kurabildiğiyle ilgili.


Kamuda ve HKMO Antalya Şube Başkanlığı'nda önemli görevler yürütüyorsunuz. Bu mesleki kimlik yazma sürecinizi nasıl etkiledi?

Yoğun bir mesleki tempo içerisinde yazmak elbette kolay değil ama bu durumun yazma sürecine olumlu bir katkısı olduğunu da düşünüyorum. Çünkü bulunduğum görevlerde sürekli insanlarla, farklı hikâyelerle ve gerçek durumlarla karşılaşıyorsunuz. Bu da hayata bakışınızı besliyor.

Diğer yandan mesleki disiplinin getirdiği planlı düşünme alışkanlığı, yazma sürecinde de bir denge sağladı. Yoğunluk bazen zamanı zorlaştırsa da, yazdığınız şeyin gerçek hayattan kopuk olmamasını arttıran bir zemin oluşturdu diyebilirim.

Bununla birlikte, hayatımın büyük bir kısmında somut düşünmenin hâkim olması zaman zaman zihinsel bir yorgunluk da oluşturabiliyor. Yazma sürecinde soyut düşünmeye yönelmek ise bu anlamda benim için bir denge unsuru oldu. Bu romanın yolculuğu benim için oldukça keyifli, düşündürücü ve yer yer ruhumu sakinleştiren bir süreçti diyebilirim.

muhendis-yonetici-simdi-de-romanci-serter-kocababa-golgede-kalanlar-ile-edebiyat-sahnesinde

Harita ve planlama ile edebiyat arasında bir bağ kuruyor musunuz?

Aralarında doğrudan bir bağ kurmak zor gibi görünse de, aslında benzer bir tarafları olduğunu düşünüyorum. Harita Mühendisliği daha çok somut olanı anlamaya ve düzenlemeye odaklanırken, edebiyat insanın iç dünyasını anlamaya çalışıyor.

İkisi de bir anlamda “anlama” çabası. Biri mekânı, diğeri insanı… Bu açıdan bakınca birbirinden tamamen kopuk değil, aksine birbirini tamamlayan iki alan gibi görüyorum.

Aynı zamanda bu iki alan benim için bir denge de oluşturuyor. Kamu hizmeti daha çok somut düşünmeyi ve sorumluluk almayı gerektirirken, edebiyat bana daha soyut ve içsel bir alan açıyor. Belki de bu yüzden biri diğerine iyi geliyor; biri hayatın içinde kalmamı sağlarken, diğeri o hayatı anlamlandırmama yardımcı oluyor.

İlk romanınızdan sonra yeni bir kitap projesi düşünüyor musunuz? Yazarlık yolculuğunuzda bundan sonraki adımınız ne olacak?

Evet, yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. 'Gölgede Kalanlar' benim için bir başlangıç oldu. Yazma süreci hem düşündüren hem de insanın kendisiyle farklı bir bağ kurmasını sağlayan bir deneyim.

Bundan sonraki süreçte tek bir alana bağlı kalmak yerine, farklı konular üzerine yazmayı da planlıyorum. Özellikle Antalya’nın geçmişini, kent hafızasını ve zaman içindeki dönüşümünü ele alan bir kitap fikri benim için oldukça heyecan verici. Bu süreci sadece tarihsel bir anlatı olarak değil; mekân, insan ve zaman ilişkisi üzerinden okumak ve anlatmak istiyorum. Ama bunu bir plan ya da zorunluluk olarak değil, doğru zamanı geldiğinde kendiliğinden şekillenecek bir süreç olarak görüyorum.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız