Türkiye genelinde artan baskılar, sansür girişimleri ve haberciliğe yönelik engellemeler karşısında ortak bir duruş sergileyen basın meslek örgütleri, "Haber susmaz, biz de susmayacağız" sloganıyla kitlesel eylem çağrısı yaptı. Halkın doğru, tarafsız ve özgür bilgiye ulaşma hakkına sahip çıkıldığının vurgulandığı açıklamada, tüm basın emekçileri ve hakikati savunan yurttaşlar dayanışmaya davet edildi.
10 İlde Eş Zamanlı Eylem Planı ve Ortak Çağrı
24 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek kitlesel eylemlerin adresi Türkiye'nin farklı bölgelerindeki büyükşehirler olacak. Eylem programı kapsamında; Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Antalya, Edirne, Adana, Kocaeli, Van ve Diyarbakır'da eş zamanlı olarak alanlara çıkılacak.
Basın meslek örgütlerinin yayınladığı ortak çağrı metninde şu kararlı vurgulara yer verildi:
"Basın örgütleri ve halkın haber alma hakkına sahip çıkan yurttaşlar olarak susmayacağız. Geri adım atmayacağız. Haberin, haberciliğin ve basın özgürlüğünün savunulması için sokağa çıkıyoruz. Tüm basın emekçilerini, basın örgütlerini ve hakikate ulaşma hakkını savunan herkesi dayanışmaya çağırıyoruz. Haber susmaz, biz de susmayacağız."
Basın Özgürlüğü Nedir?
Basın özgürlüğü; haber, fikir ve eleştirilerin devletin veya herhangi bir odak merkezinin ön baskısı, sansürü ya da engellemesine maruz kalmadan kamuoyuna özgürce aktarılabilmesi hakkıdır. Bu temel hak, yalnızca gazetecilerin yazı yazma ve haber üretme özgürlüğünü değil, aynı zamanda toplumun gerçekleri öğrenme, bilgilenme ve kamusal denetim yapma hakkını güvence altına alır. Gücü elinde bulunduran mekanizmaları denetlemesi nedeniyle demokrasinin "dördüncü kuvveti" olarak kabul edilen bağımsız basın, özgür bir toplumun varlığının en kritik güvencesidir.
Küresel Ölçekte Basın Özgürlüğünün Gelişimi
Basının özgürleşme mücadelesi matbaanın icadından bu yana kanlı devrimler, yasal reformlar ve felsefi dönüşümlerle şekillenmiştir. Tarihsel süreçte Johannes Gutenberg’in hareketli parçalarla matbaayı geliştirmesi bilginin hızla yayılmasını sağlarken, bu durumdan endişe duyan krallıklar ve kiliseler basılan her metnin devlet onayından geçmesini zorunlu kılan ön sansür sistemlerini kurdu. 17. ve 18. yüzyıllarda Aydınlanma hareketleriyle birlikte İngiltere'de ön sansür yasalarının kaldırılması, İsveç'te 1766 yılında dünyanın ilk resmi Basın Özgürlüğü Yasası'nın kabul edilmesi ve Fransız Devrimi'nde düşünceyi ifade etmenin temel hak ilan edilmesi bu alandaki dönüm noktaları oldu. 20. yüzyılda ise 1948 tarihli BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesi, bilgi edinme ve yayma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak tescilledi.
Türkiye’de Basın Özgürlüğünün Tarihsel Seyri
Türkiye'de basının tarihi, monarşiden cumhuriyete uzanan çizgide her zaman devletin kırmızı çizgileri ile gazetecilerin özgürlük arayışı arasındaki gerilimli bir sahne olmuştur. Osmanlı döneminde ilk resmi gazetelerin ardından çıkan Tercüman-ı Ahval ile eleştirel basın doğarken, 1864 Matbuat Nizamnamesi kapatma yetkisi getirdi. II. Abdülhamid döneminde ağır bir istibdat yaşanırken, 24 Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilanıyla sansürün kaldırılması her yıl anılsa da bu özgürlük ortamı kısa sürdü. Erken Cumhuriyet ve tek parti döneminde basın reformların aktarılması aracı olarak görülerek Takrir-i Sükûn Kanunu ve 1931 Matbuat Kanunu ile denetim altında tutuldu. Çok partili dönemde 1961 Anayasası basına geniş güvenceler tanırken, 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ağır yıkımlar ve oto-sansür süreçlerini tetikledi. 1990'lardan itibaren medyanın büyük holdinglerin kontrolüne geçmesi bağımsızlığı zayıflatırken, günümüzde internet sitelerine getirilen erişim engelleri, RTÜK ve BİK yaptırımları, dezenformasyon düzenlemeleri ve adli baskılar basın özgürlüğünü derinden sarsmaktadır. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler endekslerinde gerileyen Türkiye, günümüzde bu alanda ciddi kısıtlamaların yaşandığı ülkeler arasında yer almaktadır.