Elektrikli araçların hayatımıza girmesiyle son dönemde artan şarj istasyonlarındaki tehlikeye dair Antalya Akdeniz Gerçek’e konuşan EMO Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, “Elektrik, doğası gereği ihmali affetmeyen bir enerji türüdür. Islak zeminle temas eden elektrikli ekipmanlar; elektrik çarpılması, yangın ve can kaybı riskini kaçınılmaz hale getirir. Bu risk, yalnızca kullanıcılar için değil; çevrede bulunan yayalar, çocuklar ve bölgeden geçen tüm vatandaşlar için geçerlidir” dedi.

"YER SEÇİMİ ÖNEMLİ"
“Ülkemizde geçmiş yıllarda yaşanan elektrik çarpılması olayları, bu tehlikenin teorik değil gerçek ve yaşanmış bir risk olduğunu acı biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle elektrikli araç şarj istasyonları gibi yüksek akım barındıran tesislerin kurulumunda, yer seçimi ve çevresel koşullar hayati önemdedir” diyen EMO Şube Başkanı Tat, istasyonlarının kurulum yerinin önemine dikkat çekti.
"SADECE LİSANS VERMEK YETMEZ"
“Sahada görülen tablo, şarj istasyonu kurulum süreçlerinde; su baskını riski, drenaj durumu, zemin kotu, çevresel etki analizleri gibi temel mühendislik kriterlerinin yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir” diyen Başkan Şaban Tat, bu tesislerin kurulumundan sonra bağımsız, yetkin ve zorunlu bir teknik denetim mekanizmasının bulunmamasının riski büyüten en temel unsur olduğunu ifade etti. Tat, yalnızca lisans verilmesinin, elektrik güvenliği açısından yeterli olmadığını kaydetti.

Elektrikli araçların ve şarj altyapısının, enerji dönüşümünün önemli bir parçası olduğunu kaydeden Tat, “Ancak bu dönüşüm, denetimsiz ve kontrolsüz şekilde ilerlediğinde kamu yararı üretmez; aksine telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açar” şeklinde konuştu.
"BU KAMU GÜVENLİĞİ İÇİN UYARDI "
Şaban Tat, “Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şubesi olarak açıkça ifade ediyoruz” diyerek şunları kaydetti:
“Su baskını riski bulunan alanlardaki şarj istasyonları ivedilikle devre dışı bırakılmalı, gerekli teknik önlemler alınmadan yeniden hizmete açılmamalıdır. Şarj istasyonlarının yer seçimi ve kurulum kriterleri ülke genelinde yeniden düzenlenmeli, kurulum öncesi ve sonrası bağımsız ve zorunlu teknik denetim sistemi mevzuata bağlanmalıdır. Can kayıpları yaşandıktan sonra yapılan düzenlemeler, çözüm değil gecikmiş müdahaledir. Asıl sorumluluk, risk ortaya çıktığında değil, risk oluşmadan önce önlem almaktır. Bu açıklama bir eleştiri değil, açık bir kamu güvenliği uyarısıdır. Bu riskler görmezden gelinirse, yaşanacak her can ve mal kaybının sorumluluğu, önlem almayan karar vericilere ait olacaktır.”
