Likya’dan Osmanlı’ya pek çok medeniyete kucak açan ve 'yeryüzündeki cennet' olarak nitelendirilen Antalya, bugünlerde geçmişine ışık tutan devasa bir keşfin gururunu yaşıyor.
Büyük Selçuklu Sultanı 1'inci Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 5 Mart 1207’de ilk kez fethedilen kentte, Antalya Valiliği desteğiyle yürütülen çalışmalar Kaleiçi'nde Selçuklu dönemine ait bilinmeyen yazıtları ortaya çıkardı.
Selçuklu tarihi araştırmacısı Dr. Mahmut Demir, Antalya'nın Anadolu'da Selçuklu'nun en önemli liman kentlerinden ve kışlık merkezlerinden biri olarak kullanıldığını belirterek, “Bilindiği üzere Antalya iki kez fethedilmiş bir İslam beldesi. İlk fetih 1'inci Gıyasettin Keyhüsrev'in hayatında, 5 Mart 1207 tarihinde gerçekleşiyor. Ancak Keyhüsrev'in ölümünden 4 yıl sonra Türkiye Selçuklularının kendi içinde yaşadıkları bir fetret devri dolayısıyla burası Müslüman hakimiyetinden çıkıyor ve Rumların hakimiyetine giriyor. Bunun üzerine kısa süre içerisinde Türkiye Selçuklu tahtına çıkmayı başaran İzzettin Keykavus, üç gün içinde şehri kuşatma altına alıyor ve 1 yıl, 1 ay süren kuşatma neticesinde Antalya'yı tekrar Selçuklu mülkü haline getiriyor. Kuşatma 24 Aralık 1215'te başlıyor ve 22 Ocak 1216 tarihinde fetih gerçekleşiyor" dedi.
Kağıda Yazılır Gibi Taşa İşlenen FetihnameFethin hicri 30 Ramazan 612, yani Ramazan Bayramı’na denk geldiğini kaydeden Dr. Demir, Sultan İzzettin Keykavus'un hazırlattığı bu özel metnin teknik detaylarına dikkat çekti.
Söz konusu yazıtın Türkiye Selçuklu tarihinin en büyük kitabesi olduğunu ifade eden Demir, “Bu sebepten bir fetihname hazırlatıyor Sultan İzzettin Keykavus. Bu fetihname, bilinen en büyük Türkiye Selçuklu Kitabesi. Aynı şekilde bir kağıda fetihname formunda yazılmış. Şiirsel bir Arapça ile kaleme alınmış. Kağıda yazılır gibi taşa yazılmış bir fetihname. 45 parçadan oluşuyor. Fetihnamenin kendisi 43 parça. Onu destekleyen iki ayrı parçası daha mevcut. Arapça bir metin ve Antalya surları üzerine yerleştirilmiş. Günümüzde surların bir kısmı ayakta olmadığı için 7'si kaybolmuş, 9'u Etnografya Müzesi'nde sergilenmekte. 29'u ise surların üzerinde bulunmakta" diye konuştu.
Zorlu Araştırma SüreciBu kitabeleri Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'nden Gülcan Acar ile beraber Kaleiçi'nin derinliklerine girerek araştırdıklarını anlatan Dr. Mahmut Demir, eserlerin güncel durumuna ilişkin zorlukları dile getirdi.
Yazıtların büyük bir kısmının korumasız alanlarda olduğunu belirten Demir, “Çünkü bu kitabelerin çoğu görünmeyen noktalarda ve bina çatılarında, özel mülklerin içerisinde zamanla zarar görmüş durumda. Çalılar tarafından bürünmüş durumda. Gülcan hanım tek tek bunları binbir zahmetle fotoğrafladı. Dijital tekniklerle fotoğrafladı. Ben de naçizane bunların tercümelerini ve metinlerini hazırladım. Bu şekilde herkesin göremeyeceği fetihnameyi herkesin görebileceği bir şekilde sergilemeye çalıştık. Umarım faydalı olur ve devamı gelir" ifadelerini kullandı.
Estetik Mirasın Farkındalığı ArtıyorKültür ve Turizm İl Müdürlüğü'nde fotoğrafçı olarak görev yapan Gülcan Acar ise Antalya'ya yeni tayin olduğunda kendisine verilen bu görevin heyecanını paylaştı.
Surların arasındaki bu estetiği gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı aktaran Acar, “Önce ne olduğunu tam olarak anlayamadım ama surların arasında bu kitabeleri gördüğümde inanılmaz estetikti. Bu kitabeleri ayrıca sergi alanında tıpkı duvarda durdukları gibi birebir ve biraz kabartmalı şekilde ve her bir kitabeyi gerçek ölçüsünde burada izleyicinin karşısına getirdik. Benim için müthiş bir işti. Ben inanıyorum ki her gün yanından geçip giderken bir sürü insan bunları görmeden gidiyor. Ama artık farkındalıkların artacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
Tarihi hazinenin birebir kopyalarından oluşan sergi, fetih kutlamaları kapsamında Akdeniz Üniversitesi ve AKM gibi merkezlerde halkla buluşmaya devam ediyor.