Hayal Kırıklığı
Hayal kırıklığı, insanın beklentileriyle gerçeklerin örtüşmediği anda hissettiği duygusal sarsıntıdır. İçinde üzüntü, öfke, kırgınlık, güvensizlik ve bazen de boşluk hissi barındırır. Aslında bu duygu, bize neyin önemli olduğunu gösteren bir işarettir.
Hayal kırıklığını yaşamamış, insan yoktur. Hepimiz hayal kırıklığını en çok üç alanda yoğun yaşamışızdır. Bunlardan biri “İş hayatında yaşadığımız hayal kırıklıklarıdır.” Çalışırsınız, çabalarsınız, başarılı olursunuz ama beklediğiniz terfi ya da takdir gelmez. Hatta bunları hak etmeyen insanlar ödüllendirilir. Böyle durumlarda insanın adalet algısı kırılır, kontrol yanılsaması dağılır ve kişisel algılama hatası “demek ki yetersizim.” düşüncesi yerleşir. Yaşanan hayal kırıklığı kolay kolay atlatılmaz!
“Arkadaşlıkta da hayal kırıklıklarımız” vardır. Mesela zor dönemlerden geçerken yakın bir arkadaşımızdan beklentimiz, yanımızda olmasıdır. Ama bu olmadığında büyük bir hayal kırıklığı yaşarız.
Bazen de ilişkilerde hayal kırıklıklarımız olur. Çoğu kez aşkta hüsrana uğrarız. Bir çoğumuz; sevdiğimiz birini olduğu gibi değil de, gözümüzde büyüterek, idealize ederek severiz. “Aşkın gözü kördür.” denir ya hani, biz de âşık olduğumuz kişiyi; ona, onda olmayan değerleri yükleyerek severiz. Sonra bir gün, gözümüz açılır ve gerçek olanı görürüz. Bu da büyük bir hayal kırıklığıdır insan hayatında.
Aslına bakarsanız bu üç alanın da ortak noktası, şöyle formüle edilebilir:
“Hayal kırıklığı = Beklenti — Gerçeklik farkı
Ama daha derin haliyle; beklenti çoğu zaman konuşulmamıştır. Gerçeklik ise olduğu gibidir. Hayal kırıklığının bize öğrettiği şeyler vardır: Nerede fazla anlam yüklediğimizi düşünmeye başlarız. Nerede kontrol sandığımız şeyin, aslında kontrolümüzde olmadığını anlarız. Ve nerede kendimizi ikinci plana attığımızı fark ederiz.
Hayal kırıklığı, kalbin gerçekle tanıştığı andır. Çünkü olmayan şeyler değil, “olmalıydı” dediğin şeyler acıtır. Ve insan en çok kendi kurduğu hayallere yenilir. Beklentiler büyüdükçe, sessiz vedalar çoğalır. Sevgi değil beklentidir insanı en çok yaralayan, kıran. Öte yandan iyi tarafından bakınca; kırıldığı yerden güçlenir insan. Hayal kırıklığı, gerçeğin seni eğitme şeklidir. Ders alırsın. Öğrenir ve temkinli olursun.
Hayal kırıklıklarımızı atlatmak ve bizi yıpratmasına engel olmak için, birtakım yollar buluruz. Mesela, beklentilerimizi daha gerçekçi olarak gözden geçiririz. Anlam bulmaya çalışır, ders çıkarırız. Ne öğrendiğimizi belirleriz. Kendimize zaman tanır, her şeyin hemen düzelmeyeceğini fark ederiz. Hayal kırıklığından anlamlar üretir, bize ne kattığını düşünürüz. Kendimizi suçlamayı ve kendimize kızmayı bırakıp, yaşadıklarımızın bize katkısını düşünürüz. Böylece daha iyi hissetmenin yollarını buluruz.
“Bir insanı hayal kırıklığına uğratmak, en büyük insanlık suçudur.” Diyor Dostoyevski.
Ama yine de güvenmek isteriz insanlara. Hayal kırıklığı bizi insanlardan uzaklaştırmamalı değil mi? Yoksa hayatın anlamı olmaz. Tıpkı; Charles Bukowski’nin dediği gibi olmalı insan;
“Ne hiç kimseye güvenmeyecek kadar şüpheli ol, ne de herkese güvenecek kadar saf.”
Belki böylece daha az hayal kırıklığı yaşarız, ne dersiniz?