Yine Yazıyorum… Ama Kim Anlar?
Ben yazmayı biraz da bu yüzden seviyorum.
İnsan bazen konuşamadığını yazıyor, bazen de yazdıkça ne hissettiğini anlıyor.
Birine değil sadece, bir duyguya.
Bir hâle. Yazılıyor bazı şeyler…
Ben o yılları yaşayanlardan çok, yazanlardan oldum.
Çünkü içimde tutamadığım ne varsa, bir şekilde kâğıda döküldü.
Bazen fark etmeden aynı cümleyi tekrar ettim:
“Yine yazıyorum… yine sana yazıyorum.”
Aslında o “yine”ler boşuna değildi.
İnsan içinden çıkamadığı duyguyu tekrar eder.
Belki anlar diye,
Belki geçer diye…
Ama geçmiyor.
Duvara astığım her kâğıt bir anı değil sadece.
Bir bekleyiş.
Bir kabulleniş.
Bazen de kabullenemeyiş.
Şunu çok geç anladım:
Birini sevmekten çok, sevme duygusunu büyütmüşüm içimde.
Çünkü insan gerçekten sevdiğinde eksik sevmez.
Ben de eksik sevmedim.
Zaten şiirlerimde de hep aynı yerde kaldım.
Şimdi kendime soruyorum:
Sevmek gerçekten yetiyor mu?
Eskiden cevabım netti.
“Yeter” derdim.
Şimdi o kadar emin değilim.
Çünkü insan bazen karşısındaki kişiyi değil,
Onunla kurduğu duyguyu seviyor.
Ve o duygu büyüdükçe,
Gerçekle aradaki mesafe açılıyor.
Ben hâlâ sevmeyi küçümsemem.
Hatta belki de hayatta en çok değer verdiğim şey bu.
Ama artık şunu biliyorum:
Sevgi tek başına yetmiyor.
Anlaşılmak gerekiyor.
Karşılık görmek gerekiyor.
Aynı duyguda buluşmak gerekiyor.
Yoksa insan sadece yazıyor.
Yine yazıyor…
Yine aynı yere de kalıyor…
Ama şunu da inkâr edemem:
Ben gerçekten sevdim.
Ve bugün geriye dönüp baktığımda elimde kalan şey şu:
Bir sürü yazı,
Bir sürü duygu,
Ve eksik olmayan bir sevgi.
Şimdi size sormak istiyorum:
Sizce sevgi gerçekten yeter mi?
Yoksa biz, yetmesini istediğimiz için mi aynı cümleleri tekrar edip duruyoruz…
“Yine…” diye başlayarak?