Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°
Kızıldere: Yarım Kalan Hayatlar, Tamamlanmayan Sorular

Kızıldere: Yarım Kalan Hayatlar, Tamamlanmayan Sorular

YAYINLAMA:

Türkiye’nin yakın tarihi, sadece takvim yapraklarında kalan olaylardan ibaret değildir. Bazı günler vardır ki, bir milletin hafızasına kazınır; suskunlukla değil, sorularla yaşar. Kızıldere Olayı bu soruların en ağırlarından biridir.

1970’lerin başı… Gençliğin ideallerle, devletin ise güvenlik kaygılarıyla sertleştiği bir dönem. Bir yanda idam sehpasına götürülen üç genç: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan. Onlar, yalnızca bir davanın sanıkları değil; bir kuşağın sembolüydü. İdam kararları, sadece üç hayatı değil, bir dönemin umutlarını da hedef alıyordu.

İşte tam da bu noktada, Mahir Çayan ve arkadaşları sahneye çıktı. Amaçları açıktı: İdamları durdurmak, arkadaşlarını kurtarmak. Bu uğurda Tokat’ın Kızıldere köyünde yabancı teknisyenleri rehin aldılar. Belki bir pazarlık umuduyla, belki de son bir çıkış olarak…

Ancak sonuç, bir müzakere değil; bir trajedi oldu.

30 Mart 1972’de gerçekleştirilen operasyonla birlikte Kızıldere’de 10 devrimci hayatını kaybetti. O isimler, tarihin tozlu sayfalarına sıkışacak kadar sıradan değildi:

• Mahir Çayan

• Cihan Alptekin

• Saffet Alp

• Sinan Kazım Özüdoğru

• Ahmet Atasoy

• Ertan Saruhan

• Nihat Yılmaz

• Ömer Ayna

• Murat Karataş

• Hakan Taner

(Operasyondan sağ kurtulan tek isim ise Ertuğrul Kürkçü oldu.)

Bu isimler, sadece bir ideolojinin temsilcileri değildi; aynı zamanda bir dönemin “anlaşamama” halinin kurbanlarıydı. Çünkü mesele yalnızca bir çatışma değildi. Mesele, konuşulamayan, dinlenmeyen ve giderek sertleşen bir ülkenin hikâyesiydi.

Deniz Gezmiş’in mahkemede söylediği sözler hâlâ hafızalarda:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!”

Bu slogan, kimine göre bir hayal, kimine göre bir tehditti. Ama herkes için bir gerçek vardı: Gençler, inandıkları uğruna ölüme yürüyordu.

Mahir Çayan’ın Kızıldere’de söylediği o söz ise tarihe kazındı:

“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik.”

Bu cümle bir son değil, aslında bir başlangıçtı. Çünkü o günden sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. İdamlar gerçekleşti, cenazeler toprağa verildi, ama geride kalan sorular hiç gömülmedi.

Bugün hâlâ bir türküde yaşar o günler.

Mahir’e Ağıt (Kızıldere Türküsü) yankılanır:

“Mahir’in yoldaşları vuruldu Kızıldere’de

Bir isyan kaldı geriye, bir de yarım düşler…”

Kızıldere’yi anlamak, taraf olmak değildir. Kızıldere’yi anlamak; bir ülkenin neden bu noktaya geldiğini, gençlerin neden ölümü seçtiğini ve devletin neden başka bir yol bulamadığını sorgulamaktır.

Çünkü tarih, sadece kazananların yazdığı bir metin değildir. Aynı zamanda kaybedenlerin, susturulanların ve yarım kalanların hikâyesidir.

Ve bazı hikâyeler, bitmez. Sadece nesilden nesile aktarılır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız