Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°
Çocuklar ve Renkler

Çocuklar ve Renkler

YAYINLAMA:

Ahmet Muhip Dranas, unutulmaz OLVİDO şiirinde:

“Bir renk çığlığı içinde bahçemizden bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan lavanta çiçeği kokan kederleri” diyor.

Bir renk çığlığı, evet çocukluğumu tanımalasam tam da böyle tanımlardım; ama çocuklarımızın çocukluğu hiç de böyle değil. Onlar, renklerin çığlık çığlığa yarıştığı baharları kentlerin griliğinde yaşıyorlar. Yol boylarında insanı deli eden kızılca kıyamet gelincik tarlaları olduğundan haberdar değiller. Gelincik ve papatyayı birbirinden ayıramıyorlar.

Bizler, türlü türlü çiçek ve çeşit çeşit renklerin küçücük bir bahçede bir arada yaşayabildiğini biliyorduk. Ve bu bize bir bahçenin yalnız bir renge, yalnız bir çiçeğe değil; bütün renklere ve çiçeklere ev sahipliği yapabileceğini öğretiyordu. Yani, kitaplarda anlatılan ve çocuklarımızın bir türlü anlayamadığı çoğulculuğu yaşayarak öğreniyorduk. Oysa çocuklarımız tek renk ve çoğunlukla kirli gri kentlerde tek tip bir hayata mahkum edildi. Belki de kendilerine benzemeyenlere tahammül edemeyişlerinin sebebi bu.

Doğadan kopan ve her şeyin ahenk içinde birlikte var olabildiği tabiat manzaralarını seyretmeyen günümüz insanı her yerin yalnız kendisine ait olduğunu sanıyor.

Sınırlarını ihlal eden her şeye ve herkese saldırıyor. Bilmiyor ki bu dünyanın her yeri ve her şeyi bizim; ama hiçbir yeri ve hiçbir şeyi bizim değil. Gelincik ve papatya gibi, kertenkele ile karınca gibi, mor püren ve ulu çamlar gibi biz de diğer insanlarla bu hayatı ve bu dünyayı paylaşmak zorundayız.

Evet, zorundayız; ama bunu çocuklarımıza nasıl anlatacağız? Tek bir renge, tek bir hikayeye ve tek bir hayata hapsettiğimiz çocuklarımıza bunu anlatamazsak bütün hayatları kavgayla geçecek. Ve biz o zaman kahrımızdan perişan olacağız. Oysa çocuklarımızı bitmez kavgalara değil, keyifli bir hayata getirmiş olmalıydık. Farkında mısınız, doğadan kopan insan farklılıktan, renklilikten ve tahammülden de kopuyor. Ve farkında mısınız ki bu insanlığın hiç de hayrına değil. En önemlisi de çocuklarımızdan renkleri çaldığımızda onların kahkahalarını da çalıyoruz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız