Müslümanlık buysa ben yokum
Ortadoğu’da yaşananlar bir gerçeği yeniden gözler önüne seriyor: “Müslüman Müslümanın kardeşidir” söylemi, yüzyıllardır anlatılan bir masalın ötesine geçememiştir. Türk-Kürt kardeşliği denildi ama toplumlar birbirine düşürüldü. Sünni-Şii kardeşliği denildi ama mezhep çatışmaları bir türlü bitmedi. Türk-Arap kardeşliği söylendi; fakat arka planda her türlü hesap ve kirli oyun oynanmaya devam etti. Alevi-Sünni kardeşliği denildi ama tarihte insanların birbirini diri diri yaktığı acı olaylar yaşandı.
Kısacası kardeşlik söylemleri çoğu zaman gerçek bir barış ve adalet üretmek yerine, düşmanlıkların büyümesine ve kök salmasına zemin hazırladı.
İlimden ve bilimden uzak kalmış, halkına adeta Orta Çağ karanlığını yaşatan bazı Müslüman ülkelerin diktatör yöneticileri; tahtlarını ve çıkarlarını korumak uğruna kendi halklarına bile düşman hâline gelmiştir. Bu yobaz ve baskıcı yönetimler yüzünden Yahudi ve Hristiyan devletler, Müslüman coğrafyasındaki birçok ülkeyi ve yöneticisini adeta kedinin fareyle oynadığı gibi yönlendirebilecek bir konuma gelmiştir.
Emperyalist güçler kendi çıkarları için birleşip Müslüman coğrafyasında kan dökerken, birçok Müslüman ülke korkudan ya da siyasi hesaplardan dolayı bu tablo karşısında sessiz kalmayı tercih etmektedir. Libya, Mısır, Irak, Suriye ve şimdi de İran saldırıya uğradığında bile pek çok İslam ülkesinin açık bir dayanışma göstermemesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Beğenmediğiniz, “gavur” diyerek küçümsediğiniz İspanya’nın solcu lideri ise hiçbir Müslüman liderin cesaret edemediği şekilde faşist ve zorba güçlere karşı açıkça ve yüreklilikle durabiliyor. Buna karşılık birçok Müslüman ülke adeta uyurgezer gibi davranıyor; gerçek bir tavır ortaya koymak yerine suskun kalmayı ya da takiye yapmayı tercih ediyor.
Olmaz olsun böyle Müslümanlık da, böyle kardeşlik de. Bu anlayışın Hz. Muhammed’in öğrettiği dinle hiçbir ilgisi yoktur. Bu tavır daha çok Hz. Muhammed’in karşısında yer alan Emevi hanedanının kurucusu Ebu Süfyan’ın torunu Yezid’in temsil ettiği anlayışı andırmaktadır. Bu yüzden bu haksızlıklar karşısında ses çıkarmıyorlar. Eğer onların dini buysa, ben yokum.
Hz. Muhammed’e atfedilen bir söz vardır: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”
Bugün dinden ve kardeşlikten söz eden, mangalda kül bırakmayan birçok kişi ve yönetim; Orta Doğu’da dökülen kanları görmezden gelerek sessiz kalmaktadır. Bu durum dinin gerçekten yaşanmadığını, aksine çoğu zaman bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir.
Gerçek Müslüman; insan öldürmeyen, aksine insan yaşatan; hak yemeyen, haklının yanında ve zalimin karşısında duran; insan haklarına saygı duyan, doğaya ve hakikate değer veren insandır. Dini çıkar için kullanmaz. Çünkü ilim, bilim ve irfan olmadan yapılan dini iddialar sadece bir etiket ve slogandan ibarettir.
Bugün Hristiyan dünyası ilim ve bilimle ilerlerken, birçok Müslüman toplumun ahiret söylemleriyle oyalanması onları zayıf ve çaresiz bir hâle düşürmüştür. “İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” sözü, son 1400 yıllık tarih boyunca Müslüman toplumların Avrupa ve Amerika karşısındaki durumuna bakıldığında daha da anlam kazanır.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyulan şey hamasi nutuklar değil, vicdandan konuşabilmektir. Çünkü kardeşlik sözle değil; adaletle, insan hayatına saygıyla ve samimiyetle kurulur. Bunlar yoksa geriye sadece boş sloganlar kalır.
İran rejiminin başındaki softaları savunmuyorum. Ancak bu savaşta İran’ın haklı ve mağdur bir konumda olduğunu düşünüyorum. Emperyalist güçlere karşı Müslüman ülkeler birlik ve dayanışma içinde olmazsa “sarı öküzü” vermiş olacaklardır. O zaman da sıra diğerlerine gelecek; er ya da geç Türkiye’ye de uzanacaktır. Bu gerçek böyle bilinsin ve böyle de tarihe yazılsın.